Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Eğitim Fakültesi • ÇOMÜ Yayınları
ÇALIŞTAY YAYINLARI • EKİM 2026

Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı

Abstract Book of the Workshop on Ecological Risks in Wetlands in the Anthropocene Era in Türkiye
BİLDİRİ ÖZETLERİ KİTABI
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Künye • ÇOMÜ

Kitap Künyesi & Bibliyografik Bilgiler

Kitabın Adı:
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı
Editör:
Prof. Dr. Ahmet Evren ERGİNAL (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi)
Yayın Evi:
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Yayın Tarihi & Yeri:
22 – 24 Ekim 2026, Çanakkale
ISBN:
978-625-XXXXX-X (Başvuru Sürecinde)
Zenodo DOI:
10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Kitap Formatı:
Elektronik Kitap (e-Kitap) & Basılı A4 Yayını (Konu / Topic Temelli)
Yayın Dili:
Türkçe & İngilizce
Resmi Web Sitesi:
Telif Hakkı & Yasal Sorumluluk Beyanı: Bu kitapta yer alan tüm bildiri özetlerinin telif hakları yazarlarına ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ne aittir. Kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen iktibas edilemez. Kitapta yer alan bildirilerin bilimsel, etik ve dil sorumluluğu yazarlarına aittir.
Nasıl Atıf Yapılır (Citation Suggestion): Erginal, A. E. (Ed.). (2026). Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yayınları, Çanakkale. DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Çalıştay Kurulları • 2026

Çalıştay Kurulları

Onursal Başkan
Prof. Dr. R. Cüneyt ERENOĞLU
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü
Onur Konuğu
Doç. Dr. T. Ahmet ERTEK
İstanbul Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi
Çalıştay Başkanı & Editör
Prof. Dr. Ahmet Evren ERGİNAL
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Sekreterya
Dr. Cumali YAŞAR • Öğr. Gör. Levent ÖZÇAĞ
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Bilim Kurulu (Scientific Committee)
Prof. Dr. Abdullah SOYKAN
Balıkesir Üniversitesi
Doç. Dr. Ahmet ÖZTOPAL
İstanbul Teknik Üniversitesi
Prof. Dr. Ali MEYDAN
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi
Prof. Dr. Barış TAŞ
İzmir Bakırçay Üniversitesi
Prof. Dr. Beyza USTAOĞLU
Sakarya Üniversitesi
Prof. Dr. Cem GAZİOĞLU
İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Cengiz YILDIRIM
İstanbul Teknik Üniversitesi
Doç. Dr. Dilek AYKIR AKDAĞ
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Prof. Dr. Ebru Yeşim ÖZKAN
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Prof. Dr. Ekrem MUTLU
Kastamonu Üniversitesi
Prof. Dr. Emre ÖZŞAHİN
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi
Prof. Dr. Ersin KARABACAK
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Prof. Dr. Eyüp ARTVİNLİ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Prof. Dr. Hakan YİĞİTBAŞIOĞLU
Ankara Üniversitesi (E.Ö.Ü.)
Prof. Dr. Hülya CANER
İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Hüseyin TUROĞLU
İstanbul Üniversitesi
Dr. Öğr. Üyesi İbrahim UYSAL
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Prof. Dr. İhsan BULUT
Akdeniz Üniversitesi
Prof. Dr. İhsan ÇİÇEK
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. İsa CÜREBAL
Balıkesir Üniversitesi
Prof. Dr. Kirami ÖLGEN
Ege Üniversitesi
Prof. Dr. Meral AVCI
İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Mesut DOĞAN
İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Muhammed Zeynel ÖZTÜRK
Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi
Prof. Dr. Murat TOSUNOĞLU
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Doç. Dr. Musa ULUDAĞ
Trakya Üniversitesi
Doç. Dr. Mustafa KARABIYIKOĞLU
Ardahan Üniversitesi (E.Ö.Ü.)
Prof. Dr. Özlem SERTKAYA DOĞAN
İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Serdar VARDAR
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Prof. Dr. Serkan KÜKRER
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
Doç. Dr. Şakir FURAL
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi
Prof. Dr. Şükran Yalçın ÖZDİLEK
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Prof. Dr. Tuncer DEMİR
Akdeniz Üniversitesi
Prof. Dr. Ülkü Eser ÜNALDI
Gazi Üniversitesi
Prof. Dr. Yıldırım GÜNGÖR
İstanbul Üniversitesi
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Önsöz • Rektörün Mesajı

Önsöz

Değerli Bilim İnsanları, Kıymetli Katılımcılar ve Çevreye Gönül Veren Dostlarımız,

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olarak, “Türkiye’de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı” başlığı altında hazırlanan bu kıymetli esere ve bilimsel buluşmaya ev sahipliği yapmanın derin gururunu ve heyecanını yaşıyoruz.

Günümüzde insanoğlunun gezegen üzerindeki dönüştürücü gücü, içinde bulunduğumuz Antroposen çağını şekillendirirken; küresel iklim krizleri, kuraklık ve insan kaynaklı baskılar en çok doğal yaşamın kılcal damarları olan sulak alanlarımızı tehdit etmektedir. Sulak alanlar; sadece biyoçeşitliliğin ve ekosistem dengesinin korunmasında değil, su güvenliği, karbon tutumu ve taşkın kontrolü gibi hayati ekosistem hizmetlerinde de dünyamızın vazgeçilmez yaşam kaynaklarıdır. Bu hassas alanların karşı karşıya kaldığı ekolojik riskleri doğru anlamak, izlemek ve koruma-kullanma dengesi çerçevesinde geleceğe aktarmak hepimizin ortak vicdani ve bilimsel sorumluluğudur.

Küresel ölçekte verdiğimiz bu mücadelenin ve çevre politikalarının en önemli mihenk taşlarından biri şüphesiz COP31 İklim Değişikliği Taraf Ülkeler Konferansı’dır. Ülkemizin ev sahipliği üstlenme yolundaki kararlı duruşu ve iklim diplomasisindeki öncü rolü, Türkiye’nin yeşil dönüşüm vizyonunu tüm dünyaya duyurması adına tarihi bir fırsat niteliğindedir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olarak bizler de bu vizyonun bir parçası olmaktan büyük bir heyecan duyuyoruz. Üniversitemiz; sürdürülebilirlik odaklı eğitim modelleri, dijital izleme ve yapay zekâ tabanlı ekolojik risk analizleri, sıfır atık projeleri ve yeşil dönüşüm eğitimleriyle COP31 hedefleri doğrultusunda son derece yapıcı, somut ve faydalı çalışmalara imza atmaktadır.

22-24 Ekim 2026 tarihlerinde Anafartalar Yerleşkemizde gerçekleştireceğimiz bu saygın çalıştay, bilim dünyamızın sulak alanlar üzerindeki derinlikli araştırmalarını bir araya getirerek hem akademik yazına hem de karar vericilere rehberlik edecek çok değerli bir birikim sunmaktadır.

Bu anlamlı ve kapsamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde büyük bir özveriyle çalışan, başta Çalıştay Başkanımız Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal olmak üzere tüm düzenleme kuruluna, sekreteryaya ve emeği geçen üniversitemiz personeline yürekten teşekkür ediyorum. Onur konuğumuz Doç. Dr. T. Ahmet Ertek’e ve Anadolu’nun dört bir yanından gelerek bildirileri, araştırmaları ve fikirleriyle bu kitaba ve etkinliğimize değer katan tüm kıymetli bilim insanlarına şükranlarımı sunuyorum.

