Kitap Künyesi & Bibliyografik Bilgiler
Çalıştay Kurulları
Balıkesir Üniversitesi
İstanbul Teknik Üniversitesi
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi
İzmir Bakırçay Üniversitesi
Sakarya Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi
İstanbul Teknik Üniversitesi
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Kastamonu Üniversitesi
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Ankara Üniversitesi (E.Ö.Ü.)
İstanbul Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Akdeniz Üniversitesi
Ankara Üniversitesi
Balıkesir Üniversitesi
Ege Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi
Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Trakya Üniversitesi
Ardahan Üniversitesi (E.Ö.Ü.)
İstanbul Üniversitesi
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Akdeniz Üniversitesi
Gazi Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi
Önsöz
Değerli Bilim İnsanları, Kıymetli Katılımcılar ve Çevreye Gönül Veren Dostlarımız,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olarak, “Türkiye’de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı” başlığı altında hazırlanan bu kıymetli esere ve bilimsel buluşmaya ev sahipliği yapmanın derin gururunu ve heyecanını yaşıyoruz.
Günümüzde insanoğlunun gezegen üzerindeki dönüştürücü gücü, içinde bulunduğumuz Antroposen çağını şekillendirirken; küresel iklim krizleri, kuraklık ve insan kaynaklı baskılar en çok doğal yaşamın kılcal damarları olan sulak alanlarımızı tehdit etmektedir. Sulak alanlar; sadece biyoçeşitliliğin ve ekosistem dengesinin korunmasında değil, su güvenliği, karbon tutumu ve taşkın kontrolü gibi hayati ekosistem hizmetlerinde de dünyamızın vazgeçilmez yaşam kaynaklarıdır. Bu hassas alanların karşı karşıya kaldığı ekolojik riskleri doğru anlamak, izlemek ve koruma-kullanma dengesi çerçevesinde geleceğe aktarmak hepimizin ortak vicdani ve bilimsel sorumluluğudur.
Küresel ölçekte verdiğimiz bu mücadelenin ve çevre politikalarının en önemli mihenk taşlarından biri şüphesiz COP31 İklim Değişikliği Taraf Ülkeler Konferansı’dır. Ülkemizin ev sahipliği üstlenme yolundaki kararlı duruşu ve iklim diplomasisindeki öncü rolü, Türkiye’nin yeşil dönüşüm vizyonunu tüm dünyaya duyurması adına tarihi bir fırsat niteliğindedir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olarak bizler de bu vizyonun bir parçası olmaktan büyük bir heyecan duyuyoruz. Üniversitemiz; sürdürülebilirlik odaklı eğitim modelleri, dijital izleme ve yapay zekâ tabanlı ekolojik risk analizleri, sıfır atık projeleri ve yeşil dönüşüm eğitimleriyle COP31 hedefleri doğrultusunda son derece yapıcı, somut ve faydalı çalışmalara imza atmaktadır.
22-24 Ekim 2026 tarihlerinde Anafartalar Yerleşkemizde gerçekleştireceğimiz bu saygın çalıştay, bilim dünyamızın sulak alanlar üzerindeki derinlikli araştırmalarını bir araya getirerek hem akademik yazına hem de karar vericilere rehberlik edecek çok değerli bir birikim sunmaktadır.
Bu anlamlı ve kapsamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde büyük bir özveriyle çalışan, başta Çalıştay Başkanımız Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal olmak üzere tüm düzenleme kuruluna, sekreteryaya ve emeği geçen üniversitemiz personeline yürekten teşekkür ediyorum. Onur konuğumuz Doç. Dr. T. Ahmet Ertek’e ve Anadolu’nun dört bir yanından gelerek bildirileri, araştırmaları ve fikirleriyle bu kitaba ve etkinliğimize değer katan tüm kıymetli bilim insanlarına şükranlarımı sunuyorum.
Geleceğimizi ve sulak alanlarımızı koruma yolunda ortak akılla atılan her adımın katlanarak çoğalmasını diliyor; bu özet kitapçığının ve çalıştayın bilim dünyamıza, ülkemize ve geleceğimize ışık tutmasını temenni ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla,
Doç. Dr. T. Ahmet ERTEK
Çalıştay Onur Konuğu • Çağrılı Konuşmacı
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü (E.Ö.Ü.) • Türk Coğrafya Kurumu
taertek@istanbul.edu.tr
ANTROPOSEN VE ANTROPOSFER:
ANTROPOJENİK JEOMORFOLOJİDE GELİŞMELER
“Yeni insan çağı” anlamına gelen Antroposen (Crutzen and Stoermer, 2000; Crutzen, 2002), 2000’li yıllardan itibaren yer bilimlerinde ifade edilmeye başlanan yeni ve önemli bir kavramdır. İklim değişikliğinin etkileri, ekstrem doğa olayları ve dinamik süreçlerdeki sapmalar; farklı sonuçları ve insanı etkileyen koşulları meydana getirmektedir. Bu devrede özellikle yerküre üzerindeki insanın jeomorfolojiye etkileri incelenmektedir. Yer bilimlerinin yanı sıra Antroposen; klimatoloji, biyoloji, biyocoğrafya, pedoloji, ekoloji, çevre bilimleri gibi birçok bilim dalının araştırma konusunu oluşturmaktadır. Atmosfer, litosfer, hidrosfer ve biyosfer gibi birçok farklı küresel doğal ortamdan bir yenisi, insan tarafından oluşturulmuş “Antroposfer (İnsan Küresi)” bileşeninin son jeolojik evresidir (Ertek, 2026).
Jeomorfoloji alanında ise 1960’lara kadar, hatta daha eskilere inen insan etkisi odaklı jeomorfolojiye bakış açısı, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren Antropojenik Jeomorfoloji (Antropo-jeomorfoloji) kavramının yaygınlaşması ile pik noktalara doğru eğilim göstermiştir. Antropojenik Jeomorfoloji; konusu, kökeni ve amacı son derece farklı insan topluluklarının operasyonu tarafından yaratılmış olan, sürekli gelişen ve genişleyen yeni yer şekilleri olarak tanımlanabilir. Geniş bir manada, yapay bir şekilde yaratılan yer şekilleri, örneğin; orta ve küçük ölçekli iklimlerde ve biotada, yani biyolojik bileşeni oluşturan doğal çevrede ve doğal süreçleri biraz değiştirmede çok çeşitli etkiler yapar (Szabó, 2010).
Belirtilen bilimsel gelişmeler, topografyada insan etkisi kaynaklı değişimleri ve yapay jeomorfolojik birimler ile süreçleri inceleyen antropojenik jeomorfolojide farklı metodolojilerin de ortaya atılmasını ve farklı alanlarda kullanılmasını sağlamıştır. Burada amacımız antropojenik jeomorfolojide yöntemlerin nasıl geliştiğinin ortaya konmasına ve bu gelişimin gelecekte hangi alanlarda yoğunlaşabileceğine odaklanmıştır. Araştırmada ulusal ve özellikle uluslararası kaynaklar detaylıca incelenmiş, bibliyometrik ve analojik analizler yapılmış, metodolojik sınıflandırmalarla karşılaştırmalar üzerinde durulmuştur. Yapılan incelemeler antroposen kavramı üzerine odaklanan ve bu kavramdan yola çıkan çalışmaların fiziki coğrafya ya da jeomorfoloji alanı dışında ilk olarak yoğunlaştığı ve hangi disiplin içerisinde ise o bilim alanın yöntemlerini kullandığını ortaya koymaktadır. Bu noktada 2000’li yılların başında daha çok jeoloji odaklı çalışmalar olarak (1) tortul karot analizleri yöntem olarak kullanılmıştır. Ancak 1983’te Nir’in (2) “Potansiyel Antropojenik Jeomorfoloji İndisi” formülü, bu formülün Rozsa & Novak (2011) tarafından güncellenmesi ilk yöntemsel yaklaşımlar olarak dikkat çekmektedir. 2010’lu yıllardan itibaren gelişen teknolojik imkanlarla birlikte antropojenik jeomorfolojide (3) Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) odaklı çalışmaların yaygınlaştığı tespit edilmiştir. Bu tür incelemeler özellikle kartografik veri setleri ile belli bir sahada zamansal topografik değişimlere odaklanmaktadır. Sofia, Tarolli, Cao, Chen, Brandoloni gibi bilim insanları ise özellikle yüksek hassasiyetli sayısal yükselti modelleri üzerinden rölyef değişim formülleri üretmişler ve antropojenik jeomorfoloji koşullarının yoğunluğunu analiz etmişler ve haritalamışlardır. Daha sonraki yıllarda (4) uydu görüntüleri üzerinden arazi kullanım değişimi odaklı analizler ile arazi çalışması verilerinin eklenmesi sonucu topografik değişim modelleri üretilmeye çalışılmıştır. 2020’li yıllardan sonra Türkiye’de de yaygınlaşan çalışmalarda CBS ve Uzaktan Algılama (UA) yöntemlerinin kullanıldığı farklı veri setleri ile modellemelerin yapıldığı özellikle de yüksek hassasiyetli veriler üzerinden topografik değişim ve jeomorfolojik süreç değişimi analizlerin yöntem olarak kullanıldığı saptanmıştır. Antropojenik jeomorfoloji çalışmalarında CBS ve UA ile modellemelerin yapıldığı çalışmalar daha çok (1) maden çıkarma ve (2) yerleşim kaynaklı değişimler ile (3) kıyı jeomorfolojisi ve (4) sulak alanlardaki insan kaynaklı değişim alanlarının incelenmesi üzerinde durmaktadır. Bu odak noktalarının dışında, (5) risk analizlerindeki jeomorfolojik koşulları tetikleyen antropojenik faktörler üzerine de odaklanmalar olduğu dikkat çekmektedir (Uzun & Ertek, 2026).
Sonuç olarak jeomorfoloji disiplini içerisinde yeni bir alan olan antropojenik jeomorfoloji gelişen teknolojik imkanlarla birlikte farklı analiz ve yöntemlerin kullanıldığı bir alan olarak dikkat çekmektedir. Uluslararası Jeoloji ve Stratigrafi Kurumunun, Antroposen’i -özellikle antropojenik depoların (örneğin; plastik çöp dağları ve depolarının, göllerde ve sulak alanlardaki insan kaynaklı ağır metal birikimlerinin), doğal depo karakteri taşımaması nedeni gibi- yeni bir jeolojik devir olarak kabul etmemesinin farklı bilimsel nedenleri bulunmaktadır. Ancak antroposen kavramını jeomorfolojik olarak incelemek ve özellikle CBS ve UA teknikleri kullanılması ile birçok detaylı analiz sonucu üretmek, geleceğe dönük (1) planlama, (2) yönetim çalışmaları ile (3) risk-duyarlılık analizlerinde oldukça faydalı sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu nedenle ülkemizde son 5-10 yıllık süreçte inceleme alanı olarak dikkat çeken antropojenik jeomorfolojinin farklı model denemeleri ile daha çok yaygınlaşmasının oldukça önemli olduğu ortaya çıkmaktadır (Uzun & Ertek, 2026).
Kaynakça (Selected References):
- Crutzen, P.J. and Stoermer, E.F. 2000. “The Anthropocene”. IGBP Global Change Newsletter, May 2000, 41: 17-18.
- Crutzen, P. J. 2002. “Geology of mankind”. Nature, 415: 23.
- Ertek, T.A. 2026. “Antroposen, Antroposfer: Antropojenik Jeomorfoloji (Genişletilmiş 2. Baskı)”. PEGEM AKADEMİ Yay., 465 s., Ankara.
- Nir, D. 1983. In D. Ashoren (Ed.) “Man, a Geomorphological Agent: An Introduction to Anthropic Geomorphology”. Keter, Springer, Jerusalem.
- Rozsa, P. & Novak, T. 2011. “Mapping anthropic geomorphological sensitivity on global scale”. Zeitschrift für Geomorphologie, 55(1): 109-117.
- Szabó, J. 2010. “Anthropogenic Geomorphology: Subject and System”. In: J. Szabó et al. (Eds.), Anthropogenic Geomorphology, pp. 3-10, Springer.
- Uzun, S.M. & Ertek, T.A. 2026. “Antropojenik Jeomorfolojide Değişimler ve Gelişimler Üzerine Metodolojik Yaklaşım”. UCEK-2026 Bildiri Kitabı, s. 24-26.
İçindekiler (Konu Başlıkları ve Bildiriler)
Protokol Konuşmaları: Prof. Dr. Ahmet Evren ERGİNAL • Prof. Dr. Muzaffer ÖZDEMİR • Prof. Dr. R. Cüneyt ERENOĞLU
« Antroposen ve Antroposfer: Antropojenik Jeomorfolojideki Gelişmeler »
Konferans Salonu — Değerlendirme, teşekkür ve katılım belgelerinin teslimi
Her sözlü bildiri için 15 dakika sunum ve 5 dakika soru-cevap / tartışma olmak üzere toplam 20 dakika ayrılmıştır. Sunum yapacak yazarlarımızın slayt dosyalarını oturum başlamadan önce salondaki teknik ekibe teslim etmeleri rica olunur.
