Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #10
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #10

Türkiye Kıyılarındaki Sulak Alanların Antropojenik Baskı Yoğunluğu Kapsamında Hasar ve Risk Durumunun Modellenmesi - Modeling the Damage and Risk Status of Wetlands Along the Turkiye Coast in Terms of Anthropogenic Pressure Intensity

S. Murat UZUN1*

1 Marmara Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: murat.uzun@marmara.edu.tr

Özet (Türkçe)
Kıyı süreçleri ile doğal oluşumu şekillenmiş denizel/kıyısal sulak alanlar, kara ve deniz sistemleri arasındaki dinamik geçiş zonlarını oluşturan, yüksek biyolojik üretkenliğe sahip ve küresel ölçekte en fazla ekosistem hizmeti sağlayan doğal sistemlerden biridir. Deltalar, lagünler, haliçler, kıyı bataklıkları, longozlar ve kıyı kumullarını kapsayan bu ekosistemler; karbon depolama, su kalitesinin düzenlenmesi, taşkın kontrolü, sediment tutulumu, kıyı erozyonunun azaltılması, besin döngüsünün sürdürülmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi çok sayıda ekolojik işlevi aynı anda yerine getirebilmektedir. Ancak kıyıların farklı etkenlerle yoğun şekilde antropojenik baskıya maruz kalması, dolaylı olarak kıyı ya da havza kökenli etkilerinde bu baskıyı arttırması kıyısal sulak alanlarda değişimlere, sorunlara ve hasarlara yol açabilmektedir. Ülkemizde envanter çalışmalarına devam edilen sulak alanların 100’e yakını kıyısal sulak alan özelliğindedir. Bu çalışmada Türkiye’de tescillenmiş 27 denizel/kıyısal sulak alanın antropojenik baskı yoğunluğu kapsamında hasar durumunun Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Uzaktan Algılama (UA) teknikleri ile modellenmesi ve kendi aralarında karşılaştırılması amaçlanmıştır. Model literatürde bulunan sulak alan ekoloji risk indisleri ve özellikle sulak alan hasar indisinin (WDI) temel alınması, modifiye edilmesi ve değiştirilerek inceleme kapsamına uyarlanması ile tasarlanmıştır. Modelin veri kaynaklarını resmi kurumlardan alınan sulak alan envanter bilgileri, topografya paftaları, Landsat, Sentinel multispektral uydu görüntüleri, OpenstreetMap (OSM) verileri oluşturmaktadır. Model için sulak alanların koruma sınırı temel alınmış ve analizler 5 km’lik tampon saha belirlenerek bu alan kapsamında uygulanmıştır. Bu çalışmada geliştirilmiş (modifiye edilmiş) Kıyı Sulak Alan Hasar İndisi-modeli (MCWDI) 4 ana etki kriteri ve 18 alt parametreden oluşmaktadır. Ana kriterler, antropojenik baskı etkisi, değişim etkisi, ekoloji etkisi ve çeşitlilik etkisinden oluşmaktadır. Antropojenik baskı değişkeni; kıyı mühendislik yapısı, direkt ana ulaşıma maruziyet mesafesi, direkt yerleşime maruziyet mesafesi, tampon alandaki arazi kullanımı, gece ışığı yoğunluğu, havzadaki baraj