Geleceğimizi ve sulak alanlarımızı koruma yolunda ortak akılla atılan her adımın katlanarak çoğalmasını diliyor; bu özet kitapçığının ve çalıştayın bilim dünyamıza, ülkemize ve geleceğimize ışık tutmasını temenni ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Prof. Dr. Ramazan Cüneyt ERENOĞLU
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü
Ekim 2026, Çanakkale
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Açılış Çağrılı Konferansı • Onur Konuğu
ÇALIŞTAY ONUR KONUĞU AÇILIŞ ÇAĞRILI BİLDİRİSİ • KEYNOTE LECTURE 22 Ekim 2026 • 11:00 – 11:50
Doç. Dr. T. Ahmet ERTEK

Doç. Dr. T. Ahmet ERTEK

Çalıştay Onur Konuğu • Çağrılı Konuşmacı

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü (E.Ö.Ü.) • Türk Coğrafya Kurumu

taertek@istanbul.edu.tr

ANTROPOSEN VE ANTROPOSFER:
ANTROPOJENİK JEOMORFOLOJİDE GELİŞMELER

Özet (Abstract)

“Yeni insan çağı” anlamına gelen Antroposen (Crutzen and Stoermer, 2000; Crutzen, 2002), 2000’li yıllardan itibaren yer bilimlerinde ifade edilmeye başlanan yeni ve önemli bir kavramdır. İklim değişikliğinin etkileri, ekstrem doğa olayları ve dinamik süreçlerdeki sapmalar; farklı sonuçları ve insanı etkileyen koşulları meydana getirmektedir. Bu devrede özellikle yerküre üzerindeki insanın jeomorfolojiye etkileri incelenmektedir. Yer bilimlerinin yanı sıra Antroposen; klimatoloji, biyoloji, biyocoğrafya, pedoloji, ekoloji, çevre bilimleri gibi birçok bilim dalının araştırma konusunu oluşturmaktadır. Atmosfer, litosfer, hidrosfer ve biyosfer gibi birçok farklı küresel doğal ortamdan bir yenisi, insan tarafından oluşturulmuş “Antroposfer (İnsan Küresi)” bileşeninin son jeolojik evresidir (Ertek, 2026).

Jeomorfoloji alanında ise 1960’lara kadar, hatta daha eskilere inen insan etkisi odaklı jeomorfolojiye bakış açısı, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren Antropojenik Jeomorfoloji (Antropo-jeomorfoloji) kavramının yaygınlaşması ile pik noktalara doğru eğilim göstermiştir. Antropojenik Jeomorfoloji; konusu, kökeni ve amacı son derece farklı insan topluluklarının operasyonu tarafından yaratılmış olan, sürekli gelişen ve genişleyen yeni yer şekilleri olarak tanımlanabilir. Geniş bir manada, yapay bir şekilde yaratılan yer şekilleri, örneğin; orta ve küçük ölçekli iklimlerde ve biotada, yani biyolojik bileşeni oluşturan doğal çevrede ve doğal süreçleri biraz değiştirmede çok çeşitli etkiler yapar (Szabó, 2010).

Belirtilen bilimsel gelişmeler, topografyada insan etkisi kaynaklı değişimleri ve yapay jeomorfolojik birimler ile süreçleri inceleyen antropojenik jeomorfolojide farklı metodolojilerin de ortaya atılmasını ve farklı alanlarda kullanılmasını sağlamıştır. Burada amacımız antropojenik jeomorfolojide yöntemlerin nasıl geliştiğinin ortaya konmasına ve bu gelişimin gelecekte hangi alanlarda yoğunlaşabileceğine odaklanmıştır. Araştırmada ulusal ve özellikle uluslararası kaynaklar detaylıca incelenmiş, bibliyometrik ve analojik analizler yapılmış, metodolojik sınıflandırmalarla karşılaştırmalar üzerinde durulmuştur. Yapılan incelemeler antroposen kavramı üzerine odaklanan ve bu kavramdan yola çıkan çalışmaların fiziki coğrafya ya da jeomorfoloji alanı dışında ilk olarak yoğunlaştığı ve hangi disiplin içerisinde ise o bilim alanın yöntemlerini kullandığını ortaya koymaktadır. Bu noktada 2000’li yılların başında daha çok jeoloji odaklı çalışmalar olarak (1) tortul karot analizleri yöntem olarak kullanılmıştır. Ancak 1983’te Nir’in (2) “Potansiyel Antropojenik Jeomorfoloji İndisi” formülü, bu formülün Rozsa & Novak (2011) tarafından güncellenmesi ilk yöntemsel yaklaşımlar olarak dikkat çekmektedir. 2010’lu yıllardan itibaren gelişen teknolojik imkanlarla birlikte antropojenik jeomorfolojide (3) Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) odaklı çalışmaların yaygınlaştığı tespit edilmiştir. Bu tür incelemeler özellikle kartografik veri setleri ile belli bir sahada zamansal topografik değişimlere odaklanmaktadır. Sofia, Tarolli, Cao, Chen, Brandoloni gibi bilim insanları ise özellikle yüksek hassasiyetli sayısal yükselti modelleri üzerinden rölyef değişim formülleri üretmişler ve antropojenik jeomorfoloji koşullarının yoğunluğunu analiz etmişler ve haritalamışlardır. Daha sonraki yıllarda (4) uydu görüntüleri üzerinden arazi kullanım değişimi odaklı analizler ile arazi çalışması verilerinin eklenmesi sonucu topografik değişim modelleri üretilmeye çalışılmıştır. 2020’li yıllardan sonra Türkiye’de de yaygınlaşan çalışmalarda CBS ve Uzaktan Algılama (UA) yöntemlerinin kullanıldığı farklı veri setleri ile modellemelerin yapıldığı özellikle de yüksek hassasiyetli veriler üzerinden topografik değişim ve jeomorfolojik süreç değişimi analizlerin yöntem olarak kullanıldığı saptanmıştır. Antropojenik jeomorfoloji çalışmalarında CBS ve UA ile modellemelerin yapıldığı çalışmalar daha çok (1) maden çıkarma ve (2) yerleşim kaynaklı değişimler ile (3) kıyı jeomorfolojisi ve (4) sulak alanlardaki insan kaynaklı değişim alanlarının incelenmesi üzerinde durmaktadır. Bu odak noktalarının dışında, (5) risk analizlerindeki jeomorfolojik koşulları tetikleyen antropojenik faktörler üzerine de odaklanmalar olduğu dikkat çekmektedir (Uzun & Ertek, 2026).

Sonuç olarak jeomorfoloji disiplini içerisinde yeni bir alan olan antropojenik jeomorfoloji gelişen teknolojik imkanlarla birlikte farklı analiz ve yöntemlerin kullanıldığı bir alan olarak dikkat çekmektedir. Uluslararası Jeoloji ve Stratigrafi Kurumunun, Antroposen’i -özellikle antropojenik depoların (örneğin; plastik çöp dağları ve depolarının, göllerde ve sulak alanlardaki insan kaynaklı ağır metal birikimlerinin), doğal depo karakteri taşımaması nedeni gibi- yeni bir jeolojik devir olarak kabul etmemesinin farklı bilimsel nedenleri bulunmaktadır. Ancak antroposen kavramını jeomorfolojik olarak incelemek ve özellikle CBS ve UA teknikleri kullanılması ile birçok detaylı analiz sonucu üretmek, geleceğe dönük (1) planlama, (2) yönetim çalışmaları ile (3) risk-duyarlılık analizlerinde oldukça faydalı sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu nedenle ülkemizde son 5-10 yıllık süreçte inceleme alanı olarak dikkat çeken antropojenik jeomorfolojinin farklı model denemeleri ile daha çok yaygınlaşmasının oldukça önemli olduğu ortaya çıkmaktadır (Uzun & Ertek, 2026).