“Çardak Lagünü: Kıyı Oku, Lagün Ekosistemi ve Antropojenik Baskılar”
Bilimsel Çerçeve: Çardak Lagünü, Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı arasındaki kıyı geçiş zonunda yer alan, kıyı jeomorfolojisi ve sulak alan ekosistemlerinin birlikte gözlenebildiği kritik bir sulak alandır. Lagünün oluşum ve gelişiminde belirleyici olan kıyı oku (sand spit), kıyı boyu sediman taşınımını ve lagün-deniz arasındaki hidrodinamik dengeyi gözlemlemek açısından eşsiz bir jeomorfolojik laboratuvardır.
Bunun yanında çevredeki tarımsal faaliyetler, kentsel baskılar ve turizm hareketlerinin lagün üzerindeki antropojenik etkileri yerinde incelenecektir. Çardak Lagünü sedimanlarında yapılan analizler, özellikle Hg ve Cd olmak üzere ağır metal zenginleşmesi ve ekolojik risk potansiyelini ortaya koymaktadır. Katılımcılar, sahadaki jeomorfolojik ve ekolojik süreçleri yerinde gözlemleyerek bilimsel verileri değerlendirecektir.
Dalga rejimleri, kıyı boyu sediman akımları ve lagün ağzı morfolojisi.
Lagün dip çamurundaki Hg ve Cd zenginleşmesi ile çevresel riskler.
Kıyı lagününde göçmen kuşların beslenme alanı ve bentik fauna dinamiği.
Doğa temelli restorasyon, kıyı erozyonu kontrolü ve koruma stratejileri.
Servis Ulaşım Bilgisi
24 Ekim Cumartesi sabahı saat 09:30'da ÇOMÜ Anafartalar Yerleşkesi Eğitim Fakültesi önünden ücretsiz servis araçları hareket edecektir. Gezi bitiminde katılımcılar şehir merkezine geri getirilecektir.
Katılımcı Tavsiyeleri
Lagün kıyısındaki kumul ve çamurlu alanlarda yürüyüş yapılacağı için arazi şartlarına uygun ayakkabı, rüzgarlık, şapka ve not defteri bulundurulması tavsiye edilmektedir.
Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler
The Relatiponships between Carlson, Rotifer and Crustacean Trophic State Indices in Lake Manyas, Turkey
1 Balıkesir University
2 İskenderun Technical University
* Sorumlu Yazar: kcelik@balikesir.edu.tr
Klorofil-a (Chl-a), suyun ışık geçirgenliği, Rotifer ve Kabuklulara lişkin veriler, Ocak 2013 ile Kasım 2014 tarihleri arasında Manyas Gölü’nde bulunan dört örnekleme istasyonundan mevsimsel olarak toplanmıştır. Toplam 29 zooplankton türü tespit edilmiş olup bunların 17’si Rotifera, 9’u Cladocera ve 3’ü Copepoda grubuna aittir. Rotifera, toplam zooplankton bolluğunun %45’ini oluşturarak baskın grup olmuştur.
Carlson’ın TSI-Chl-a ve TSI-SD değerlerine göre Manyas Gölü hipereutrofik olarak sınıflandırılırken, TSI-ROT ve TSI-CR indeksleri gölü ötrofik olarak karakterize etmiştir. TSI-ROT, hem TSI-Chl-a hem de TSI-SD ile güçlü negatif korelasyon gösterirken, TSI-CR ,TSI-Chl-a ve TSI-SD ile zayıf pozitif bir korelasyon göstermiştir.
Data on chlorophyll-a (Chl-a), water transparency, rotifers and crustaceans was collected seasonally from Lake Manyas, Turkey between January 2013 and November 2014 at four stations. A total of 29 zooplankton species (17 Rotifera, 9 Cladocera and 3 Copepoda) were identified. Rotifera was the dominant group making 45% of the total zooplankton abundance.
The results of Carlson's TSIChl-a and TSISD showed that Lake Manyas was hypertrophic, while TSIROT and TSICR characterized the lake as eutrophic. TSIROT had a strong negative correlation, while TSICR had a weak pozitive correlated with TSIChl-a and TSISD in Lake Manyas.
Çelik, K. (2026). The Relatiponships between Carlson, Rotifer and Crustacean Trophic State Indices in Lake Manyas, Turkey. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 1: Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler (s. 12). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Wetlands as Natural Archives of the Anthropocene: Evidence from Anatolian Pollen Records
1 Istanbul un iversity
2 Istanbul University
3 Istanbul University-Cerrahpaşa
* Sorumlu Yazar: hcaner@istanbul.edu.tr
Forest dynamics were assessed using Pinus, deciduous Quercus, Fagus, Betula, Picea, Abies, and Alnus, whereas Poaceae, Amaranthaceae, Asteraceae, and Artemisia were considered indicators of open-land and steppe conditions. Agricultural activity and broader human influence were evaluated through changes in land-use-related pollen indicators, particularly Cerealia-type, Olea, Juglans, and Plantago lanceolata-type.
The comparative assessment indicates that vegetation development across the investigated sites during the last millennium did not follow a uniform or unidirectional trajectory. Instead, vegetation changes varied according to regional environmental conditions and the intensity of human activities. At Sapanca, the comparatively strong representation of arboreal pollen and mesophilous forest elements is consistent with the humid conditions of northwestern Anatolia. In contrast, the greater prominence of open-land and steppe taxa in the Tecer and Nar records reflects the drier and more continental character of Central Anatolia. The Aktaş record highlights shifts between forest and steppe components under high-altitude continental conditions. Records from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland reveal more complex vegetation trajectories shaped by interactions among local environmental conditions, grazing, agricultural activity, and wetland dynamics.
Vegetation changes coinciding with the Medieval Climate Anomaly and the Little Ice Age cannot be attributed solely to climatic variability. Changes in agriculture, grazing pressure, and land-use intensity appear to have locally amplified or attenuated climate-related vegetation signals. Differences in the timing and magnitude of change among the investigated sites demonstrate that vegetation dynamics in Anatolia during the Late Holocene were shaped by regionally variable interactions between climate and human activities. These findings emphasize the value of integrating different wetland archives to improve our understanding of the respective influences of climatic variability and human activities on vegetation and to establish the long-term context of the human-driven ecological transformations associated with the Anthropocene.
Sediment cores recovered from wetlands constitute valuable natural archives for reconstructing long-term interactions among climate, vegetation, and human activities. Characterized by pronounced climatic, topographic, and biogeographical contrasts, Anatolia provides an ideal setting for evaluating regional differences in vegetation responses to past environmental change. In this study, fossil pollen records from Lakes Aktaş, Tecer, Sapanca, and Nar, together with those from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland, were compared to investigate vegetation and land-use changes over approximately the last millennium. These sites represent a range of environmental settings across Anatolia. Pollen data were compiled from published studies and accessible databases, and the records were evaluated within a common chronological framework based on changes in major arboreal, open-land, and anthropogenic indicator taxa.
Forest dynamics were assessed using Pinus, deciduous Quercus, Fagus, Betula, Picea, Abies, and Alnus, whereas Poaceae, Amaranthaceae, Asteraceae, and Artemisia were considered indicators of open-land and steppe conditions. Agricultural activity and broader human influence were evaluated through changes in land-use-related pollen indicators, particularly Cerealia-type, Olea, Juglans, and Plantago lanceolata-type.
The comparative assessment indicates that vegetation development across the investigated sites during the last millennium did not follow a uniform or unidirectional trajectory. Instead, vegetation changes varied according to regional environmental conditions and the intensity of human activities. At Sapanca, the comparatively strong representation of arboreal pollen and mesophilous forest elements is consistent with the humid conditions of northwestern Anatolia. In contrast, the greater prominence of open-land and steppe taxa in the Tecer and Nar records reflects the drier and more continental character of Central Anatolia. The Aktaş record highlights shifts between forest and steppe components under high-altitude continental conditions. Records from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland reveal more complex vegetation trajectories shaped by interactions among local environmental conditions, grazing, agricultural activity, and wetland dynamics.
Vegetation changes coinciding with the Medieval Climate Anomaly and the Little Ice Age cannot be attributed solely to climatic variability. Changes in agriculture, grazing pressure, and land-use intensity appear to have locally amplified or attenuated climate-related vegetation signals. Differences in the timing and magnitude of change among the investigated sites demonstrate that vegetation dynamics in Anatolia during the Late Holocene were shaped by regionally variable interactions between climate and human activities. These findings emphasize the value of integrating different wetland archives to improve our understanding of the respective influences of climatic variability and human activities on vegetation and to establish the long-term context of the human-driven ecological transformations associated with the Anthropocene.
CANER, H. (2026). Wetlands as Natural Archives of the Anthropocene: Evidence from Anatolian Pollen Records. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 1: Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler (s. 13). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Deniz–Kara Etkileşimi ve Morfolojik Süreçler
Son 20.000 Yıl Süresince Meydana Gelen Kıyı Çizgisi Değişmelerinin Batı Anadolu Kıyı Yerleşimleri Üzerindeki Etkilerinin Lokal Bir Model Üzerinde Jeoarkeolojik Değerlendirmesi: Çaltılıdere Kıyı Düzlüğü ve Höyüğü
1 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Coğrafya Bölümü
2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
* Sorumlu Yazar: serdar.vardar@ikc.edu.tr
Vardar, S. (2026). Son 20.000 Yıl Süresince Meydana Gelen Kıyı Çizgisi Değişmelerinin Batı Anadolu Kıyı Yerleşimleri Üzerindeki Etkilerinin Lokal Bir Model Üzerinde Jeoarkeolojik Değerlendirmesi: Çaltılıdere Kıyı Düzlüğü ve Höyüğü. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 2: Deniz–Kara Etkileşimi ve Morfolojik Süreçler (s. 15). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri
İstanbul'un Küçükçekmece-Silivri İlçeleri Arasında Antropojenik Kıyı Dönüşümü: Kentsel Yayılmanın Sulak Alan Ekosistemi Üzerindeki Etkisi
1 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü
2 İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Bölümü
3 Sakarya Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölümü
* Sorumlu Yazar: esutan@istanbul.edu.tr
Kıyı alanları, şehirleşme baskısının en yoğun hissedildiği ve doğal ekosistemlerin en hızlı dönüşüme uğradığı mekânsal birimler arasında yer almaktadır. Özellikle İstanbul’un Küçükçekmece ile Silivri ilçeleri arasında uzanan kıyı kesimlerinde (Küçükçekmece, Avcılar, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Silivri) gözlenen nüfus artışı, ulaşım yatırımları, sanayi ve konut gelişimi ve turizm kıyı peyzajının yapısını önemli ölçüde değiştirmiş; sulak alanların daralmasına, kıyı alanlarının betonlaşmasına, doğal habitatların parçalanmasına ve arazi kullanım desenlerinin yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Bu çalışma, 1985-2026 döneminde Küçükçekmece-Silivri ilçeleri arasında uzanan kıyı kesiminde meydana gelen kentsel yayılma sürecini, kıyı sulak alanlarındaki değişimleri ve buna bağlı antropojenik peyzaj dönüşümünü mekânsal ve zamansal boyutlarıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Araştırmada çok zamanlı uzaktan algılama verileri ile yardımcı mekânsal veri setlerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda Landsat 5, Landsat 8 ve Landsat 9 uydu görüntüleri ile SRTM Sayısal Yükseklik Modeli (DEM) kullanılarak uzun dönemli arazi kullanım değişimleri incelenmiş; Sentinel-2 görüntüleri güncel arazi örtüsü ve kıyı dinamiklerinin belirlenmesinde değerlendirilmiştir. Kentsel yayılmanın ve su yüzeylerindeki değişimin belirlenmesi amacıyla Google Earth Engine platformunda Normalize Edilmiş Fark Yapılaşma İndeksi (NDBI) ve Normalize Edilmiş Fark Su İndeksi (MNDWI) analizleri gerçekleştirilmiştir. Arazi kullanım ve arazi örtüsü değişimleri CORINE Arazi Örtüsü ve Urban Atlas veri setleri kullanılarak değerlendirilmiş; tüm veriler Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve uzaktan algılama teknikleriyle bütüncül bir yaklaşımla analiz edilmiştir.
Çalışma sonucunda Küçükçekmece-Silivri kıyı kesiminde kentsel yayılmanın mekânsal örüntüsünün, kıyı sulak alanlarında meydana gelen zamansal değişimlerin ve antropojenik peyzaj dönüşümünün yoğunlaştığı alanların belirlenmesi hedeflenmektedir. Ayrıca kentsel gelişimin sulak alan ekosistemleri üzerindeki baskısının nicel olarak ortaya konulması ve elde edilen bulguların Ramsar Sözleşmesi'nin koruma ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın, kıyı sulak alanlarının sürdürülebilir yönetimi, ekosistem hizmetlerinin korunması, mekânsal planlama süreçleri ve iklim değişikliğine uyum politikalarının geliştirilmesine bilimsel katkı sağlaması beklenmektedir.
Coastal areas are among the spatial units where urbanization pressure is felt most intensely and where natural ecosystems undergo the most rapid transformation. In particular, in the coastal sections of Istanbul between the districts of Küçükçekmece and Silivri (Küçükçekmece, Avcılar, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Silivri), population growth, transportation investments, industrial and residential development, and tourism have substantially altered the structure of the coastal landscape, leading to the shrinking of wetlands, the concretization of coastal areas, the fragmentation of natural habitats, and the reshaping of land use patterns. This study aims to reveal, in their spatial and temporal dimensions, the urban sprawl process, the changes in coastal wetlands, and the associated anthropogenic landscape transformation that occurred in the coastal zone between the Küçükçekmece and Silivri districts during the 1985–2026 period.