etkisi, maden ve sanayi etkisi alt parametrelerinden oluşmaktadır. Değişim etkisi 1985-2025 Landsat verilerine dayalı olarak üretilen sulak alan değişim katsayısı ve kıyı değişim oranı verilerinden oluşur. Ekolojik etki kriteri sulak alan tampon sahasının Normalize Bitki Fark İndis (NDVI), Geliştirilmiş Bitki Örtüsü İndisi (EVI), Normalize Fark Nem İndisi (NDMI) ve Arazi Yüzey Sıcaklığı (LST) verilerinin formüle edilmesi ile hesaplanmıştır. Çeşitlilik etkisi ise sulak alan tampon sahasındaki biyoçeşitlilik, jeomorfoçeşitlilik ve hidroçeşitlik verilerinden üretilmiştir. Elde edilen bütün alt parametre verileri 0-1 arasında standart hale getirilmiştir. Bu işlemde parametrenin hasar durumuna etkisi göz önüne alınmış ve pozitif-negatif durumuna göre hesaplama yapılmıştır. İncelenen sulak alanların 5’i Ramsar alanı, 7’si ulusal ve 15’i mahalli öneme haiz sulak alanlardır. Sulak alanların 4’ü Karadeniz, 4’ü Marmara Denizi, 2’si Çanakkale Boğazı, 10’u Ege Denizi ve 7’si Akdeniz kıyılarındadır. En çok kıyısal sulak alana 5 tane ile Çanakkale ili sahiptir. Bulgulara göre 1985-2025 döneminde incelenen toplam sulak alanlardaki su yüzeyinin arttığı ancak alan bazında medyan değişimin %-3,78 olduğu ve hafif azalma trendinin gerçekleştiği saptanmıştır. Delta özelliği gösteren ve alansal açıdan daha geniş olan sulak alanlarda yoğun kıyı erozyonunun olduğu (Kızılırmak, Yeşilırmak, Yumurtalık, Gediz sulak alanlarında ortalama net kıyı değişim hareketi 300-400 m) tespit edilmiştir. Çalışmaya özgü MCWDI model sonuçlarına göre antropojenik baskı etkisi en fazla İzmit Körfezi sulak alanında (0,92), değişim etkisi Yumurtalık lagününde (0,52), ters orantı etkisine sahip çeşitlik kriterinde Mileyha (Hatay) ve ekoloji etki kriterinde Gökçeada sulak alanı ilk sırada yer almaktadır. Antropojenik baskı yoğunluğu kapsamındaki modifiye edilmiş kıyı sulak alanı hasar indisi (MCWDI) genel sonuçlarına göre en yüksek değerlere İzmit Körfezi (0,79) Mileyha (0,67), Hersek lagünü (0,66), Akçay sazlıkları (0,65) ve Gediz deltası (0,60) sulak alanları sahiptir. En düşük değerin Kocaçay deltası sulak alanında (0,21) olduğu saptanmıştır. Çalışmadaki model önerisi ve analiz sonuçları (27 sulak alanın MCWDI ortalaması 0,49) antropojenik faktörlerin doğrudan ve dolaylı olarak etkilediği denizel/kıyısal sulak alanların birçoğunda risklerin olduğu ve önlemler alınmasının gerekliliğini ortaya koymuştur. Türkiye’deki tescil ve koruma kapsamları belirlenmemiş kıyısal sulak alanlara MCWDI modelinin uygulanması, kıyı ve sulak alan yönetiminde sürdürülebilir, koruma-kullanma dengesindeki planlamalara katkı sağlayabilme potansiyeline sahiptir.
Anahtar Kelimeler: Sulak alanlar, Antropojenik baskı, Hasar ve Risk Analizi, CBS, Türkiye.