Anahtar Kelimeler: Antroposen, Antroposfer, Antropojenik Jeomorfoloji, Antropo-jeomorfolojide Yöntemler, Antropojenik Jeomorfolojide Gelişmeler.

Kaynakça (Selected References):

  1. Crutzen, P.J. and Stoermer, E.F. 2000. “The Anthropocene”. IGBP Global Change Newsletter, May 2000, 41: 17-18.
  2. Crutzen, P. J. 2002. “Geology of mankind”. Nature, 415: 23.
  3. Ertek, T.A. 2026. “Antroposen, Antroposfer: Antropojenik Jeomorfoloji (Genişletilmiş 2. Baskı)”. PEGEM AKADEMİ Yay., 465 s., Ankara.
  4. Nir, D. 1983. In D. Ashoren (Ed.) “Man, a Geomorphological Agent: An Introduction to Anthropic Geomorphology”. Keter, Springer, Jerusalem.
  5. Rozsa, P. & Novak, T. 2011. “Mapping anthropic geomorphological sensitivity on global scale”. Zeitschrift für Geomorphologie, 55(1): 109-117.
  6. Szabó, J. 2010. “Anthropogenic Geomorphology: Subject and System”. In: J. Szabó et al. (Eds.), Anthropogenic Geomorphology, pp. 3-10, Springer.
  7. Uzun, S.M. & Ertek, T.A. 2026. “Antropojenik Jeomorfolojide Değişimler ve Gelişimler Üzerine Metodolojik Yaklaşım”. UCEK-2026 Bildiri Kitabı, s. 24-26.
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı İçindekiler

İçindekiler (Konu Başlıkları ve Bildiriler)

BİLİMSEL KONU • TOPIC #1
01

Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler

Environmental Changes in Wetlands
Konu Kodu: Topic 1
Bildiri Sayısı: 2 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 1 • Bildiri #12
KONU 1: Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #12

The Relatiponships between Carlson, Rotifer and Crustacean Trophic State Indices in Lake Manyas, Turkey

Kemal Çelik1*, Elif Irmak Türkmen1, Ahmet Bozkurt2

1 Balıkesir University

2 İskenderun Technical University

* Sorumlu Yazar: kcelik@balikesir.edu.tr

Özet (Türkçe)
Carlson trofik durum indeksleri (TSI-Chl-a ve TSI-SD) ile Rotifer ve Crustacea (Kabuklular) trofik durum indeksleri (Ejsmont-Karabin, 2012; Ejsmont-Karabin ve Karabin, 2013), sığ bir göl olan Manyas Gölü’nde (Türkiye) hesaplanmıştır. Zooplanktona dayalı trofik durum indeksleri ile Carlson trofik durum indeksleri arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Rotifer ve Kabuklular trofik durum indeksleri, Rotifer ve Kabukluların bolluk ve biyokütle değerlerine dayalı olarak hesaplanmıştır.

Klorofil-a (Chl-a), suyun ışık geçirgenliği, Rotifer ve Kabuklulara lişkin veriler, Ocak 2013 ile Kasım 2014 tarihleri arasında Manyas Gölü’nde bulunan dört örnekleme istasyonundan mevsimsel olarak toplanmıştır. Toplam 29 zooplankton türü tespit edilmiş olup bunların 17’si Rotifera, 9’u Cladocera ve 3’ü Copepoda grubuna aittir. Rotifera, toplam zooplankton bolluğunun %45’ini oluşturarak baskın grup olmuştur.

Carlson’ın TSI-Chl-a ve TSI-SD değerlerine göre Manyas Gölü hipereutrofik olarak sınıflandırılırken, TSI-ROT ve TSI-CR indeksleri gölü ötrofik olarak karakterize etmiştir. TSI-ROT, hem TSI-Chl-a hem de TSI-SD ile güçlü negatif korelasyon gösterirken, TSI-CR ,TSI-Chl-a ve TSI-SD ile zayıf pozitif bir korelasyon göstermiştir.
Anahtar Kelimeler: Carlson trophic durum indeksi, Pearson Korrelasyonları, Rotifer Trofik Durum İndeksi, Kabuklular Trofik Durum İndeksi
Abstract (English)
The Carlson (TSIChl-a and TSISD), Rotifer and Crustacean trophic state indices (Ejsmont-Karabin 2012; Ejsmont-Karabin and Karabin 2013) were calculated in the shallow Lake Manyas, Turkey. Pearson correlations were calculated to determine the relationships between the zooplankton based trophic state indices and Carlson's trophic state indicies. The Rotifer and Crustacean trophic state indices were based on the abundance and biomass of rotifers and crustaceans.
Data on chlorophyll-a (Chl-a), water transparency, rotifers and crustaceans was collected seasonally from Lake Manyas, Turkey between January 2013 and November 2014 at four stations. A total of 29 zooplankton species (17 Rotifera, 9 Cladocera and 3 Copepoda) were identified. Rotifera was the dominant group making 45% of the total zooplankton abundance.
The results of Carlson's TSIChl-a and TSISD showed that Lake Manyas was hypertrophic, while TSIROT and TSICR characterized the lake as eutrophic. TSIROT had a strong negative correlation, while TSICR had a weak pozitive correlated with TSIChl-a and TSISD in Lake Manyas.
Keywords: Carlson Trophic State İndex, Pearson Correlations, Rotifer Trophic State İndex, Crustacean Trophic State İndex
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Çelik, K. (2026). The Relatiponships between Carlson, Rotifer and Crustacean Trophic State Indices in Lake Manyas, Turkey. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 1: Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler (s. 8). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 1 • Bildiri #37
KONU 1: Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #37

Wetlands as Natural Archives of the Anthropocene: Evidence from Anatolian Pollen Records

HÜLYA CANER1*, Gülan Güngör2, Nurgül Karlıoğlu Kılıç3

1 Istanbul un iversity

2 Istanbul University

3 Istanbul University-Cerrahpaşa

* Sorumlu Yazar: hcaner@istanbul.edu.tr

Özet (Türkçe)
Sediment cores recovered from wetlands constitute valuable natural archives for reconstructing long-term interactions among climate, vegetation, and human activities. Characterized by pronounced climatic, topographic, and biogeographical contrasts, Anatolia provides an ideal setting for evaluating regional differences in vegetation responses to past environmental change. In this study, fossil pollen records from Lakes Aktaş, Tecer, Sapanca, and Nar, together with those from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland, were compared to investigate vegetation and land-use changes over approximately the last millennium. These sites represent a range of environmental settings across Anatolia. Pollen data were compiled from published studies and accessible databases, and the records were evaluated within a common chronological framework based on changes in major arboreal, open-land, and anthropogenic indicator taxa.