The study utilized multi-temporal remote sensing data and ancillary spatial datasets. In this context, long-term land use changes were examined using Landsat 5, Landsat 8, and Landsat 9 satellite imagery together with the SRTM Digital Elevation Model (DEM), while Sentinel-2 imagery was used to determine current land cover and coastal dynamics. To identify urban sprawl and changes in water surfaces, the Normalized Difference Built-up Index (NDBI) and the Modified Normalized Difference Water Index (MNDWI) analyses were performed on the Google Earth Engine platform. Land use and land cover changes were assessed using the CORINE Land Cover and Urban Atlas datasets, and all data were analyzed with an integrated approach using Geographic Information Systems (GIS) and remote sensing techniques.
As a result of the study, it is intended to identify the spatial pattern of urban sprawl in the Küçükçekmece-Silivri coastal zone, the temporal changes occurring in coastal wetlands, and the areas where anthropogenic landscape transformation is concentrated. In addition, the study aims to quantitatively demonstrate the pressure of urban development on wetland ecosystems and to evaluate the findings in line with the conservation principles of the Ramsar Convention. The research is expected to make a scientific contribution to the sustainable management of coastal wetlands, the protection of ecosystem services, spatial planning processes, and the development of climate change adaptation policies.
DOĞAN, M. (2026). İstanbul'un Küçükçekmece-Silivri İlçeleri Arasında Antropojenik Kıyı Dönüşümü: Kentsel Yayılmanın Sulak Alan Ekosistemi Üzerindeki Etkisi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri (s. 17). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alan Ekoturizminde Ekolojik Kırılganlık, Ziyaretçi Yönetimi ve Koruma-Kullanma Dengesi: Çardak Lagünü Üzerine Bir Uygulama
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: odiker@gmail.com
Çanakkale’nin Lapseki ilçesine bağlı Çardak beldesinde bulunan Çardak Lagünü, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu kıyısında yer alan kıyısal-denizel bir sulak alandır. Lagünün kıyı oku ve su yüzeyinden oluşan jeomorfolojik yapısı, kuşlar ve sucul canlılar açısından taşıdığı habitat değeri, geleneksel balıkçılık faaliyetleri ve yerel toplumun alanla kurduğu sosyoekonomik ilişkiler, Çardak Lagünü’nü doğal ve kültürel mirasın birlikte değerlendirilebileceği özgün bir peyzaj hâline getirmektedir. Ayrıca kıyı kullanımı, rekreasyon, kuş gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı ve yerel yaşam kültürüne dayalı deneyimler, alanın ekoturizm potansiyelini artırmaktadır. Çardak Lagünü’nün kıyı oku, lagün sistemi ve kuş gözlemciliği potansiyeli daha önce de alanın doğa turizmi açısından değerlendirilmesini gündeme getirmiştir. Bununla birlikte güncel araştırmalarda lagünde sığlaşma, bataklık alanların genişlemesi, kirlilik, aşırı ve yasa dışı avcılık ile balık varlığındaki azalma gibi yönetim sorunlarının bulunduğu belirtilmektedir.
Bu araştırmanın amacı, Çardak Lagünü’nün sulak alan ekoturizmi potansiyelini doğal ve kültürel miras bütünlüğü içerisinde incelemek; alanın ekolojik kırılganlık düzeyini, turizm ve rekreasyon kaynaklı kullanım baskısını, mevcut ziyaretçi yönetimi uygulamalarını ve koruma-kullanma dengesini değerlendirmektir. Araştırmada ayrıca lagünün ekoturizm amacıyla değerlendirilmesine yönelik faaliyetlerin hangi sınırlar ve yönetim ilkeleri çerçevesinde geliştirildiğinin tespiti amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda araştırmada “Çardak Lagünü’nün ekolojik kırılganlığını oluşturan başlıca faktörler nelerdir?”, “Ziyaretçi ve rekreasyon faaliyetleri alan üzerinde nasıl bir baskı meydana getirmektedir?”, “Mevcut ziyaretçi yönetimi uygulamaları ekolojik hassasiyetlerin korunması açısından yeterli midir?” ve “Lagünün doğal ve kültürel miras değerlerinin korunarak ekoturizm amacıyla kullanılabilmesi için nasıl bir yönetim modeli geliştirilmelidir?” sorularına cevap aranacaktır.
Araştırma, nitel veri toplama yöntemlerinin durum çalışması olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma alanını lagün su yüzeyi, kıyı oku ve Kum Adası çevresi, rekreasyon alanları, balıkçılık kullanım alanları ve yerleşimle sulak alanın etkileşim içerisinde olduğu kıyı kesimleri oluşturacaktır. Çalışma kapsamında öncelikle ilgili mevzuat, bilimsel araştırmalar, kurumsal raporlar, alanın koruma statüsüne ilişkin belgeler ve planlama dokümanları incelenecektir. Belge incelemesi sonucunda alanın doğal ve kültürel miras değerleriyle mevcut kullanım biçimlerini gösteren bir envanter oluşturulacaktır.
Ekolojik kırılganlığın belirlenmesinde yapılandırılmış saha gözlemi ve uzman değerlendirmesinden yararlanılacaktır. Sığlaşma ve sediment birikimi, habitat parçalanması, kıyı ve bitki örtüsünde bozulma, atık ve kirlilik, kuşların ve diğer canlıların rahatsız edilmesi, kontrolsüz insan ve araç girişi, balıkçılık baskısı, yapılaşma, yangın riski ve iklim değişikliğine bağlı tehditler temel kırılganlık göstergeleri olarak değerlendirilecektir. Her gösterge 1 “çok düşük” ile 5 “çok yüksek” arasında puanlanacaktır. Göstergelerin önem ağırlıkları, sulak alan yönetimi, ekoloji, su ürünleri, coğrafya, turizm ve kültürel miras alanlarında çalışan 7–10 uzmandan alınacak görüşler doğrultusunda Analitik Hiyerarşi Süreci kullanılarak belirlenecektir. Ağırlıklandırılmış gösterge puanları 0–100 aralığına dönüştürülerek Çardak Lagünü Ekolojik Kırılganlık Endeksi oluşturulacaktır.
Ziyaretçi kullanım baskısının belirlenmesi için farklı gün ve saatlerde sistematik ziyaretçi sayımları ve davranış gözlemleri gerçekleştirilecektir. Ziyaretçi yoğunluğu, araç sayısı, alan içerisinde kalış süresi, belirlenmiş güzergâhların dışına çıkma, atık bırakma, gürültü oluşturma, kuşlara ve habitatlara yaklaşma, izinsiz ateş yakma ve hassas alanlara giriş gibi davranışlar gözlem formuna kaydedilecektir. Ziyaretçi yönetiminin yeterliliği; girişlerin kontrolü, ziyaretçi sayılarının izlenmesi, yönlendirme ve bilgilendirme sistemleri, belirlenmiş ziyaret güzergâhları, hassas alanların sınırlandırılması, atık yönetimi, araç ve otopark düzenlemesi, erişilebilirlik, güvenlik önlemleri, rehberlik hizmetleri, taşıma kapasitesi uygulamaları ve düzenli ekolojik izleme göstergeleri üzerinden değerlendirilecektir. Her gösterge “bulunmuyor”, “kısmen bulunuyor” ve “yeterli düzeyde bulunuyor” biçiminde 0–2 arasında puanlanacak ve sonuçlar 0–100 aralığına dönüştürülerek Ziyaretçi Yönetimi Yeterlilik Endeksi hesaplanacaktır.
Yerel paydaşların alana ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla amaçlı örnekleme yöntemiyle kamu kurumları, yerel yönetim, balıkçılar, bölge sakinleri, ziyaretçiler, çevre kuruluşları ve turizm paydaşlarından oluşan yaklaşık 15–20 katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilecektir. Görüşmelerde alanın doğal ve kültürel değerleri, ekolojik sorunları, kullanım çatışmaları, geleneksel balıkçılığın sürdürülebilirliği, turizmden beklenen yerel faydalar ve yönetime katılım konuları ele alınacaktır. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenecektir.
Koruma-kullanma dengesinin değerlendirilmesinde ekolojik bütünlük, kullanım baskısının kontrolü, ziyaretçi yönetimi yeterliliği ve yerel katılım göstergelerinden yararlanılacaktır. Göstergeler 0–100 aralığında standartlaştırılacak ve uzman görüşleriyle belirlenen ağırlıklar kullanılarak Koruma-Kullanma Dengesi Endeksi oluşturulacaktır. Endeksin yüksek değer alması, kullanım faaliyetlerinin ekolojik sınırlar içerisinde yönetildiğini; düşük değer alması ise turizm ve rekreasyon baskısının alanın koruma önceliklerinin önüne geçtiğini gösterecektir. Endeks sonuçları saha gözlemleri ve paydaş görüşmeleriyle karşılaştırılarak değerlendirilecektir.
Araştırma sonucunda Çardak Lagünü’ndeki hassas habitatların, ziyaretçi baskısının yoğunlaştığı kesimlerin ve yönetim eksikliklerinin belirlenmesi beklenmektedir. Elde edilecek bulgular doğrultusunda kontrollü kuş gözlem noktaları, doğa yürüyüşü güzergâhları, ziyaretçi bilgilendirme sistemleri, hassas alanlara yönelik mevsimsel kullanım sınırlamaları, yerel rehberlik uygulamaları, ziyaretçi izleme sistemi ve geleneksel balıkçılığın kültürel miras değeriyle bütünleştirilmesine yönelik öneriler geliştirilecektir. Araştırmanın, Çardak Lagünü’nde koruma öncelikli bir ekoturizm modelinin oluşturulmasına ve sulak alanın doğal-kültürel peyzaj bütünlüğü içerisinde sürdürülebilir şekilde yönetilmesine katkı sağlaması öngörülmektedir.
DİKER, O. (2026). Sulak Alan Ekoturizminde Ekolojik Kırılganlık, Ziyaretçi Yönetimi ve Koruma-Kullanma Dengesi: Çardak Lagünü Üzerine Bir Uygulama. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri (s. 18). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Dalyan Gölü Sulak Alanında Tarımsal ve Turizm Gelişmelerinden Kaynaklanan Ekolojik Riskler (Meriç Deltası Güneyi, Trakya, Türkiye)
1 Trakya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi Bölümü
2 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü
3 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi Ve Deniz Teknolojisi Mühendisliği Bölümü
* Sorumlu Yazar: musauludag04@gmail.com
Uludağ, M. (2026). Dalyan Gölü Sulak Alanında Tarımsal ve Turizm Gelişmelerinden Kaynaklanan Ekolojik Riskler (Meriç Deltası Güneyi, Trakya, Türkiye). İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri (s. 19). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri
Antropojenik Kaynaklı Hidromorfolojik Değişimlerin Lavaş Gölü Sulak Alanı Üzerindeki Etkileri
1 Ardahan Üniversitesi
2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: sultanbolat@ardahan.edu.tr
Duran, S. (2026). Antropojenik Kaynaklı Hidromorfolojik Değişimlerin Lavaş Gölü Sulak Alanı Üzerindeki Etkileri. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 5: Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri (s. 21). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Menemen Basin Under Anthropogenic Pressures: Groundwater Utilization, Salinization Risk, and Future Scenarios
1 İzmir Bakırçay University
* Sorumlu Yazar: furkan.sener@bakircay.edu.tr
Data covering the period 1980–2026 reveal significant spatial heterogeneity and temporal degradation. At several points (Hatundere Çeşme, Hatundere, Yaylaköy, Yeniköy, Güzelhisar 2, Bucak and Ilıpınar), TDS, HCO₃⁻ and hardness values have increased between these two years. Historical data (1980–2018) show that TDS, Cl⁻ and Na⁺ values are already high at industrial and agricultural sites, confirming the long-term anthropogenic impact. High NO₃⁻, NH₄⁺ and PO₄³⁻ values indicate agricultural runoff, whilst local enrichment in As, B and Fe raises further concerns regarding bioavailability.
In the most affected areas, the hydrochemical facies is shifting from a Ca-HCO₃ composition towards Na-Cl/Na-SO₄ compositions, consistent with concentration via evaporation and the input of dissolved substances. The increase in EC and Cl⁻ values in 2025–2026 indicates that salinisation is accelerating.
Furthermore, the measured oxygen-18 (δ¹⁸O) and deuterium (δ²H) values are very close to the region’s Local Meteoric Water Line. This indicates that the primary source of the water is precipitation.
An enrichment in δ²H and δ¹⁸O values is observed from 1980 to 2026. This suggests that, following intensive groundwater abstraction, irrigation return flows and/or contributions from ponds and surface water have entered the system. Intensive agricultural use leads to partial evaporation of the water at the surface, followed by re-infiltration into the aquifer. Furthermore, the Menmen Basin’s proximity to the Aegean Sea means that increased groundwater abstraction poses a risk of seawater infiltrating the groundwater via fracture systems.