Abstract (English)
Marine and coastal wetlands, shaped by coastal processes, are one of the natural systems that form the dynamic transition zones between terrestrial and marine systems; they possess high biological productivity and provide the greatest number of ecosystem services on a global scale. These ecosystems, which include deltas, lagoons, estuaries, coastal marshes, longoz forests and coastal dunes, are capable of performing numerous ecological functions simultaneously, such as carbon sequestration, water quality regulation, flood control, sediment retention, the mitigation of coastal erosion, the maintenance of the nutrient cycle and the conservation of biodiversity. However, the fact that coastlines are subjected to intense anthropogenic pressure from various factors, which in turn indirectly exacerbates this pressure through coastal or catchment-related effects, can lead to changes, problems and damage in coastal wetlands. Of the wetlands for which inventory studies are ongoing in our country, nearly 100 are classified as coastal wetlands. The aim of this study was to model and compare the damage status of 27 registered marine/coastal wetlands in Turkey in terms of the intensity of anthropogenic pressure, using Geographic Information Systems (GIS) and Remote Sensing (RS) techniques. The model was designed by drawing on wetland ecological risk indices found in the literature, and in particular by adapting, modifying and adjusting the Wetland Damage Index (WDI) to suit the scope of the study. The model’s data sources comprise wetland inventory information obtained from official institutions, topographical maps, Landsat and Sentinel multispectral satellite imagery, and OpenStreetMap (OSM) data. The model is based on the protected boundaries of wetlands, and the analyses were carried out within a 5 km buffer zone defined for this purpose. The modified Coastal Wetland Damage Index (MCWDI) model developed in this study comprises four main impact criteria and 18 sub-parameters. The main criteria consist of the impact of anthropogenic pressure, the impact of change, the ecological impact and the impact on biodiversity. The anthropogenic pressure variable comprises the following sub-parameters: coastal engineering structures, distance of exposure to direct main transport routes, distance of exposure to direct settlement, land use in the buffer zone, night-time light intensity, the impact of dams in the catchment area, and the impact of mining and industry. The change effect comprises wetland change coefficients and coastal change rates generated on the basis of Landsat data from 1985 to 2025. The ecological impact criterion was calculated by formulating data on the wetland buffer zone’s Normalised Difference Vegetation Index (NDVI), Enhanced Vegetation Index (EVI), Normalised Difference Moisture Index (NDMI) and Land Surface Temperature (LST). The diversity effect, meanwhile, was derived from data on biodiversity, geomorphological diversity and hydrological diversity within the wetland buffer zone. All the sub-parameter data obtained were standardised on a scale of 0–1. In this process, the impact of the parameter on the damage status was taken into account, and calculations were performed according to whether the status was positive or negative. Of the wetlands studied, 5 are Ramsar sites, 7 are of national importance and 15 are of local importance. Four of the wetlands are located on the Black Sea coast, four on the Sea of Marmara, two in the Dardanelles, ten on the Aegean Sea coast and seven on the Mediterranean coast. The province of Çanakkale has the highest number of coastal wetlands, with five. According to the findings, whilst the water surface area across all wetland areas studied increased between 1985 and 2025, the median change on a per-area basis was –3.78 per cent, indicating a slight downward trend. It was found that there was intense coastal erosion in wetlands exhibiting delta characteristics and covering a larger area (the average net coastal change in the Kızılırmak, Yeşilırmak, Yumurtalık and Gediz wetlands was 300–400 m). According to the study’s MCWDI model results, the anthropogenic pressure effect was highest in the Izmit Bay wetland (0.92), the change effect was highest in the Yumurtalık lagoon (0.52), whilst the diversity criterion—which exhibits an inverse relationship—was highest in Mileyha (Hatay) and the ecological impact criterion was highest in the Gökçeada wetland. According to the overall results of the Modified Coastal Wetland Damage Index (MCWDI) based on the intensity of anthropogenic pressure, the highest values were recorded in the Gulf of Izmit (0.79) Mileyha (0.67), Hersek Lagoon (0.66), Akçay Marshes (0.65) and the Gediz Delta (0.60). The lowest value was found in the Kocaçay Delta wetland (0.21). The model proposal and analysis results presented in this study (the average MCWDI for 27 wetlands was 0.49) have demonstrated that risks exist in many marine and coastal wetlands affected directly and indirectly by anthropogenic factors, and that measures need to be taken. The application of the MCWDI model to coastal wetlands in Turkey, where the scope of registration and protection has not yet been defined, has the potential to contribute to sustainable planning that strikes a balance between conservation and use in coastal and wetland management.
Keywords: Wetlands, Anthropogenic Pressure, Damage and Risk Analysis, GIS, Türkiye
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
UZUN, S. (2026). Türkiye Kıyılarındaki Sulak Alanların Antropojenik Baskı Yoğunluğu Kapsamında Hasar ve Risk Durumunun Modellenmesi - Modeling the Damage and Risk Status of Wetlands Along the Turkiye Coast in Terms of Anthropogenic Pressure Intensity. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 8). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)