Forest dynamics were assessed using Pinus, deciduous Quercus, Fagus, Betula, Picea, Abies, and Alnus, whereas Poaceae, Amaranthaceae, Asteraceae, and Artemisia were considered indicators of open-land and steppe conditions. Agricultural activity and broader human influence were evaluated through changes in land-use-related pollen indicators, particularly Cerealia-type, Olea, Juglans, and Plantago lanceolata-type.

The comparative assessment indicates that vegetation development across the investigated sites during the last millennium did not follow a uniform or unidirectional trajectory. Instead, vegetation changes varied according to regional environmental conditions and the intensity of human activities. At Sapanca, the comparatively strong representation of arboreal pollen and mesophilous forest elements is consistent with the humid conditions of northwestern Anatolia. In contrast, the greater prominence of open-land and steppe taxa in the Tecer and Nar records reflects the drier and more continental character of Central Anatolia. The Aktaş record highlights shifts between forest and steppe components under high-altitude continental conditions. Records from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland reveal more complex vegetation trajectories shaped by interactions among local environmental conditions, grazing, agricultural activity, and wetland dynamics.

Vegetation changes coinciding with the Medieval Climate Anomaly and the Little Ice Age cannot be attributed solely to climatic variability. Changes in agriculture, grazing pressure, and land-use intensity appear to have locally amplified or attenuated climate-related vegetation signals. Differences in the timing and magnitude of change among the investigated sites demonstrate that vegetation dynamics in Anatolia during the Late Holocene were shaped by regionally variable interactions between climate and human activities. These findings emphasize the value of integrating different wetland archives to improve our understanding of the respective influences of climatic variability and human activities on vegetation and to establish the long-term context of the human-driven ecological transformations associated with the Anthropocene.
Anahtar Kelimeler: Fosil polen, göl sedimanları, turbalıklar, insan etkisi, vejetasyon değişimi, Anadolu.
Abstract (English)
Wetlands as Natural Archives of the Anthropocene: Evidence from Anatolian Pollen Records
Sediment cores recovered from wetlands constitute valuable natural archives for reconstructing long-term interactions among climate, vegetation, and human activities. Characterized by pronounced climatic, topographic, and biogeographical contrasts, Anatolia provides an ideal setting for evaluating regional differences in vegetation responses to past environmental change. In this study, fossil pollen records from Lakes Aktaş, Tecer, Sapanca, and Nar, together with those from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland, were compared to investigate vegetation and land-use changes over approximately the last millennium. These sites represent a range of environmental settings across Anatolia. Pollen data were compiled from published studies and accessible databases, and the records were evaluated within a common chronological framework based on changes in major arboreal, open-land, and anthropogenic indicator taxa.
Forest dynamics were assessed using Pinus, deciduous Quercus, Fagus, Betula, Picea, Abies, and Alnus, whereas Poaceae, Amaranthaceae, Asteraceae, and Artemisia were considered indicators of open-land and steppe conditions. Agricultural activity and broader human influence were evaluated through changes in land-use-related pollen indicators, particularly Cerealia-type, Olea, Juglans, and Plantago lanceolata-type.
The comparative assessment indicates that vegetation development across the investigated sites during the last millennium did not follow a uniform or unidirectional trajectory. Instead, vegetation changes varied according to regional environmental conditions and the intensity of human activities. At Sapanca, the comparatively strong representation of arboreal pollen and mesophilous forest elements is consistent with the humid conditions of northwestern Anatolia. In contrast, the greater prominence of open-land and steppe taxa in the Tecer and Nar records reflects the drier and more continental character of Central Anatolia. The Aktaş record highlights shifts between forest and steppe components under high-altitude continental conditions. Records from the Bereket Basin and the Gölbaşı peatland reveal more complex vegetation trajectories shaped by interactions among local environmental conditions, grazing, agricultural activity, and wetland dynamics.
Vegetation changes coinciding with the Medieval Climate Anomaly and the Little Ice Age cannot be attributed solely to climatic variability. Changes in agriculture, grazing pressure, and land-use intensity appear to have locally amplified or attenuated climate-related vegetation signals. Differences in the timing and magnitude of change among the investigated sites demonstrate that vegetation dynamics in Anatolia during the Late Holocene were shaped by regionally variable interactions between climate and human activities. These findings emphasize the value of integrating different wetland archives to improve our understanding of the respective influences of climatic variability and human activities on vegetation and to establish the long-term context of the human-driven ecological transformations associated with the Anthropocene.
Keywords: fossil pollen, lake sediments, peatland, human impact, vegetation change, Anatolia
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
CANER, H. (2026). Wetlands as Natural Archives of the Anthropocene: Evidence from Anatolian Pollen Records. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 1: Sulak Alanlarda Çevresel Değişimler (s. 9). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #2
02

Deniz–Kara Etkileşimi ve Morfolojik Süreçler

Land–Sea Interactions and Morphological Processes
Konu Kodu: Topic 2
Bildiri Sayısı: 1 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 2 • Bildiri #21
KONU 2: Deniz–Kara Etkileşimi ve Morfolojik Süreçler Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #21

Son 20.000 Yıl Süresince Meydana Gelen Kıyı Çizgisi Değişmelerinin Batı Anadolu Kıyı Yerleşimleri Üzerindeki Etkilerinin Lokal Bir Model Üzerinde Jeoarkeolojik Değerlendirmesi: Çaltılıdere Kıyı Düzlüğü ve Höyüğü