Consequently, if the current situation persists, it is projected that the median TDS and Cl⁻ values in sensitive areas will exceed 2,000 mg L⁻¹ and 400 mg L⁻¹, respectively, within 10–15 years. However, with moderate intervention, the TDS value must be maintained at a level of 800–1,200 mg L⁻¹.
The Menemen Basin is currently experiencing salinisation at measurable levels. Without coordinated management, the decline in water quality will threaten agricultural productivity and the long-term sustainability of water resources.
Şener, M. (2026). Menemen Basin Under Anthropogenic Pressures: Groundwater Utilization, Salinization Risk, and Future Scenarios. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 5: Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri (s. 22). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri
Investigation of Water Quality and Pollution Levels in the Water Resources of Küre Mountains National Park: The Büyükdere Case Study
Çalıştay Katılımcısı
* Sorumlu Yazar: elifsedaozbek@gmail.com
ÖZBEK, E. (2026). Investigation of Water Quality and Pollution Levels in the Water Resources of Küre Mountains National Park: The Büyükdere Case Study. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 24). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Bir Estuarin Sisteminde (Aliağa Körfezi, Ege Denizi) Birincil Üretim ve Metal Birikim Süreçlerinin Dikey Profili: Doğal Rejimden Antroposene Geçişin Sedimanter Kaydı
1 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi ve Deniz Teknolojisi Bölümü,İzmir
2 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, İzmir
3 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Coğrafya Bölümü, İzmir
4 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü, Kırşehir
5 İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, İstanbul
* Sorumlu Yazar: kukrerserkan@gmail.com
KÜKRER, S. (2026). Bir Estuarin Sisteminde (Aliağa Körfezi, Ege Denizi) Birincil Üretim ve Metal Birikim Süreçlerinin Dikey Profili: Doğal Rejimden Antroposene Geçişin Sedimanter Kaydı. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 25). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİR SULAK ALANIN DEĞİŞEN EKOLOJİSİ GALA GÖLÜ’NDE İNSAN FAALİYETLERİ VE SEDİMENTTEKİ ANTROPOJENİK İZLER
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: erdaloztura@hotmail.com
Bu çalışma, Gala Gölü’ndeki insan–sulak alan etkileşimini göl sedimentlerinin jeokimyasal özellikleri ve ekolojik risk göstergeleri üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Göl tabanından alınan sediment örneklerinde gerçekleştirilen çoklu element analizleri; zenginleşme faktörü (EF), kontaminasyon faktörü (CF), jeoakümülasyon indeksi (Igeo), potansiyel ekolojik risk (PER) ve kirlilik yük indeksi (PLI) gibi göstergelerle birlikte ele alınmıştır. Sonuçlar özellikle cıva (Hg) ve mangan (Mn) konsantrasyonlarının dikkat çekici düzeylere ulaştığını, cıvanın ekolojik risk açısından öne çıktığını ve göl sedimentlerinde önemli bir antropojenik etkinin kaydedildiğini göstermektedir. Gala Gölü için hesaplanan kirlilik yükü ve potansiyel ekolojik risk değerleri, sulak alan üzerindeki insan kaynaklı baskının ekosistemin taşıma ve kendini yenileme kapasitesi açısından değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Bu çerçevede Gala Gölü sedimentleri yalnızca güncel kirliliğin biriktiği fiziksel bir ortam olarak değil, çevresindeki tarımsal üretim, su kullanımı ve diğer insan faaliyetlerinin sulak alan üzerinde bıraktığı antropojenik hafızayı kaydeden çevresel bir arşiv olarak değerlendirilmektedir. Koruma statüsüne sahip olmasına rağmen devam eden tarımsal ve diğer antropojenik baskılar, sulak alanların korunmasının yalnızca mekânsal sınırlandırmalarla değil, havza ölçeğinde insan faaliyetleri, yerel geçim stratejileri ve ekosistem süreçlerinin birlikte ele alındığı bütüncül bir yönetim yaklaşımıyla mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır.
Öztura, E. (2026). BİR SULAK ALANIN DEĞİŞEN EKOLOJİSİ GALA GÖLÜ’NDE İNSAN FAALİYETLERİ VE SEDİMENTTEKİ ANTROPOJENİK İZLER. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 26). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
ACISU ÇAYI (BELEK-ANTALYA) SEDİMENTLERİNDE TOKSİK ELEMENT KAYNAKLI EKOLOJİK RİSK ANALİZİ
1 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi
2 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü
* Sorumlu Yazar: furalsakir@gmail.com
Çalışma kapsamında Acısu Çayı ana ve yan kollarından 8 adet yüzey sedimenti ve havzanın farklı litolojik formasyonlarından 8 adet kayaç örneği alınmıştır. Yaş sediment örnekleri etüvde kurutularak analizlere hazır hale getirilmiştir. Potansiyel Toksik Element (PTE) analizleri Kanada merkezli Bureau Veritas Mineral Laboratuvarı’nda ICP-MS yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmektedir. PTE’lerin antropojenik kaynaklardan ne derece etkilendiğinin tespiti için Zenginleşme Faktörü (EF) ve Jeoakümülasyon İndeksi (Igeo) analizleri gerçekleştirilecektir. Toksik risk seviyesinin tespiti için Toksik Risk İndeksi (TRI), ekolojik risk seviyesinin tespiti için ise Modifiye Ekolojik Risk İndeksi (mER) ve modifiye Potansiyel Ekolojik Risk İndeksi (mPER) kullanılacaktır. Araştırma bulguları çok değişkenli istatistiksel analizler ve arazi çalışması bulguları ile değerlendirilecektir.
FURAL, Ş. (2026). ACISU ÇAYI (BELEK-ANTALYA) SEDİMENTLERİNDE TOKSİK ELEMENT KAYNAKLI EKOLOJİK RİSK ANALİZİ. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 27). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Kastamonu Sulak Alanlarının Genel Özellikleri ve Karşı Karşıya Olduğu Çevresel Değişimler
1 Kastamonu University
2 Taşköprü Local Action Group Association
* Sorumlu Yazar: ekrem-mutlu@hotmail.com
MUTLU, E. (2026). Kastamonu Sulak Alanlarının Genel Özellikleri ve Karşı Karşıya Olduğu Çevresel Değişimler. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 28). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri
Ulaşım Ağlarının Antropojenik Jeomorfoloji Perspektifinden Sediman Taşınımına Etkisi: Rize Çayeli Örneği
Çalıştay Katılımcısı
* Sorumlu Yazar: rumeysakumral@hotmail.com
Bu çalışma, Çayeli ilçesinde asfalt ve toprak dağ yollarının havzanın doğal sediman bağlantısallığını (Index of Connectivity, IC) ne ölçüde değiştirdiğini incelemektedir. Sediman bağlantısallığı, sayısal yükseklik modeli (DEM) tabanlı, literatürde yaygın olarak kullanılan bir indeksin dağlık havzalara uyarlanmış versiyonu ile hesaplanmıştır. Yol kazılarının hidrolojik etkisini temsil etmek için doğal senaryoya ek olarak üç farklı müdahale derinliği (2 m, 5 m, 10 m) modellenmiştir. IC değerleri asfalt (n=8755) ve toprak (n=15174) yol güzergâhları boyunca karşılaştırılmıştır.
Verilerin normal dağılım göstermemesi nedeniyle (Shapiro-Wilk testi, p<0.001) parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Sonuçlar, yol geçen alanlardaki IC değerlerinin, altı karşılaştırmanın beşinde yolsuz alanlardan istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı (çoğunlukla yüksek) olduğunu göstermiştir (Wilcoxon testi, p<0.001). Böylece yollar, havzanın doğal sediman taşınım düzenini gerçekten ölçülebilir biçimde değiştirmektedir. Tek istisna, asfalt yollarda en derin müdahale senaryosunda (10 m) bu farkın istatistiksel olarak anlamlılığını kaybetmesidir (p=0.358). Bu durum, arazi modelleme sürecindeki teknik adımların çok derin müdahalelerde etkiyi kısmen azaltacağına işaret etmektedir.
Asfalt yollarda sediman bağlantısallığı, tüm derinlik senaryolarında toprak yollara kıyasla anlamlı ve tutarlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (Mann-Whitney U testi, p<0.001). Bu farkın büyüklüğü senaryolar arasında benzer kalmıştır. Bu durum rastlantısal olmayıp, muhtemelen asfalt yüzeyin geçirimsiz doğasıyla ilişkili sistematik bir örüntüdür.
Antropojenik olarak yapılan yolların doğal prosesleri etkilemesinin yanı sıra ekolojik çıktıları da bulunmaktadır. Doğal, insan müdahalesi olmayan havzalarda heyelan ve çığ gibi kütlesel hareketler belirli periyotlarla gerçekleşmektedir. Bölgede yaşayan canlılar bu düzene evrimsel olarak uyum sağlamıştır. Yol yapımıyla beraber sediman girişi periyodik değil, kronik bir hal almaktadır. Bu durum, örneğin, dereye sürekli karışan ince malzemenin balık yumurtlama alanlarını doldurması, suyu bulanıklaştırması ve hassas su canlılarının yerini daha dayanıklı türlere bırakması gibi sonuçlar doğurabilmektedir. Yolların mikroklimatik denge açısından önemli ekolojik geçiş bölgeleri olduğu ve yol kenarlarındaki toprakların karbon tutumunun da dikkate alınması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak, bu çalışma, antropojenik jeomorfoloji perspektifinden yolların havza ölçeğinde sediman rejimini nasıl etkileyebileceğine dair kantitatif bir temel sunmaktadır. Bu bilgiler ışığında, dağlık havzalarda yol tipi ve güzergah kararlarının jeomorfolojik ve ekolojik etkiler göz önünde bulundurularak alınması gerektiğine işaret etmektedir.
This study examines the extent to which asphalt and unpaved mountain roads in Çayeli district alter the natural sediment connectivity (Index of Connectivity, IC) of the watershed. Sediment connectivity was calculated using a digital elevation model (DEM) based index, widely used in the literature, adapted for mountainous watersheds. To represent the hydrological effect of road incisions, three different intervention depths (2 m, 5 m, 10 m) were modeled in addition to the natural scenario. IC values were compared along asphalt (n=8,755) and unpaved (n=15,174) road routes.
Since the data did not show a normal distribution (Shapiro-Wilk test, p<0.001), non-parametric tests were used. Results showed that IC values along road segments were statistically significantly different (predominantly higher) from roadless areas in five of six comparisons (Wilcoxon test, p<0.001). Thus, roads genuinely and measurably alter the natural sediment transport regime of the watershed. The sole exception was that this difference lost statistical significance for asphalt roads at the deepest intervention scenario (10 m) (p=0.358). This indicates that technical steps in the terrain-modeling process may partially reduce the effect at very deep interventions.
Sediment connectivity on asphalt roads was found to be significantly and consistently higher than on unpaved roads across all depth scenarios (Mann-Whitney U test, p<0.001). The magnitude of this difference remained similar across scenarios. This is not coincidental, but likely reflects a systematic pattern related to the impervious nature of asphalt surfaces.
In addition to affecting natural processes, anthropogenically constructed roads also have ecological consequences. In natural watersheds without human intervention, mass movements such as landslides and avalanches occur at certain periodic intervals. Organisms living in the region have evolutionarily adapted to this regime. With road construction, sediment input shifts from periodic to chronic. This can result, for example, in fine sediment continuously entering streams, filling fish spawning gravels, increasing water turbidity, and causing sensitive aquatic species to be replaced by more tolerant ones. It should also be considered that roads are important ecological transition zones in terms of microclimatic balance, and that carbon sequestration in roadside soils must likewise be taken into account.
In conclusion, this study provides a quantitative basis, from an anthropogenic geomorphology perspective, for understanding how roads may affect the watershed-scale sediment regime. These findings indicate that decisions regarding road type and routing in mountainous watersheds should be made with consideration of both geomorphological and ecological impacts.
Kumral, R. (2026). Ulaşım Ağlarının Antropojenik Jeomorfoloji Perspektifinden Sediman Taşınımına Etkisi: Rize Çayeli Örneği. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 7: Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri (s. 30). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Antroposen Peyzajını Okumak: Antik Bir Limandan Kıyı Lagünlüğüne Dönüşümün İHA Tabanlı Yeniden Yapılandırılması
1 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ
* Sorumlu Yazar: ceren@comu.edu.tr
Bu çalışmanın amacı, Çanakkale ili Ezine ilçesi sınırlarında yer alan Dalyan köyü yakınındaki Pembe Göl (Pink Lake) ve çevresindeki eski antik liman kalıntılarının, tarihsel süreç içerisindeki morfolojik değişimini ve Antroposen peyzaj dönüşümünü yüksek çözünürlüklü İHA (İnsansız Hava Aracı) fotogrametrisi kullanarak ortaya koymaktır.
Araştırma kapsamında veri toplamak amacıyla DJI Matrice 30 T İHA sistemi ile yüksek bindirmeli havadan Nadir ve oblik fotoğraflar elde edilmiştir. Sahadan toplanan bu fotogrametrik veriler, Agisoft Professional (Metashape) yazılımında Yapıdan Harekete (SfM - Structure from Motion) algoritması işleme adımlarından geçirilmiştir. Elde edilen yoğun nokta bulutu (dense point cloud), sayısal arazi modelleri (DTM/DSM) ve yüksek çözünürlüklü ortofotolar sayesinde çalışma alanının mikro-topografyası yüksek hassasiyetle (>cm düzeyinde) yeniden yapılandırılmıştır.