Serdar Vardar1*, Emre Kara1, Dilan Demirel2

1 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Coğrafya Bölümü

2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

* Sorumlu Yazar: serdar.vardar@ikc.edu.tr

Özet (Türkçe)
Çaltılıdere çevresi, Holosen Transgresyonu’nun öncesi, transgresyon ve sonrası kıyı çizgisi-doğal çevre değişmelerinin kıyı kültürleri üzerindeki etkilerinin Geç Pleistosen sonlarından günümüze kadar takip edilebildiği ideal kıyı düzlüklerinden biridir. Çaltılıdere kıyı düzlüğü, Aliağa (İzmir) kıyı kuşağındaki KB-GD doğrultulu Güzelhisar Çayı depresyonunun kuzeybatı kenarında GB-KD doğrultulu küçük bir depresyonun orta kesiminde yer almaktadır. Depresyonun geneli Çaltılıdere Koyu’nun var olduğu alandır. Bu depresyonun güney kesiminde Güzelhisar ovasına bağlandığı dar kesim Sarıkaya Boğazı adı ile anılmaktadır. Sarıkaya depresyonu tabanında Çaltılıdere Koyu kıyısından 750 m kadar içeride Çaltılıdere Höyüğü yer almaktadır. Neolitik Döneme tarihlenen bu eski yerleşimin KD kesimindeki Çaltılıdere koyunda 1-5 m derinliğindeki sığ denizin tabanında Holosen Transgresyonu sonrasında depolanan denizel sedimanlarda seramik parçaları bulunmuştur. Bunun yanında deniz sedimanları ile örtülen Holosen Öncesi kıyı ovası sedimanları üzerinde daha yoğun pişmiş toprak ve seramik parçaları bulunmaktadır. Bu veriler doğal çevre değişmeleri ve jeoarkeolojik açıdan ilginç bir veri seti sunmaktadır. Bu çalışma, ilgili verilerin toplanması, analiz edilmesi ve değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kıyı düzlüğü dolgularının katmanlarını ve yansıttıkları ortamları araştırmak için delgi sondaj yöntemi kullanılarak 15 sondaj yapılmıştır. İhtiyaç duyulan derin sondajlar konusunda Çaltılıdere Koyu yat tersanesi sahası inşası için yapılan sondaj çalışmaları yerinde izlenmiş, karotlar analiz ve değerlendirmelere dâhil edilmiştir. Sediman analizleri İKCÜ Arkeometri, Paleocoğrafya ve Biyojeokimya ile TAKME Arkeometri laboratuvalarında gerçekleştirilmiştir. Element ve kil analizlerinde ICP-MS, XRF ve XRD cihazları kullanılmıştır. Tane boyu analizi Camsizer cihazı, mikrofosil ve diatom analizleri SEM cihazı ile yapılmıştır. Araştırma sonucunda; Çaltıdere mevkiinde bugün sığ deniz olan sahada günümüzden 20.000 yıl önceki kıyı düzlüğünün rekonstrüksiyonu yapılmış, GÖ 7000 ile 3000 yılları arasında Sarıkaya kütlesinin bir ada olduğu görüşü doğrulanmış, Holosen transgresyonu öncesi kıyı ortamları ile bu ortamlardaki kültürlere ait izler (bugünkü koyun deniz tabanındaki sedimanların içinde korunmuş olan) ortaya konulmuş, transgresyon sedimanları ve örttüğü kültürel katmanlar belirlenmiş, Çaltılıdere koyu Orta Tunç Çağı kıyı çizgisi saptanmış, Sarıkaya depresyonuna akan eski bir akarsu olan Kunduz Deresi’nin Çaltıdere koyuna GÖ 3000 yıllarına kadar sediman taşıdığı koyu sığlaştırdığı anlaşılmış, daha sonra Sarıkaya depresyon tabanını dolduran akarsu sedimanlarının etkisi ile derenin yatağının değiştiği ve güneye yönelerek Güzelhisar çayına bağlandığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, eş zamanlı gerçekleştirilen deniz tabanı, kıyı ve karasal ortam sondajlarının sonuçlarının beraber değerlendirilmesi ile yapılmış ilk örnektir. Son 20.000 yılda 130 m derinliğe kadar olan deniz tabanından günümüzdeki kıyı düzlüklerine kadar olan alanda morfolojik şekillenmenin nasıl geliştiğini yerel bir insan-doğal çevre değişmeleri etkileşimi modelinde sunma imkânı vermiştir.
Anahtar Kelimeler: Aliağa, Çaltılıdere, Deniz Seviyesi ve Kıyı Çizgisi-Ortamı Değişmeleri, Jeoarkeoloji
Abstract (English)
The Çaltılıdere area represents one of the ideal coastal plains for investigating the impacts of coastal and natural environmental changes associated with the periods before, during, and after the Holocene Transgression on coastal cultures, from the Late Pleistocene to the present day. The Çaltılıdere coastal plain is located in the central part of a small depression trending SW–NE, situated along the northwestern margin of the NW–SE-trending Güzelhisar River depression in the Aliağa (İzmir) coastal zone. The depression as a whole corresponds to the area formerly occupied by Çaltılıdere Bay. The narrow passage connecting the southern part of this depression with the Güzelhisar Plain is locally known as the Sarıkaya Strait. Çaltılıdere Mound is located on the floor of the Sarıkaya Depression, approximately 750 m inland from the former shoreline of Çaltılıdere Bay. Ceramic fragments have been identified within marine sediments deposited on the shallow seafloor, at depths of 1–5 m, following the Holocene Transgression in Çaltılıdere Bay, northeast of the Çaltılıdere Mound, an ancient settlement dating to the Neolithic Period. In addition, a considerably higher concentration of fired-clay and ceramic fragments has been observed on the pre-Holocene coastal-plain sediments that are now covered by marine sediments. These findings provide an intriguing dataset from both natural environmental and geoarchaeological perspectives. The present study was undertaken to systematically document, analyse, and evaluate these data. Fifteen core drilling were conducted using auger drilling techniques to investigate the stratigraphic architecture of the coastal-plain infill and reconstruct the depositional environments represented by its sedimentary layers. In addition, deeper borehole investigations conducted during the construction of the shipyard facility in Çaltılıdere Bay were monitored in the field, and the recovered cores were incorporated into the analyses and interpretations. Sediment analyses were conducted at the Archaeometry, Palaeogeography and Biogeochemistry Laboratory of İzmir Katip Çelebi University (İKCÜ) and at the TAKME Archaeometry Laboratory. Elemental and clay-mineral analyses were performed using ICP-MS, XRF, and XRD. Grain-size analyses were carried out using a Camsizer, while microfossil and diatom analyses were conducted using SEM. The results demonstrate that the palaeocoastal plain existing approximately 20,000 years ago has been reconstructed for the area of Çaltılıdere that is currently occupied by shallow marine waters. The hypothesis that the Sarıkaya landmass constituted an island between approximately 7000 and 3000 BP has been confirmed. Traces of pre-transgression coastal environments and associated human cultural remains, preserved within sediments currently forming the seafloor of the bay, have been identified. Transgressive sediments and the cultural layers buried beneath them have also been documented. In addition, the shoreline of Çaltılıdere Bay during the Middle Bronze Age has been reconstructed. The study further demonstrates that the former Kunduz Stream, which flowed into the Sarıkaya Depression, transported sediment into Çaltılıdere Bay until approximately 3000 BP, progressively reducing the depth of the bay through sediment accumulation. Subsequently, as fluvial sediments continued to infill the floor of the Sarıkaya Depression, the stream channel shifted and was diverted southward, eventually becoming connected to the Güzelhisar River. This research represents the first example in which the results of contemporaneous investigations of the seafloor, coastal zone, and terrestrial environments have been evaluated together within a single geoarchaeological framework. The integrated approach has made it possible to reconstruct the morphological evolution of the area from the seafloor, reaching depths of up to 130 m, to the present-day coastal plains over the last 20,000 years, and to present this evolution as a localized model of human–environment interactions and environmental change.
Keywords: Aliağa, Çaltılıdere, Sea Level and Coastline-Coastal Environment Changes, Geoarcheology
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Vardar, S. (2026). Son 20.000 Yıl Süresince Meydana Gelen Kıyı Çizgisi Değişmelerinin Batı Anadolu Kıyı Yerleşimleri Üzerindeki Etkilerinin Lokal Bir Model Üzerinde Jeoarkeolojik Değerlendirmesi: Çaltılıdere Kıyı Düzlüğü ve Höyüğü. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 2: Deniz–Kara Etkileşimi ve Morfolojik Süreçler (s. 11). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #4
04

Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri

Impacts of Urban Sprawl, Tourism, Industry and Agriculture
Konu Kodu: Topic 4
Bildiri Sayısı: 3 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 4 • Bildiri #2
KONU 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #2

İstanbul'un Küçükçekmece-Silivri İlçeleri Arasında Antropojenik Kıyı Dönüşümü: Kentsel Yayılmanın Sulak Alan Ekosistemi Üzerindeki Etkisi