Analiz sonuçları, antik dönemde aktif bir deniz/liman işlevine sahip olan alanın, sediment taşınımı ve kıyı çizgisi değişimleriyle bugünkü kapalı lagün ekosistemine evrildiğini; insan etkileri ile doğal süreçlerin bu coğrafi hafızayı nasıl şekillendirdiğini net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Çalışma, İHA fotogrametrisi ve SfM yaklaşımının kıyı jeomorfolojisi ve jeoarkeolojik peyzaj analizlerinde ne derece güçlü ve maliyet-etkin bir yöntem olduğunu kanıtlamaktadır.
The aim of this study is to investigate the historical morphological evolution and Anthropocene landscape transformation of Pink Lake (Pembe Göl), located near Dalyan Village in the Ezine district of Çanakkale Province, Türkiye, together with the remains of the surrounding ancient harbor, using high-resolution Unmanned Aerial Vehicle (UAV) photogrammetry.
For data acquisition, high-overlap nadir and oblique aerial images were collected using a DJI Matrice 30T UAV system. The acquired photogrammetric dataset was processed in Agisoft Metashape Professional using a Structure-from-Motion (SfM) workflow. Through the generation of a dense point cloud, Digital Terrain and Surface Models (DTM/DSM), and high-resolution orthophotos, the micro-topography of the study area was reconstructed at high spatial accuracy (centimeter level).
The results reveal that the area, which functioned as an active marine harbor in antiquity, gradually evolved into its present-day enclosed lagoon ecosystem as a consequence of sediment transport and shoreline changes. The findings further demonstrate how natural processes and human activities have jointly shaped and preserved the geographical memory of this coastal landscape. This study highlights UAV photogrammetry combined with the SfM approach as a powerful and cost-effective method for investigating coastal geomorphology and geoarchaeological landscape evolution.
ERENOĞLU, R. (2026). Antroposen Peyzajını Okumak: Antik Bir Limandan Kıyı Lagünlüğüne Dönüşümün İHA Tabanlı Yeniden Yapılandırılması. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 7: Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri (s. 31). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları
MANYAS (KUŞ) GÖLÜ SEDİMANLARINDA KARASAL VEJETASYON VE GÖL İÇİ ÜRETKENLİK DEĞİŞİMLERİ: POLEN VE KLOROFİL BOZUNMA ÜRÜNLERİNE DAYALI PALEOEKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME - CHANGES IN TERRESTRIAL VEGETATION AND INTRA-LADEN PRODUCTIVITY IN THE SEDIMENTS OF MANYAS
1 Manisa Celal Bayar Üniversitesi
2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: seyda.kartum@cbu.edu.tr
Kartum, Ş. (2026). MANYAS (KUŞ) GÖLÜ SEDİMANLARINDA KARASAL VEJETASYON VE GÖL İÇİ ÜRETKENLİK DEĞİŞİMLERİ: POLEN VE KLOROFİL BOZUNMA ÜRÜNLERİNE DAYALI PALEOEKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME - CHANGES IN TERRESTRIAL VEGETATION AND INTRA-LADEN PRODUCTIVITY IN THE SEDIMENTS OF MANYAS. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 8: Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları (s. 33). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Assessment of Çanakkale Wetlands for Migratory Bird Species
1 Çanakkale Onsekiz Mart Universtiy
* Sorumlu Yazar: uysalibrahim@comu.edu.tr
Uysal, İ. (2026). Assessment of Çanakkale Wetlands for Migratory Bird Species. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 8: Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları (s. 34). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
İstilacı Türler ve Ekolojik Dayanıklılık Sorunları
Distribution and Coexistence Dynamics of Native and Invasive Aquatic Turtles in Çanakkale Wetlands
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: mtosun@comu.edu.tr
Tosunoğlu, M. (2026). Distribution and Coexistence Dynamics of Native and Invasive Aquatic Turtles in Çanakkale Wetlands. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 9: İstilacı Türler ve Ekolojik Dayanıklılık Sorunları (s. 36). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri
Batı Ege Havzalarında İklim Ekstrem Olaylarının Zamansal ve Mekânsal Değişimi: Sıcak Hava Dalgaları, Kuraklık ve Birleşik Olaylar
1 Bağımsız Araştırmacı
2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Coğrafya Bölümü
3 Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü
* Sorumlu Yazar: m.mustafaozdel@gmail.com
Özdel, M. (2026). Batı Ege Havzalarında İklim Ekstrem Olaylarının Zamansal ve Mekânsal Değişimi: Sıcak Hava Dalgaları, Kuraklık ve Birleşik Olaylar. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 38). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Bir Batı Anadolu Delta Sisteminin Küçük Buzul Çağı İklim Anomalilerine Sedimantolojik ve Jeokimyasal Yanıtları⃰
1 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Coğrafya Bölümü, İzmir
2 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi ve Deniz Teknolojisi Bölümü,İzmir
3 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, İzmir
4 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü, Kırşehir
5 5İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, İstanbul
* Sorumlu Yazar: dlkaykr@gmail.com
Jeokimyasal veriler, MS 16. yüzyılın ilk yarısında (MS 1502–1540) düşüş gösteren Zr/Al ile yükselen pH ve karbonat değerleri üzerinden akarsu taşıma enerjisinin azaldığı görece kurak bir döneme işaret etmektedir. Buna karşın, MS 1577–1649 yılları arasında Zr/Al oranı ve kaba tane miktarındaki belirgin yükselim, KBÇ’nin nemli evresiyle ilişkili yüksek enerjili taşkın rejimini yansıtmaktadır. Bu yağışlı evrede gözlenen düşük Rb/Sr oranları ile eş zamanlı Ca/Al ve Sr/Al artışları, şiddetli fiziksel erozyonun kimyasal ayrışmaya baskın geldiğini ve havzadan henüz ayrışmaya vakit bulamamış taze minerallerin taşındığı geokimyasal bir toyluk durumunu ifade etmektedir.
Sistemdeki redoks dinamikleri değerlendirildiğinde, MS 1424 ve MS 1559 seviyelerindeki Fe/Al ve Mn/Al yükselimlerinin, sediment-su ara yüzeyinde gelişen geçici oksidasyon cephelerine ve değişen dip havalanma koşullarına bağlı dijenetik mühürlenmelere işaret ettiği görülmektedir. Biyojenik silika ve klorofil bozunma ürünlerindeki artışlar, nehir taşınımıyla körfeze ulaşan besin tuzlarının birincil üretimi desteklediğini, yüksek TOC/N oranları ise karasal organik madde girdisinin baskınlığını yansıtmaktadır. Elde edilen bulgular, iklimsel salınımların ve doğal yüzey süreçlerinin kıyısal delta sistemlerindeki jeokimyasal kayıtlar üzerindeki doğrudan kontrolünü ifade etmektedir. [Bu çalışma 123Y291 numaralı TÜBİTAK projesinden üretilmiştir]
The geochemical data indicate a relatively dry interval during the first half of the sixteenth century (AD 1502–1540), characterised by declining Zr/Al ratios and increasing pH and carbonate content, suggesting reduced fluvial transport energy. In contrast, pronounced increases in Zr/Al ratios and the coarse-grained sediment fraction between AD 1577 and 1649 reflect a high-energy flood regime associated with the humid phase of the LIA. Low Rb/Sr ratios during this wet phase, accompanied by simultaneous increases in Ca/Al and Sr/Al, indicate that intense physical erosion prevailed over chemical weathering. These patterns suggest geochemical immaturity, reflecting the transport of fresh mineral material from the catchment before substantial chemical weathering could occur.
Regarding redox dynamics, elevated Fe/Al and Mn/Al ratios at the horizons dated to AD 1424 and AD 1559 indicate diagenetic sealing associated with transient oxidation fronts at the sediment–water interface and changes in bottom-water ventilation. Increases in biogenic silica and chlorophyll degradation products suggest that riverine nutrient delivery to the bay supported primary production, whereas high TOC/N ratios reflect the predominance of terrestrial organic matter inputs. These findings demonstrate the direct control exerted by climatic fluctuations and natural surface processes on geochemical records in coastal delta systems. [This study was derived from TÜBİTAK Project No. 123Y291.]
AYKIR, D. (2026). Bir Batı Anadolu Delta Sisteminin Küçük Buzul Çağı İklim Anomalilerine Sedimantolojik ve Jeokimyasal Yanıtları⃰. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 39). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Yeşil Farkındalığı Artırmada Artırılmış Gerçekliğin Gücü: Uluslararası Bir Perspektif
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: kadirtuncer@gmail.com
Bu çalışma, Avrupa Birliği tarafından Erasmus+ Programı kapsamında ortak finanse edilen “Green Deal Awareness Through Augmented Reality in Primary School Education (GreenWithAR)” projesinin bir çıktısı olarak geliştirilmiştir (Proje Numarası: 2022-1-BG01-KA220-HED-000087414). Bu çalışmada sunulan bulgular ve yorumlar, proje konsorsiyumu tarafından yürütülen araştırmalardan elde edilmiştir ve proje araştırmacılarının işbirliğinin sonuçlarını yansıtmaktadır.
This study was developed as an output of the project titled “Green Deal Awareness Through Augmented Reality in Primary School Education (GreenWithAR),” which is co-funded by the European Union under the Erasmus+ Programme (Project Number: 2022-1-BG01-KA220-HED-000087414). The findings and interpretations presented in this study are derived from research conducted by the project consortium and reflect the outcomes of the collaboration among the project researchers.
Tunçer, K. (2026). Yeşil Farkındalığı Artırmada Artırılmış Gerçekliğin Gücü: Uluslararası Bir Perspektif. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 40). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Antroposen Çağda Su Okuryazarlığı ve Medya: Çevre İletişimi Araştırmalarının Bibliyometrik Haritalandırılması
1 Çanakalle Onsekiz Mart University
* Sorumlu Yazar: asli.soysalesitti@comu.edu.tr
Medyanın haber veya içeriklerde kullandığı dil, görseller ve temalar, izleyicinin suya ilişkin algısını şekillendirmektedir. Yapılan literatür araştırmasına göre, su ile ilgili sorunlar veya su kıtlığı durumları medyada “kriz” veya “felaket” söylemleriyle sunulduğunda toplumsal algı panik temelli bir tepkiye yönelirken; bilimsel temelli haberler su yönetimi stratejilerine dair uzun vadeli bakış geliştirmeyi teşvik etmektedir. Bu bağlamda medya su okuryazarlığının toplumlarda artırılmasında önemli bir çevre iletişimi kanalı konumundadır. Ancak su okuryazarlığı ve medya ilişkisini bütüncül bir bakış açısıyla ele alan literatürün oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Çalışma bu durumu bir araştırma sorunsalı olarak değerlendirmekte, su okuryazarlığı kavramının medya temsil süreçleri ve çevre iletişimi bağlamında nasıl ele alındığını, nicel ve sistemsel bir yaklaşımla haritalandırmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, çevre iletişimi ve medya çalışmaları literatüründe su okuryazarlığı odağında üretilen akademik birikimi sistematik bibliyometrik yöntemlerle incelemek, mevcut literatürdeki temel eğilimleri, çalışma alanlarını ve kavramları saptamak ve bu yolla öne çıkan teorik yaklaşımlar ile mevcut literatürdeki araştırma boşluklarını ortaya koymaktır.
Bu çalışmada nicel bir araştırma tekniği olan Sistematik Bibliyometrik Haritalandırma yöntemi benimsenecek, Web of Science (WoS) veri tabanı üzerinden elde edilen veriler araştırma kapsamında ele alınacaktır. Çalışmada sulak alanların korunmasına ilişkin ilk ve en önemli uluslararası sözleşme olan Ramsar Sözleşmesi'nin yürürlüğe girdiği tarih olan 1975 yılı temel alınacak, bu tarihten 2026 yılı Temmuz ayına kadar gerçekleştirilmiş olan bilimsel çalışmalar sistematik olarak haritalandırılacaktır. Bu çalışma aracılığıyla coğrafya ve hidroloji gibi doğa bilimleri ile medya çalışmaları ve gazetecilik gibi sosyal bilimler arasında disiplinler arası güçlü bir köprü kurulması ve çalışmadan elde edilen bulgularla, gelecekteki çevre iletişimi stratejilerine ve sulak alan koruma politikalarına yön verecek kanıta dayalı nicel bir veri haritası sunulması amaçlanmaktadır. Elde edilen bibliyometrik veri seti VOSviewer programı kullanılarak analize tabi tutulacak; temel araştırma alanları, araştırma temaları, anahtar kelime oluşumları (co-occurrence), atıf ağları ve iş birliği haritaları çıkarılarak kavramın tematik kümelenmesi haritalandırılacaktır.
Water is a vital resource for both the continuity of individual life and the preservation of ecological balances. In the current Anthropocene era, life-threatening developments, such as drought, wetland loss, and ecological destruction accelerated by human activity, alongside population growth and environmental pollution, make it imperative for individuals and societies to become aware of water-related issues. Consequently, conveying information about water to the public accurately, clearly, and effectively requires fostering “water literacy” among individuals, going beyond traditional channels of information dissemination. Water literacy is defined as the capacity of individuals and societies to comprehend the ecological, socio-political, and ethical dimensions of water resources, as well as the sustainable management of ecological crises. Through water literacy, the aim is to protect water resources, ensure their sustainable management, and raise public awareness regarding water. In this context, media serve as a bridge in the water literacy process, acting as both producers and disseminators of information.