Mesut DOĞAN1*, Seda ÇAKIR2, İrem OLĞAÇ3

1 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü

2 İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Bölümü

3 Sakarya Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölümü

* Sorumlu Yazar: esutan@istanbul.edu.tr

Özet (Türkçe)
Kıyı sulak alanları; biyolojik çeşitliliğin korunması, karbon depolanması, su kalitesinin düzenlenmesi, taşkın kontrolü ve iklim değişikliğine uyum gibi temel ekosistem hizmetleri sunan kritik doğal sistemlerdir. Bu alanların korunmasına yönelik uluslararası en önemli hukuki çerçevelerden biri olan Ramsar Sözleşmesi, sulak alanların ekolojik karakterinin sürdürülebilir yönetim anlayışı doğrultusunda korunmasını hedeflemektedir. Buna karşın hızlı şehirleşme; sanayileşme, farklı ulaşım sistemlerinin altyapılarının gelişimi, turizm ve arazi kullanımındaki değişimler, özellikle kıyı kuşağında yer alan sulak alanlar üzerinde giderek artan antropojenik baskılar oluşturarak doğal peyzajın dönüşümünü hızlandırmaktadır.
Kıyı alanları, şehirleşme baskısının en yoğun hissedildiği ve doğal ekosistemlerin en hızlı dönüşüme uğradığı mekânsal birimler arasında yer almaktadır. Özellikle İstanbul’un Küçükçekmece ile Silivri ilçeleri arasında uzanan kıyı kesimlerinde (Küçükçekmece, Avcılar, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Silivri) gözlenen nüfus artışı, ulaşım yatırımları, sanayi ve konut gelişimi ve turizm kıyı peyzajının yapısını önemli ölçüde değiştirmiş; sulak alanların daralmasına, kıyı alanlarının betonlaşmasına, doğal habitatların parçalanmasına ve arazi kullanım desenlerinin yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Bu çalışma, 1985-2026 döneminde Küçükçekmece-Silivri ilçeleri arasında uzanan kıyı kesiminde meydana gelen kentsel yayılma sürecini, kıyı sulak alanlarındaki değişimleri ve buna bağlı antropojenik peyzaj dönüşümünü mekânsal ve zamansal boyutlarıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Araştırmada çok zamanlı uzaktan algılama verileri ile yardımcı mekânsal veri setlerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda Landsat 5, Landsat 8 ve Landsat 9 uydu görüntüleri ile SRTM Sayısal Yükseklik Modeli (DEM) kullanılarak uzun dönemli arazi kullanım değişimleri incelenmiş; Sentinel-2 görüntüleri güncel arazi örtüsü ve kıyı dinamiklerinin belirlenmesinde değerlendirilmiştir. Kentsel yayılmanın ve su yüzeylerindeki değişimin belirlenmesi amacıyla Google Earth Engine platformunda Normalize Edilmiş Fark Yapılaşma İndeksi (NDBI) ve Normalize Edilmiş Fark Su İndeksi (MNDWI) analizleri gerçekleştirilmiştir. Arazi kullanım ve arazi örtüsü değişimleri CORINE Arazi Örtüsü ve Urban Atlas veri setleri kullanılarak değerlendirilmiş; tüm veriler Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve uzaktan algılama teknikleriyle bütüncül bir yaklaşımla analiz edilmiştir.
Çalışma sonucunda Küçükçekmece-Silivri kıyı kesiminde kentsel yayılmanın mekânsal örüntüsünün, kıyı sulak alanlarında meydana gelen zamansal değişimlerin ve antropojenik peyzaj dönüşümünün yoğunlaştığı alanların belirlenmesi hedeflenmektedir. Ayrıca kentsel gelişimin sulak alan ekosistemleri üzerindeki baskısının nicel olarak ortaya konulması ve elde edilen bulguların Ramsar Sözleşmesi'nin koruma ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın, kıyı sulak alanlarının sürdürülebilir yönetimi, ekosistem hizmetlerinin korunması, mekânsal planlama süreçleri ve iklim değişikliğine uyum politikalarının geliştirilmesine bilimsel katkı sağlaması beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Kentsel Yayılma, Antropojenik Peyzaj Dönüşümü, Kıyı Sulak Alanları, Arazi Kullanım Değişimi, İstanbul.
Abstract (English)
Coastal wetlands are critical natural systems that provide essential ecosystem services such as biodiversity conservation, carbon storage, water quality regulation, flood control, and climate change adaptation. The Ramsar Convention, one of the most important international legal frameworks for the protection of these areas, aims to conserve the ecological character of wetlands in line with the principle of sustainable management. However, rapid urbanization; industrialization, the development of infrastructure for various transportation systems; tourism; and land use changes are creating increasing anthropogenic pressures on wetlands, particularly those located in coastal zones, thereby accelerating the transformation of the natural landscape.
Coastal areas are among the spatial units where urbanization pressure is felt most intensely and where natural ecosystems undergo the most rapid transformation. In particular, in the coastal sections of Istanbul between the districts of Küçükçekmece and Silivri (Küçükçekmece, Avcılar, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Silivri), population growth, transportation investments, industrial and residential development, and tourism have substantially altered the structure of the coastal landscape, leading to the shrinking of wetlands, the concretization of coastal areas, the fragmentation of natural habitats, and the reshaping of land use patterns. This study aims to reveal, in their spatial and temporal dimensions, the urban sprawl process, the changes in coastal wetlands, and the associated anthropogenic landscape transformation that occurred in the coastal zone between the Küçükçekmece and Silivri districts during the 1985–2026 period.
The study utilized multi-temporal remote sensing data and ancillary spatial datasets. In this context, long-term land use changes were examined using Landsat 5, Landsat 8, and Landsat 9 satellite imagery together with the SRTM Digital Elevation Model (DEM), while Sentinel-2 imagery was used to determine current land cover and coastal dynamics. To identify urban sprawl and changes in water surfaces, the Normalized Difference Built-up Index (NDBI) and the Modified Normalized Difference Water Index (MNDWI) analyses were performed on the Google Earth Engine platform. Land use and land cover changes were assessed using the CORINE Land Cover and Urban Atlas datasets, and all data were analyzed with an integrated approach using Geographic Information Systems (GIS) and remote sensing techniques.
As a result of the study, it is intended to identify the spatial pattern of urban sprawl in the Küçükçekmece-Silivri coastal zone, the temporal changes occurring in coastal wetlands, and the areas where anthropogenic landscape transformation is concentrated. In addition, the study aims to quantitatively demonstrate the pressure of urban development on wetland ecosystems and to evaluate the findings in line with the conservation principles of the Ramsar Convention. The research is expected to make a scientific contribution to the sustainable management of coastal wetlands, the protection of ecosystem services, spatial planning processes, and the development of climate change adaptation policies.
Keywords: Urban Sprawl, Anthropogenic Landscape Transformation, Coastal Wetlands, Land Use Change, Istanbul.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
DOĞAN, M. (2026). İstanbul'un Küçükçekmece-Silivri İlçeleri Arasında Antropojenik Kıyı Dönüşümü: Kentsel Yayılmanın Sulak Alan Ekosistemi Üzerindeki Etkisi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri (s. 13). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 4 • Bildiri #20
KONU 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #20

Sulak Alan Ekoturizminde Ekolojik Kırılganlık, Ziyaretçi Yönetimi ve Koruma-Kullanma Dengesi: Çardak Lagünü Üzerine Bir Uygulama

Oğuz DİKER1*, Sıtkı Tıkır1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: odiker@gmail.com

Özet (Türkçe)
Sulak alanlar; biyolojik çeşitliliğin korunması, su döngüsünün düzenlenmesi, karbon depolanması, kıyıların korunması ve yerel ekonomik faaliyetlerin sürdürülmesi bakımından önemli ekosistemler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte kıyı lagünleri; iklim değişikliği, kirlilik, plansız yapılaşma, aşırı kaynak kullanımı ve turizm faaliyetlerinden kaynaklanan baskılara karşı oldukça hassastır. Sulak alanların turizm ve rekreasyon amacıyla kullanılması, çevre bilincinin geliştirilmesi ve yerel kalkınmanın desteklenmesi bakımından çeşitli fırsatlar sunarken, kontrolsüz ziyaretçi hareketliliği ekolojik bütünlüğün bozulmasına ve doğal kaynaklar üzerindeki baskının artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle sulak alanlarda ekoturizmin geliştirilmesi, yalnızca alanın turistik çekicilikleri üzerinden değil; ekolojik kırılganlık, ziyaretçi yönetimi ve koruma-kullanma dengesi temelinde ele alınmalıdır.
Çanakkale’nin Lapseki ilçesine bağlı Çardak beldesinde bulunan Çardak Lagünü, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu kıyısında yer alan kıyısal-denizel bir sulak alandır. Lagünün kıyı oku ve su yüzeyinden oluşan jeomorfolojik yapısı, kuşlar ve sucul canlılar açısından taşıdığı habitat değeri, geleneksel balıkçılık faaliyetleri ve yerel toplumun alanla kurduğu sosyoekonomik ilişkiler, Çardak Lagünü’nü doğal ve kültürel mirasın birlikte değerlendirilebileceği özgün bir peyzaj hâline getirmektedir. Ayrıca kıyı kullanımı, rekreasyon, kuş gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı ve yerel yaşam kültürüne dayalı deneyimler, alanın ekoturizm potansiyelini artırmaktadır. Çardak Lagünü’nün kıyı oku, lagün sistemi ve kuş gözlemciliği potansiyeli daha önce de alanın doğa turizmi açısından değerlendirilmesini gündeme getirmiştir. Bununla birlikte güncel araştırmalarda lagünde sığlaşma, bataklık alanların genişlemesi, kirlilik, aşırı ve yasa dışı avcılık ile balık varlığındaki azalma gibi yönetim sorunlarının bulunduğu belirtilmektedir.
Bu araştırmanın amacı, Çardak Lagünü’nün sulak alan ekoturizmi potansiyelini doğal ve kültürel miras bütünlüğü içerisinde incelemek; alanın ekolojik kırılganlık düzeyini, turizm ve rekreasyon kaynaklı kullanım baskısını, mevcut ziyaretçi yönetimi uygulamalarını ve koruma-kullanma dengesini değerlendirmektir. Araştırmada ayrıca lagünün ekoturizm amacıyla değerlendirilmesine yönelik faaliyetlerin hangi sınırlar ve yönetim ilkeleri çerçevesinde geliştirildiğinin tespiti amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda araştırmada “Çardak Lagünü’nün ekolojik kırılganlığını oluşturan başlıca faktörler nelerdir?”, “Ziyaretçi ve rekreasyon faaliyetleri alan üzerinde nasıl bir baskı meydana getirmektedir?”, “Mevcut ziyaretçi yönetimi uygulamaları ekolojik hassasiyetlerin korunması açısından yeterli midir?” ve “Lagünün doğal ve kültürel miras değerlerinin korunarak ekoturizm amacıyla kullanılabilmesi için nasıl bir yönetim modeli geliştirilmelidir?” sorularına cevap aranacaktır.
Araştırma, nitel veri toplama yöntemlerinin durum çalışması olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma alanını lagün su yüzeyi, kıyı oku ve Kum Adası çevresi, rekreasyon alanları, balıkçılık kullanım alanları ve yerleşimle sulak alanın etkileşim içerisinde olduğu kıyı kesimleri oluşturacaktır. Çalışma kapsamında öncelikle ilgili mevzuat, bilimsel araştırmalar, kurumsal raporlar, alanın koruma statüsüne ilişkin belgeler ve planlama dokümanları incelenecektir. Belge incelemesi sonucunda alanın doğal ve kültürel miras değerleriyle mevcut kullanım biçimlerini gösteren bir envanter oluşturulacaktır.
Ekolojik kırılganlığın belirlenmesinde yapılandırılmış saha gözlemi ve uzman değerlendirmesinden yararlanılacaktır. Sığlaşma ve sediment birikimi, habitat parçalanması, kıyı ve bitki örtüsünde bozulma, atık ve kirlilik, kuşların ve diğer canlıların rahatsız edilmesi, kontrolsüz insan ve araç girişi, balıkçılık baskısı, yapılaşma, yangın riski ve iklim değişikliğine bağlı tehditler temel kırılganlık göstergeleri olarak değerlendirilecektir. Her gösterge 1 “çok düşük” ile 5 “çok yüksek” arasında puanlanacaktır. Göstergelerin önem ağırlıkları, sulak alan yönetimi, ekoloji, su ürünleri, coğrafya, turizm ve kültürel miras alanlarında çalışan 7–10 uzmandan alınacak görüşler doğrultusunda Analitik Hiyerarşi Süreci kullanılarak belirlenecektir. Ağırlıklandırılmış gösterge puanları 0–100 aralığına dönüştürülerek Çardak Lagünü Ekolojik Kırılganlık Endeksi oluşturulacaktır.
Ziyaretçi kullanım baskısının belirlenmesi için farklı gün ve saatlerde sistematik ziyaretçi sayımları ve davranış gözlemleri gerçekleştirilecektir. Ziyaretçi yoğunluğu, araç sayısı, alan içerisinde kalış süresi, belirlenmiş güzergâhların dışına çıkma, atık bırakma, gürültü oluşturma, kuşlara ve habitatlara yaklaşma, izinsiz ateş yakma ve hassas alanlara giriş gibi davranışlar gözlem formuna kaydedilecektir. Ziyaretçi yönetiminin yeterliliği; girişlerin kontrolü, ziyaretçi sayılarının izlenmesi, yönlendirme ve bilgilendirme sistemleri, belirlenmiş ziyaret güzergâhları, hassas alanların sınırlandırılması, atık yönetimi, araç ve otopark düzenlemesi, erişilebilirlik, güvenlik önlemleri, rehberlik hizmetleri, taşıma kapasitesi uygulamaları ve düzenli ekolojik izleme göstergeleri üzerinden değerlendirilecektir. Her gösterge “bulunmuyor”, “kısmen bulunuyor” ve “yeterli düzeyde bulunuyor” biçiminde 0–2 arasında puanlanacak ve sonuçlar 0–100 aralığına dönüştürülerek Ziyaretçi Yönetimi Yeterlilik Endeksi hesaplanacaktır.
Yerel paydaşların alana ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla amaçlı örnekleme yöntemiyle kamu kurumları, yerel yönetim, balıkçılar, bölge sakinleri, ziyaretçiler, çevre kuruluşları ve turizm paydaşlarından oluşan yaklaşık 15–20 katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilecektir. Görüşmelerde alanın doğal ve kültürel değerleri, ekolojik sorunları, kullanım çatışmaları, geleneksel balıkçılığın sürdürülebilirliği, turizmden beklenen yerel faydalar ve yönetime katılım konuları ele alınacaktır. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenecektir.
Koruma-kullanma dengesinin değerlendirilmesinde ekolojik bütünlük, kullanım baskısının kontrolü, ziyaretçi yönetimi yeterliliği ve yerel katılım göstergelerinden yararlanılacaktır. Göstergeler 0–100 aralığında standartlaştırılacak ve uzman görüşleriyle belirlenen ağırlıklar kullanılarak Koruma-Kullanma Dengesi Endeksi oluşturulacaktır. Endeksin yüksek değer alması, kullanım faaliyetlerinin ekolojik sınırlar içerisinde yönetildiğini; düşük değer alması ise turizm ve rekreasyon baskısının alanın koruma önceliklerinin önüne geçtiğini gösterecektir. Endeks sonuçları saha gözlemleri ve paydaş görüşmeleriyle karşılaştırılarak değerlendirilecektir.
Araştırma sonucunda Çardak Lagünü’ndeki hassas habitatların, ziyaretçi baskısının yoğunlaştığı kesimlerin ve yönetim eksikliklerinin belirlenmesi beklenmektedir. Elde edilecek bulgular doğrultusunda kontrollü kuş gözlem noktaları, doğa yürüyüşü güzergâhları, ziyaretçi bilgilendirme sistemleri, hassas alanlara yönelik mevsimsel kullanım sınırlamaları, yerel rehberlik uygulamaları, ziyaretçi izleme sistemi ve geleneksel balıkçılığın kültürel miras değeriyle bütünleştirilmesine yönelik öneriler geliştirilecektir. Araştırmanın, Çardak Lagünü’nde koruma öncelikli bir ekoturizm modelinin oluşturulmasına ve sulak alanın doğal-kültürel peyzaj bütünlüğü içerisinde sürdürülebilir şekilde yönetilmesine katkı sağlaması öngörülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Çardak Lagünü, sulak alan ekoturizmi, ekolojik kırılganlık, ziyaretçi yönetimi, koruma-kullanma dengesi, kültürel miras
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
DİKER, O. (2026). Sulak Alan Ekoturizminde Ekolojik Kırılganlık, Ziyaretçi Yönetimi ve Koruma-Kullanma Dengesi: Çardak Lagünü Üzerine Bir Uygulama. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri (s. 14). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 4 • Bildiri #35
KONU 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #35