The language, visuals, and themes employed by the media in news reports and content shape the audience's perception of water. Literature reviews indicate that when water-related issues or scarcity are framed in terms of “crisis” or “disaster,” public perception tends toward panic-driven reactions; conversely, science-based reporting fosters a long-term perspective on water management strategies. In this context, the media serve as a vital channel for environmental communication, helping to enhance water literacy within societies. However, the existing literature addressing the relationship between water literacy and the media from a holistic perspective remains quite limited. This study identifies this gap as a research problem and aims to map, using a quantitative and systemic approach, how the concept of water literacy is addressed within the contexts of media representation and environmental communication. In this context, the primary objective of the study is to examine, using systematic bibliometric methods, the body of academic work produced within the literature on environmental communication and media studies that focuses on water literacy; to identify key trends, research areas, and concepts in the existing literature; and thereby to highlight prominent theoretical approaches and research gaps.
This study adopts the Systematic Bibliometric Mapping method, a quantitative research technique, and analyses data obtained from the Web of Science (WoS) database. The study takes 1975, the year the Ramsar Convention (the first and most significant international treaty on wetland conservation) entered into force, as its starting point and systematically maps scientific studies conducted from that date through July 2026. The aim is to establish a strong interdisciplinary bridge between natural sciences (such as geography and hydrology) and social sciences (such as media studies and journalism), and to present an evidence-based quantitative data map that will guide future environmental communication strategies and wetland conservation policies based on the study’s findings. The resulting bibliometric dataset will be analyzed using the VOSviewer software; by generating maps of core research areas, research themes, keyword co-occurrences, citation networks, and collaboration patterns, the thematic clustering of the concept will be visualized.
Soysal Eşitti, A. (2026). Antroposen Çağda Su Okuryazarlığı ve Medya: Çevre İletişimi Araştırmalarının Bibliyometrik Haritalandırılması. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 41). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Çevre İletişimi ve Antroposen Sinema: Susuz Yaz’dan Kurak Günler’e Türk Sinemasında Eko-Eleştirel Bir Okuma
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: asli.soysalesitti@comu.edu.tr
Ekoeleştirel film çözümlemesi ve nitel içerik analizi yöntemlerinden faydalanılan çalışmada suyun temsil edilme biçimleri ve su-insan arasındaki ilişkinin kurgulanışı, izleyicide su okur yazarlığına dair farkındalık oluşturma imkânları bakımından değerlendirilmiştir. Susuz Yaz adlı filmde su hakkı ve suya erişim için ortaya konulan mücadele merkeze alnırken; Kanal’da suyun yönetimi ve suya yapılan müdahalelerin ekolojik sonuçları önem arz eder. Kurak Günler’de ise su krizi, kuraklık ve çevresel çöküş filmin odak noktasını teşkil eder. Çalışmada üç filmin birlikte incelenmesi yaklaşık altmış yıllık bir süreçte Türkiye’de suyla kurulan ilişkiyi somut bir düzleme taşımaya olanak sağlar. 1960’lı yıllarda suya sahip olma, 1970’lerde suyu yönetme, 2020’li yıllarda ise suyu kaybetme endişesi görünür olur.
Bu çalışmada Türk sinemasında suyun sadece estetik bir temsil unsuru olarak yer almadığı; Antroposen çağının su ile ilgili çeşitli sorunlarını perdeye aktardığını ve bu sayede seyircilerin suya dair tutum ve farkındalıklarına etki edebilecek bir araç işlevine sahip olduğu görülmektedir. Çalışma bu yönüyle antroposen ve su okuryazarlığı kavramları ve film çalışmalarını bir araya getirerek disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
The concept of the Anthropocene refers to the profound impact of various human activities on ecological systems. The Anthropocene highlights the importance of cultural and artistic representations -alongside scientific and political tools- in addressing environmental crises. In Turkish cinema, water is not merely an element of aesthetic representation. In the Anthropocene era, cinema serves as a narrative medium that renders environmental crises visible, addresses ecological issues, and contributes to the development of water literacy by raising awareness about water resources. In this context, cinema plays a significant role in raising public awareness regarding the use, consumption, sharing, management, and depletion of water resources. This study focuses on representations of water in Turkish cinema within the framework of Anthropocene theory and the concept of water literacy. The study’s sample consists of the films Susuz Yaz (Dry Summer, 1963) by Metin Erksan, Kanal (The Canal, 1978) by Erden Kıral, and Kurak Günler (Burning Days, 2022) by Emin Alper.
Utilizing ecocritical film analysis and qualitative content analysis, this study evaluates how water is represented and how the relationship between water and humans is constructed, specifically regarding the potential to foster audience awareness of water literacy. While the film Susuz Yaz (Dry Summer) centers on the struggle for water rights and access, Kanal (The Canal) highlights water management and the ecological consequences of interventions in water systems; meanwhile, Kurak Günler (Burning Days) focuses on the water crisis, drought, and environmental collapse. Examining these three films together allows the relationship between Turkey and water -spanning approximately six decades- to be viewed in concrete terms: the concern shifts from possessing water in the 1960s to managing it in the 1970s, and finally to the fear of losing it in the 2020s.
This study demonstrates that water in Turkish cinema serves not merely as an element of aesthetic representation but also as a medium capable of influencing audience attitudes and awareness regarding water by bringing various water-related issues of the Anthropocene era to the screen. In this regard, the study aims to contribute to the literature through an interdisciplinary approach that integrates the concepts of the Anthropocene and water literacy with film studies.
Soysal Eşitti, A. (2026). Çevre İletişimi ve Antroposen Sinema: Susuz Yaz’dan Kurak Günler’e Türk Sinemasında Eko-Eleştirel Bir Okuma. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 42). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
İkiyaka (Sat) Buzul Gölleri'nde İklim Değişikliği ve Rekreasyonel Faaliyetlerin Tetiklediği Çevresel Jeomorfolojik Değişimler
1 İstanbul Üniversitesi
2 Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: mahsumbozdogan@gmail.com
Buna ek olarak son yıllarda Sat Buzul Gölleri ve çevresinin turizm ve rekreasyon amaçlı kullanımının artması, doğal alanlar üzerindeki antropojenik baskıyı belirgin biçimde artırmaktadır. Özellikle Sat Buzul Gölleri’nde düzenlenen Cilo Fest kapsamında çok kısa bir zaman aralığında on binlerce ziyaretçinin alanda yoğunlaşması, yüksek dağ ortamı üzerinde önemli bir rekreasyon baskısı oluşturmaktadır. Nitekim 2024 yılında iki gün süren festivale yaklaşık 30.000 kişinin katılması; kamp, doğa yürüyüşü, rafting, kano ve çeşitli doğa sporlarının göller ve yakın çevresinde yoğunlaşmasına neden olmuştur.
Bu çalışmada Sat Buzul Gölleri ve yakın çevresinde iklim değişikliği ile rekreasyonel faaliyetlerin birlikte tetiklediği çevresel jeomorfolojik değişimlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada arazi gözlemleri, insansız hava aracı görüntüleri, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ve Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı jeomorfolojik analizlerden yararlanılmıştır. Bulgular, buzul ve kar örtüsündeki azalmayla birlikte yüksek dağ ortamında yüzeylerin yeniden düzenlendiğini; göl kıyıları ve yakın çevresinde ise yoğun insan kullanımına bağlı olarak yüzey bozulması, bitki örtüsü kaybı, patika gelişimi ve sediment hareketliliğinin belirginleştiğini göstermektedir. Özellikle kısa süreli ancak çok yoğun ziyaretçi akışı, hassas göl kıyıları ve yakın çevresindeki antropojenik etkinin dönemsel olarak belirgin ölçüde artmasına neden olmaktadır. Doğal ve antropojenik süreçlerin birlikte etkili olduğu Sat Buzul Gölleri, iklim değişikliği ve artan rekreasyon baskısına karşı hassas bir jeomorfolojik ve ekolojik sistem niteliğindedir. Bu nedenle sahanın jeomorfolojik miras, sulak alan ekosistemi ve sürdürülebilir kullanım ilkeleri doğrultusunda düzenli olarak izlenmesi ve korunması gerekmektedir.
Bu çalışma, TÜBİTAK 122Y360 numaralı proje kapsamında desteklenmiştir.
In addition, the increasing use of the Sat Glacial Lakes and their surroundings for tourism and recreation in recent years has substantially intensified anthropogenic pressure on the natural environment. In particular, the concentration of tens of thousands of visitors within a very short period during Cilo Fest, held at the Sat Glacial Lakes, creates considerable recreational pressure on this sensitive high-mountain environment. In 2024, approximately 30,000 people attended the two-day festival, resulting in an intense concentration of camping, hiking, rafting, canoeing, and various outdoor sports in and around the lakes.
This study aims to identify the environmental geomorphological changes jointly triggered by climate change and recreational activities in and around the Sat Glacial Lakes. The research employs field observations, unmanned aerial vehicle (UAV) imagery, high-resolution satellite imagery, and Geographic Information Systems (GIS)-based geomorphological analyses. The findings indicate that reductions in glacier and snow cover are accompanied by the readjustment of surfaces within the high-mountain environment, while intensive human use along the lakeshores and their immediate surroundings has resulted in increasingly evident surface disturbance, vegetation loss, trail development, and sediment mobilization. In particular, short-term but highly concentrated visitor influxes periodically intensify anthropogenic impacts on sensitive lakeshore environments and adjacent areas. The Sat Glacial Lakes, where natural and anthropogenic processes interact, therefore represent a geomorphologically and ecologically sensitive system that is particularly vulnerable to climate change and increasing recreational pressure. Accordingly, regular monitoring and protection of the area are required within an integrated framework based on the conservation of geomorphological heritage and wetland ecosystems and the principles of sustainable use.
This study was supported by TÜBİTAK under Project No. 122Y360.
BOZDOĞAN, M. (2026). İkiyaka (Sat) Buzul Gölleri'nde İklim Değişikliği ve Rekreasyonel Faaliyetlerin Tetiklediği Çevresel Jeomorfolojik Değişimler. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 43). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri
Karışmış kıyısal sediment karotlarında tarama ve gemi söküm imzalarının takibinde çevresel adli proksilerin uygulanması⃰
1 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, İzmir
2 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi ve Deniz Teknolojisi Bölümü, İzmir
3 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Coğrafya Bölümü, İzmir
4 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: yesim.koksal@gmail.com
A ^14C age of 13,000 years obtained at 15 cm depth indicates that the modern Holocene succession at the surface has been removed through dredging, leaving highly consolidated Pleistocene clays as the present-day seabed. Evaluation of physical and organic parameters revealed substantial disruption of the natural depositional regime, as reflected by the high sand content in the upper layers (32–41%), a pronounced increase in bulk density at 8 cm (1.69 g mL⁻¹), alkaline pH conditions (9.04), and elevated TOC concentrations at deeper levels (up to 7.28%), together with petrogenic C/N ratios (30–38).
Among the investigated environmental proxies, increasing Zr/Al ratios indicate the accumulation of coarse residues and scraping wastes on the seabed following dredging operations. Trends in Ca/Al and Sr/Ca ratios suggest inputs of structural concrete fragments and steel slag, whereas the marked increase in the Mn/Al ratio indicates the mechanical injection of metallic scrap and alloys into deeper sediment layers. Within this Pleistocene matrix, Pb, Zn, and Cu concentrations reached 1,000, 3,216, and 897 ppm, respectively, demonstrating pronounced heavy-metal contamination. This interpretation is further supported by a total potential ecological risk value exceeding 4,000 and Toxic Risk Index values above 150.
The findings demonstrate the usefulness of environmental forensic proxies for distinguishing the nature, mechanisms, and depth of impact of anthropogenic disturbance in coastal sedimentary environments whose physical and chemical integrity has been severely altered. [This study was produced within the scope of TÜBİTAK Project No. 123Y291]
Özkan, E. (2026). Karışmış kıyısal sediment karotlarında tarama ve gemi söküm imzalarının takibinde çevresel adli proksilerin uygulanması⃰. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 45). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Urban flood analysis case study in Küçükkuyu within the framework of resilient cities in the context of climate change.
1 Çanakkale Onsekiz Mart University
* Sorumlu Yazar: aylin.celiktran@comu.edu.tr
Çelik Turan, A. (2026). Urban flood analysis case study in Küçükkuyu within the framework of resilient cities in the context of climate change.. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 46). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Erzurum Ovası Sulak Alanının Sediment Jeokimyası, İz Metal Zenginleşmesi ve Ekolojik Risk Değerlendirmesi
1 Akdeniz University
2 İzmir Katip Çelebi University
3 Istanbul Technical University
4 Çanakkale Onsekiz Mart University
* Sorumlu Yazar: caglarcakir55@gmail.com
Çalışmada Zn, Cu, Pb, Cr, As, Cd, Hg ve Ni potansiyel toksik elementler olarak değerlendirilmiştir. Al ve Ti, tane boyu, kil fraksiyonu ve litolojik değişkenliğin etkisini denetlemek amacıyla referans element olarak kullanılmıştır. İz metal zenginleşmesi hem Al hem de Ti’ye göre normalize edilmiş zenginleşme faktörleriyle incelenmiştir. Yerel arka plan değerleri, karotun alt bölümündeki 60–84 cm seviyelerinin medyan değerleri esas alınarak belirlenmiştir. Kirlilik ve ekolojik risk değerlendirmesinde kontaminasyon faktörü, jeoakümülasyon indeksi, zenginleşme faktörü, kirlilik yük indeksi, modifiye kontaminasyon derecesi, potansiyel ekolojik risk indeksi ve sediment kalite kılavuzlarına dayalı TEC–PEC karşılaştırmaları kullanılmıştır.
İlk bulgular, Zn, Cu, Cr, Cd ve Ni gibi elementlerin genel olarak sınırlı zenginleşme gösterdiğini; Pb’nin ise özellikle yüzey seviyesinde belirgin bir artış sergilediğini göstermektedir. As değerleri tüm karot boyunca yüksek olup sediment kalitesi açısından dikkat çekmektedir. Ancak Al/Ti normalizasyonu, As zenginleşmesinin güçlü bir antropojenik artıştan çok yerel jeokimyasal arka plan, havzanın litolojik özellikleri veya sulak alandaki redoks koşullarla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Hg dahil edildiğinde bazı seviyelerde potansiyel ekolojik risk orta düzeye çıkmakta; Hg hariç hesaplamalarda ise risk düzeyi genel olarak düşük kalmaktadır. Bu durum, Hg verilerinin birim ve analitik güvenilirlik açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, Erzurum Ovası sulak alanı sedimentleri iz metal birikimi ve ekolojik riskin derinlik boyunca değişimini ortaya koyan önemli bir jeokimyasal kayıt sunmaktadır. Çalışma, sulak alan sedimentlerinde ekolojik risk değerlendirmesinin yalnızca toplam metal konsantrasyonlarıyla değil, yerel arka plan, Al/Ti normalizasyonu, sediment kalite eşikleri ve kronolojik belirsizlikler birlikte dikkate alınarak yapılması gerektiğini göstermektedir.
ÇAKIR, Ç. (2026). Erzurum Ovası Sulak Alanının Sediment Jeokimyası, İz Metal Zenginleşmesi ve Ekolojik Risk Değerlendirmesi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 47). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlara Yönelik Sosyo-Ekolojik Risk Okuryazarlığı Ölçeğinin Geliştirilmesi: Antroposen Perspektifinde Bir Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: deryagirgin@comu.edu.tr
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının sulak alanlara ilişkin sosyo-ekolojik risk okuryazarlığını değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek ve doğrulamaktır. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı kapsamında metodolojik ölçek geliştirme ve psikometrik doğrulama çalışması olarak tasarlanmıştır. Ölçme aracının madde havuzu; sulak alan ekosistem hizmetleri, Antroposen kaynaklı insan baskıları, iklim değişikliği ve hidro-ekolojik kırılganlık, koruma-kullanma dengesi, yönetişim algısı ve eğitimsel eylem yeterliği boyutları temel alınarak oluşturulacaktır. Madde havuzu, çevre eğitimi, coğrafya eğitimi, eğitim programları ve öğretim ile ölçme-değerlendirme alanlarından uzman görüşlerine sunularak kapsam geçerliği açısından değerlendirilecektir.
Uzman görüşleri doğrultusunda düzenlenen ölçek formu öğretmen adaylarına uygulanacak; elde edilen veriler üzerinde açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi gerçekleştirilecektir. Ölçeğin güvenirliği Cronbach alfa, McDonald omega, bileşik güvenirlik ve madde-toplam korelasyonları aracılığıyla incelenecektir. Ayrıca yakınsak ve ayırt edici geçerlik kanıtları değerlendirilecek; model uyum indeksleri üzerinden ölçeğin faktör yapısı test edilecektir. Ölçeğin psikometrik özellikleri ortaya konulduktan sonra öğretmen adaylarının sulak alan sosyo-ekolojik risk okuryazarlığı düzeyleri cinsiyet, bölüm, sınıf düzeyi, çevre eğitimi alma durumu ve sulak alan deneyimi gibi değişkenler açısından betimsel ve karşılaştırmalı analizlerle incelenecektir.
Çalışmanın, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda öğretmen adaylarının bilgi, farkındalık, risk algısı ve eğitimsel eylem yeterliklerini görünür kılması beklenmektedir. Bu yönüyle araştırmanın, Antroposen çağında sulak alanların korunmasına yönelik toplumsal farkındalık, sürdürülebilirlik eğitimi ve eğitimsel kapasite geliştirme süreçlerine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Girgin, D. (2026). Sulak Alanlara Yönelik Sosyo-Ekolojik Risk Okuryazarlığı Ölçeğinin Geliştirilmesi: Antroposen Perspektifinde Bir Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 48). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Doğa Temelli Çözümler (NBS) ve Sulak Alan Restorasyonu
Sulak Alanların Ekolojik Dirençliliğini Güçlendirmede Doğa Temelli Çözümler: Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Perspektifi
1 Kastamonu Üniversitesi – Peyzaj Mimarlığı Bölümü
2 Kastamonu Üniversitesi – Orman Mühendisliği Bölümü
3 Karabük Üniversitesi – Orman Mühendisliği Bölümü
* Sorumlu Yazar: 234412035@ogr.kastamonu.edu.tr
EKRİ, G. (2026). Sulak Alanların Ekolojik Dirençliliğini Güçlendirmede Doğa Temelli Çözümler: Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Perspektifi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 15: Doğa Temelli Çözümler (NBS) ve Sulak Alan Restorasyonu (s. 50). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Ramsar Alanları ve Koruma-Kullanma Dengesi
Predicting Pre-service Teachers’ Conservation Decisions for Ramsar Sites: The Roles of Environmental Identity, Ecological Citizenship, and Ecological Footprint Reduction Awareness
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: ismailsatmaz@comu.edu.tr
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik koruma kararları ile çevresel kimlikleri, ekolojik vatandaşlık düzeyleri ve ekolojik ayak izini azaltmaya yönelik farkındalıkları arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmada ayrıca öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik koruma kararlarının çevresel kimlik, ekolojik vatandaşlık, ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı ve Ramsar alanlarına ilişkin bilgi düzeyi tarafından ne ölçüde yordandığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bunun yanında çevresel kimlik ile Ramsar alanlarına yönelik koruma kararları arasındaki ilişkide ekolojik vatandaşlık ve ekolojik ayak izini azaltma farkındalığının aracı rollerinin test edilmesi planlanmaktadır.
Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı kapsamında kesitsel ilişkisel tarama ve yordayıcı korelasyonel araştırma desenlerine göre tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunun fen bilgisi, sosyal bilgiler, coğrafya, sınıf ve okul öncesi öğretmenliği programlarında öğrenim gören öğretmen adaylarından oluşturulması planlanmaktadır. Çalışma grubunun farklı öğretmenlik programlarını ve sınıf düzeylerini temsil edecek şekilde belirlenmesi; ayrıca mümkün olması hâlinde birden fazla üniversiteden veri toplanması öngörülmektedir.
Araştırmanın verileri Revize Edilmiş Çevresel Kimlik Ölçeği, Ekolojik Vatandaşlık Ölçeği, Ekolojik Ayak İzini Azaltmaya Yönelik Farkındalık Ölçeği, Ramsar Alanları Bilgi Testi, Ramsar Alanlarına Yönelik Koruma Kararı Görevi ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanacaktır. Revize Edilmiş Çevresel Kimlik Ölçeği, öğretmen adaylarının doğayı ve doğal çevreyi benliklerinin bir parçası olarak görme düzeylerini; Ekolojik Vatandaşlık Ölçeği, katılım, sürdürülebilirlik, sorumluluk, hak ve adalet boyutlarındaki vatandaşlık yönelimlerini; Ekolojik Ayak İzini Azaltmaya Yönelik Farkındalık Ölçeği ise enerji, su tüketimi, ulaşım, gıda, geri dönüşüm ve çevrenin korunmasına ilişkin günlük yaşam farkındalıklarını değerlendirmek amacıyla kullanılacaktır.
Araştırmacılar tarafından hazırlanacak Ramsar Alanları Bilgi Testi’nde Ramsar Sözleşmesi, sulak alanların ekosistem hizmetleri, Türkiye’deki Ramsar alanları, biyoçeşitlilik, su rejimi değişiklikleri, kirlilik, kuraklık, habitat kaybı ve insan kaynaklı baskılarla ilgili sorulara yer verilecektir. Ramsar Alanlarına Yönelik Koruma Kararı Görevi’nde ise öğretmen adaylarına farklı Ramsar alanlarının ekolojik özellikleri ve karşı karşıya oldukları riskleri içeren standartlaştırılmış bilgi kartları sunulacaktır. Katılımcılardan bu alanları koruma önceliğine göre sıralamaları, sınırlı bir koruma bütçesini alanlar arasında dağıtmaları, en acil korunması gereken alanı belirlemeleri ve koruma-kullanma dengesine ilişkin politika seçeneklerini değerlendirmeleri istenecektir. Böylece öğretmen adaylarının yalnızca öz bildirime dayalı tutumları değil, ekolojik kanıtlar karşısında sergiledikleri koruma kararları da nicel olarak değerlendirilecektir.
Verilerin analizinden önce hazır ölçeklerin araştırma grubundaki faktör yapıları doğrulayıcı faktör analiziyle incelenecek; ölçeklerin güvenirliği Cronbach alfa, McDonald omega ve bileşik güvenirlik katsayıları aracılığıyla değerlendirilecektir. Öğretmen adaylarının çevresel kimlik, ekolojik vatandaşlık, ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı, Ramsar bilgi düzeyi ve koruma kararlarına ilişkin puanları betimsel istatistiklerle ortaya konulacaktır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Pearson veya Spearman korelasyon analizi; Ramsar alanlarına yönelik koruma kararlarının yordayıcılarının belirlenmesinde ise hiyerarşik çoklu regresyon analizi kullanılacaktır.
Çevresel kimlik ile Ramsar alanlarına yönelik koruma kararları arasındaki ilişkide ekolojik vatandaşlık ve ekolojik ayak izini azaltma farkındalığının paralel aracı rolleri bootstrap yöntemine dayalı aracılık analizi veya yapısal eşitlik modellemesi yoluyla test edilecektir. Ayrıca öğretmen adaylarının puanlarının öğrenim gördükleri program, sınıf düzeyi, çevre eğitimi dersi alma durumu, Ramsar kavramını daha önce duyma durumu, sulak alan ziyaret deneyimi ve doğa koruma etkinliklerine katılım gibi değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı karşılaştırmalı analizlerle incelenecektir.
Araştırma sonucunda çevresel kimliği, ekolojik vatandaşlık düzeyi ve ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı yüksek olan öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik daha güçlü ve ekolojik kanıtlarla daha uyumlu koruma kararları vermeleri beklenmektedir. Ramsar alanlarına ilişkin bilgi düzeyinin de koruma önceliklerinin belirlenmesinde önemli bir yordayıcı olacağı düşünülmektedir. Araştırmanın, öğretmen yetiştirme programlarında sulak alanlar, çevresel vatandaşlık, sürdürülebilir yaşam ve kanıta dayalı ekolojik karar verme konularına daha fazla yer verilmesine yönelik eğitimsel çıkarımlar sunması beklenmektedir. Bu yönüyle çalışmanın Ramsar alanlarının korunması, sürdürülebilirlik eğitimi ve öğretmen adaylarının çevresel eylem kapasitelerinin geliştirilmesi süreçlerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Satmaz, İ. (2026). Predicting Pre-service Teachers’ Conservation Decisions for Ramsar Sites: The Roles of Environmental Identity, Ecological Citizenship, and Ecological Footprint Reduction Awareness. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 16: Ramsar Alanları ve Koruma-Kullanma Dengesi (s. 52). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları
Assessing the Effects of Anthropogenic Hydromorphological Changes on the Lavaş Lake Wetland
1 Ardahan Üniversitesi
2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: sultanbolat@ardahan.edu.tr
Duran, S. (2026). Assessing the Effects of Anthropogenic Hydromorphological Changes on the Lavaş Lake Wetland. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 54). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
İklim Değişikliği ve Antropojenik Baskılar Altında Türkiye Deltalarındaki Lagün ve Kumul Alanlarının Değişimi
1 Ege Üniversitesi
2 Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: berkayyilmazgeo@gmail.com
Yılmaz, B. (2026). İklim Değişikliği ve Antropojenik Baskılar Altında Türkiye Deltalarındaki Lagün ve Kumul Alanlarının Değişimi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 55). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Trakya Yarımadası’ndaki Bazı Sulak Alanların Toprak Organik Karbon (TOK) Özelliklerinin Mekânsal Analizi
1 Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü
2 Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Anabilim Dalı
3 Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü
* Sorumlu Yazar: eozsahin@nku.edu.tr
ÖZŞAHİN, E. (2026). Trakya Yarımadası’ndaki Bazı Sulak Alanların Toprak Organik Karbon (TOK) Özelliklerinin Mekânsal Analizi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 56). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Türkiye Kıyılarındaki Sulak Alanların Antropojenik Baskı Yoğunluğu Kapsamında Hasar ve Risk Durumunun Modellenmesi - Modeling the Damage and Risk Status of Wetlands Along the Turkiye Coast in Terms of Anthropogenic Pressure Intensity
1 Marmara Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: murat.uzun@marmara.edu.tr
UZUN, S. (2026). Türkiye Kıyılarındaki Sulak Alanların Antropojenik Baskı Yoğunluğu Kapsamında Hasar ve Risk Durumunun Modellenmesi - Modeling the Damage and Risk Status of Wetlands Along the Turkiye Coast in Terms of Anthropogenic Pressure Intensity. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 57). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sultansazlığı Havzası'nda Sulak Alanlardaki Değişimin ve Yer Subsidansının Alansal ve Zamansal Dağılımı
1 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi
2 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi
3 Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: mpoyraz@ahievran.edu.tr
The Sultansazlığı Wetland, a Ramsar site of international importance, and its closed basin (Kayseri, Türkiye) are exposed to land subsidence driven by intensive groundwater use and land use change. This study examines the spatial and temporal distribution of land subsidence in the basin and its relationship with groundwater, climate, lithology and land use. Sentinel-1 ascending (014A) and descending (094D) time series, produced with LiCSBAS and corrected for atmospheric delay with GACOS, were decomposed into vertical and east–west components (~100 m resolution). Because of a predominantly horizontal step observed in the series in February 2023, velocities were computed for January 2016–August 2022. Using a noise threshold of 3.1 mm/yr derived from geologically stable units, significant subsidence was detected over about 420 km² (15% of the analysed area). Subsidence is concentrated in a 335 km² bowl in the west (mean 10.6 mm/yr, maximum 33.6 mm/yr), and this result is insensitive to the choice of reference area. Groundwater decline rates derived from the raw records of 190 DSİ observation wells show a strong regional-scale relationship with subsidence rates (Spearman ρ = −0.69; about 6 mm/yr of subsidence per 1 m/yr of groundwater decline); between nearby well pairs the relationship has the same sign but is weak. Ground motion accompanying seasonal water-level changes (1.3–1.6 mm/m) is about one fifth of the long-term ratio (6–8 mm/m), which is consistent with most of the subsidence being irreversible compaction. Analysis with ERA5-Land data shows that, over six-month intervals, higher precipitation coincides with smaller water-level declines (about 0.7 m per 100 mm); this evidence is weak for precipitation and clearer for precipitation minus potential evapotranspiration. No lagged effect longer than six months was detected. While precipitation shows no trend over 2016–2024, water levels decline in 88% of the wells; the long-term decline therefore cannot be explained by precipitation in this period. Of the subsiding area, 86% lies on alluvium; subsidence increases with distance from faults and is concentrated in the basin centre, and dried lake beds also subside. Within the alluvium, the median subsidence rate in intensively cultivated areas (3.9 mm/yr) is more than twice that of non-cultivated alluvium (1.8 mm/yr); however, alluvium and cropland overlap over 57% of the subsiding area, so the two factors cannot be separated. According to Esri 10 m land cover data, the wetland area of the basin (water and flooded vegetation) decreased from 41.8 km² (2017–2019 mean) to 19.8 km² (2023–2025 mean), with most of the decrease occurring in 2024–2025. Over the same period, cropland increased by about 136 km² (14%). The findings describe associations and consistency; the absence of pumping data and of independent geodetic validation (GNSS) are the main limitations of the study.
Poyraz, M. (2026). Sultansazlığı Havzası'nda Sulak Alanlardaki Değişimin ve Yer Subsidansının Alansal ve Zamansal Dağılımı. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 58). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Amik Gölü Havzası'nda Antroposenik Müdahaleler: Jeomorfolojik Dönüşüm, Taşkın Riski ve Çevresel Sonuçların Değerlendirilmesi
1 Hatay Mustafa Kemal University
2 Istanbul University
* Sorumlu Yazar: ergincanpolat@gmail.com
Bu çalışmada, 1/25.000 ölçekli topoğrafya haritaları, AlosPalsar DEM, Landsat-Sentinel uydu görüntüleri, DSİ akarsu akım ve meteoroloji verileri ile sel ve taşkına yönelik arşiv belgeleri ve drone fotoğrafları kullanılmıştır. Bulgular, sıklıkla yaşanan taşkın olaylarının yerleşim yeri ve tarım alanlarını tehdit ettiğini, ovanın sel sularını tutma kapasitesinin, Antakya’yı Küçük Asi Nehri ve Büyük Asi Nehri’nin kontrolsüz taşkınlarına karşı doğal bir koruma sigortası işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Geçmiş kayıt ve bulgulardan Amik Gölü'nün önemli bir göl ekosistemi oluşturarak çok sayıda canlıya yaşam alanı oluşturduğu, gölden yapılan balıkçılık faaliyetlerinin bölge ekonomisine önemli katkılar sağladığına işaret etmektedir. Bu nedenle, 82 m kotu altındaki alanlarda beşeri faaliyetlerin sınırlandırılması ve bu sahaların kontrollü su tutma bölgelerine dönüştürülmesi önerilmektedir. Ayrıca, Suriye kaynaklı Asi Nehri ve Afrin Çayı gibi sınır aşan akarsulardan gelen fazla suların yönetimi için veri paylaşımına dayalı erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesi, sürdürülebilir taşkın risk yönetimi açısından gereklidir.
Canpolat, E. (2026). Amik Gölü Havzası'nda Antroposenik Müdahaleler: Jeomorfolojik Dönüşüm, Taşkın Riski ve Çevresel Sonuçların Değerlendirilmesi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 59). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Mass Loss of Glaciers on Mts. Buzul (Cilo) During the Anthropocene and the Impacts of Tourism Pressure on Environmental Geomorphology
1 İstanbul University
2 Hatay Mustafa Kemal University
* Sorumlu Yazar: cihanbyr@istanbul.edu.tr
Bu çalışmada Cilo Dağları’ndaki güncel buzulların Antroposen dönemindeki değişiminin belirlenmesi ve iklim kaynaklı deglasyasyon ile artan turizm baskısının çevresel jeomorfoloji üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada tarihsel kayıtlar, arazi gözlemleri, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, insansız hava aracı görüntüleri ve Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı analizlerden yararlanılmıştır. Orta Uludoruk Buzulu üzerinde gerçekleştirilen karşılaştırmalar, buzul alanının 2009’da yaklaşık 340.000 m²’den 2024’te 240.000 m²’ye gerilediğini ve son 15 yılda yaklaşık %28 oranında alan kaybı ile 100 m uzunluk kaybı meydana geldiğini göstermektedir. Bu bulgular, Cilo Dağları’nda uzun süredir devam eden buzul gerilemesinin günümüzde de sürdüğünü göstermektedir. Deglasyasyonla açığa çıkan yüzeylerin jeomorfolojik olarak yeniden düzenlenmesi ve artan rekreasyonel kullanımın oluşturduğu antropojenik baskı birlikte değerlendirildiğinde, Cilo Dağları’nın iklim değişikliği ve insan faaliyetlerine karşı oldukça hassas bir yüksek dağ sistemi olduğu görülmektedir. Bu nedenle sahanın jeomorfolojik mirasın korunması ve sürdürülebilir turizm ilkeleri doğrultusunda izlenmesi gerekmektedir.
Bu çalışma, TÜBİTAK 122Y360 numaralı proje kapsamında desteklenmiştir.
This study aims to determine changes in the present-day glaciers of the Cilo Mountains during the Anthropocene and to assess the effects of climate-driven deglaciation and increasing tourism pressure on environmental geomorphology. The study employs historical records, field observations, high-resolution satellite imagery, unmanned aerial vehicle (UAV) imagery, and Geographic Information Systems (GIS)-based analyses. Comparisons conducted for the Orta Uludoruk Glacier indicate that its area decreased from approximately 340,000 m² in 2009 to 240,000 m² in 2024, corresponding to an area loss of approximately 28% and a reduction in glacier length of 100 m over the last 15 years. These findings demonstrate that the long-term retreat of glaciers in the Cilo Mountains is continuing at present. Considering the geomorphological readjustment of surfaces exposed by deglaciation together with the anthropogenic pressure associated with increasing recreational use, the Cilo Mountains represent a highly sensitive high-mountain system vulnerable to both climate change and human activities. Therefore, systematic monitoring of the area is required within a framework that prioritizes the conservation of geomorphological heritage and the principles of sustainable tourism.
This study was supported by TÜBİTAK under Project No. 122Y360.
Bayrakdar, C. (2026). Mass Loss of Glaciers on Mts. Buzul (Cilo) During the Anthropocene and the Impacts of Tourism Pressure on Environmental Geomorphology. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 60). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri
Antroposen Baskıları Altındaki Sulak Alanların İzlenmesi ve Yönetimi İçin Yapay Zekâ Tabanlı Ekolojik Risk Analizi ve Karar Destek Sistemi
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: cumali.yasar@gmail.com
Çalışmanın pilot uygulama alanı olarak Manyas Gölü seçilmiştir. Copernicus programı kapsamında sağlanan Sentinel uydu verileri kullanılarak göl ve çevresindeki su yüzeyi değişimleri, arazi kullanım/arazi örtüsü dönüşümleri, vejetasyon dinamikleri, yüzey sıcaklığı, bulanıklık ve su kalitesini temsil edebilecek spektral göstergelerin zamansal değişimleri analiz edilecektir. Bu veriler; CBS tabanlı mekânsal analizler, yapay zekâ ve makine öğrenmesi yöntemleri ile birlikte değerlendirilerek ekolojik baskı, hassasiyet ve risk göstergelerine dönüştürülecektir. Böylece Manyas Gölü için yüksek risk taşıyan alanların belirlenmesi, baskı kaynaklarının mekânsal olarak ortaya konulması ve farklı yönetim senaryolarının karşılaştırılması hedeflenmektedir.
Çalışmanın ikinci bileşeninde ise Türkiye'deki sulak alanlara yönelik genişletilebilir bir dijital karar destek uygulamasının geliştirilmesi öngörülmektedir. Sistem içerisinde sulak alanların temel özellikleri, maruz kaldıkları antropojenik ve iklimsel baskılar, uydu tabanlı değişim göstergeleri ve mekânsal risk düzeyleri bütünleşik olarak değerlendirilebilecektir. Copernicus tabanlı güncel uydu verileriyle desteklenecek sistemin, yöneticilere ve karar vericilere sulak alanların mevcut durumunu izleme, baskıların yoğunlaştığı bölgeleri belirleme, öncelikli koruma ve restorasyon alanlarını saptama ve alternatif yönetim kararlarını karşılaştırma imkânı sunması amaçlanmaktadır.
Bu yönüyle çalışma, Manyas Gölü ölçeğinde geliştirilen pilot uygulamayı Türkiye'deki sulak alanlara ölçeklenebilir bir CBS ve yapay zekâ tabanlı ekolojik karar destek modeline dönüştürmeyi hedeflemekte; sulak alan yönetiminde uzaktan algılama, mekânsal analiz ve veri odaklı karar verme yaklaşımlarının bütünleşmesine katkı sunmaktadır.
Lake Manyas has been selected as the pilot study area. Using Sentinel satellite data provided under the Copernicus Programme, temporal changes in surface water extent, land-use/land-cover transformations, vegetation dynamics, land surface temperature, turbidity, and spectral indicators that may serve as proxies for water quality will be analysed for the lake and its surrounding areas. These datasets will be integrated with GIS-based spatial analyses and artificial intelligence and machine-learning methods to derive indicators of ecological pressure, vulnerability, and risk. In this way, the study aims to identify high-risk areas within Lake Manyas, spatially characterise the major sources of pressure, and compare alternative management scenarios.
The second component of the study envisages the development of a scalable digital decision-support application for wetlands across Türkiye. Within the system, the key characteristics of wetlands, the anthropogenic and climatic pressures to which they are exposed, satellite-based change indicators, and spatial risk levels will be assessed in an integrated manner. Supported by up-to-date Copernicus-based satellite data, the system is intended to enable managers and decision-makers to monitor the current status of wetlands, identify areas where pressures are intensifying, determine priority areas for conservation and restoration, and compare alternative management options.
In this respect, the study seeks to transform the pilot application developed at the Lake Manyas scale into a scalable GIS- and artificial intelligence-based ecological decision-support model for wetlands across Türkiye. By doing so, it aims to contribute to the integration of remote sensing, spatial analysis, and data-driven decision-making approaches in wetland management.
Yaşar, C. (2026). Antroposen Baskıları Altındaki Sulak Alanların İzlenmesi ve Yönetimi İçin Yapay Zekâ Tabanlı Ekolojik Risk Analizi ve Karar Destek Sistemi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 18: Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri (s. 62). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
AI-Enhanced XR Science Exhibitions for Wetland Education: An Integrative Review and Conceptual Framework for Immersive Environmental Learning
1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
* Sorumlu Yazar: zaferkaradayi@gmail.com
Karadayı, Z. (2026). AI-Enhanced XR Science Exhibitions for Wetland Education: An Integrative Review and Conceptual Framework for Immersive Environmental Learning. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 18: Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri (s. 63). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)