Dalyan Gölü Sulak Alanında Tarımsal ve Turizm Gelişmelerinden Kaynaklanan Ekolojik Riskler (Meriç Deltası Güneyi, Trakya, Türkiye)

Musa Uludağ1*, Şakir Fural2, Serkan Kükrer3

1 Trakya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi Bölümü

2 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

3 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi Ve Deniz Teknolojisi Mühendisliği Bölümü

* Sorumlu Yazar: musauludag04@gmail.com

Özet (Türkçe)
Dalyan Lagünü, Türkiye’nin kuzeybatısında, Saros Körfezi’nin kuzeyinde, Meriç Nehri Deltası’nda yer alan ve bölgesel ekosistem açısından kritik öneme sahip bir sulak alandır. Ancak son yıllarda sulak alan çevresindeki tarımsal faaliyetlerin, turizm kaynaklı yazlık konutların ve karayolu ağının hızla artması, sulak alanın ekolojik dengesinin bozulmasına ilişkin endişelere neden olmaktadır. Göl çevresinde hızla artan antropojenik faaliyetlerin neden olabileceği ekolojik risklerin araştırıldığı bu çalışma kapsamında, Van Veen Grab kullanılarak 12 adet yüzey sedimenti örneği ve Kajak marka gravity core sampler kullanılarak 1 adet karot örneği alınmıştır. Yaş sediment örneklerine aseton ekstraksiyonu uygulanarak klorofil bozunma ürünleri (CDP) analiz edilmiştir. Etüvde kurutularak mortar ile dövülüp toz hâline getirilen sediment örneklerinde, Walkley–Black titrasyon metodu kullanılarak toplam organik karbon (TOC) konsantrasyonu belirlenmiştir. Element analizleri, Kanada merkezli Bureau Veritas Mineral Laboratuvarı’nda ICP-MS yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ön bulgular, göldeki element konsantrasyonlarının Fe (17600) > Al (16700) > P (490) > Mn (356) > Zn (41) > Cr (28.8) > Ni (24.9) > Pb (19.26) > As (6.9) > Cd (0.13) > Hg (0.028) ppm şeklinde sıralandığını göstermiştir. TOC konsantrasyonu %0.12–%2.14 arasında, CDP konsantrasyonu ise 7.17–51.94 μg/g arasında değişmektedir. Elde edilen ön bulgular mevcut literatürdeki değerlerle karşılaştırıldığında, lagündeki TOC, CDP ve element konsantrasyonlarının ekolojik risk açısından endişe verici düzeyde olmadığı görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sulak alanlarda ekolojik risk, toksik element kirliliği, Dalyan Gölü.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Uludağ, M. (2026). Dalyan Gölü Sulak Alanında Tarımsal ve Turizm Gelişmelerinden Kaynaklanan Ekolojik Riskler (Meriç Deltası Güneyi, Trakya, Türkiye). İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 4: Kentsel Yayılma, Turizm, Sanayi ve Tarımsal Faaliyetlerin Etkileri (s. 15). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #5
05

Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri

Hydromorphological Interventions and Water Regime Alterations
Konu Kodu: Topic 5
Bildiri Sayısı: 2 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 5 • Bildiri #17
KONU 5: Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #17

Antropojenik Kaynaklı Hidromorfolojik Değişimlerin Lavaş Gölü Sulak Alanı Üzerindeki Etkileri

Sultan Duran1*, Ferhat Keserci1, Dilek Aykır2

1 Ardahan Üniversitesi

2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: sultanbolat@ardahan.edu.tr

Özet (Türkçe)
Lavaş Gölü, Kars’ın Arpaçay ilçesinde, Çıldır Gölü’nün güneybatısında yer alan sığ göl karakterli bir sulak alandır. Kıyıları sazlıklarla çevrili olan göl, kuşlar için doğal bir barınak niteliği taşımaktadır. Lavaş Gölü, 2019 yılında “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak ilan edilmiştir. Ancak suyunun Çıldır Gölü’ne aktarılmasıyla ilişkilendirilen kuruma tehlikesi, gölün su rejiminde meydana gelen değişimlerin ve olası antropojenik hidromorfolojik müdahalelerin değerlendirilmesini önemli hâle getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, Lavaş Gölü Sulak Alanı’nda açık su yüzey alanı, yüzey nemliliği ve sulak alan vejetasyonundaki uzun dönemli değişimlerden hareketle, gölde gözlenen su rejimi değişimini hidromorfolojik müdahaleler ve klimatik koşullar bağlamında değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, 1984–2025 dönemine ait 30 m mekânsal çözünürlüğe sahip Landsat 5, 7, 8 ve 9 Collection 2 Level-2 uydu görüntüleri Google Earth Engine (GEE) ortamında işlenmiştir. Nisan–Temmuz dönemine ait görüntüler yıllık olarak birleştirilmiş ve her yıl için bulut/gölge etkisi azaltılmış görüntüler oluşturulmuştur. Bu veriler kullanılarak açık su yüzey alanı Modifiye Edilmiş Normalize Fark Su İndeksi (Modified Normalized Difference Water Index, MNDWI), yüzey nemliliği Normalize Fark Nem İndeksi (Normalized Difference Moisture Index, NDMI), sulak alan vejetasyonu göstergeleri ise NDMI ve Normalize Fark Vejetasyon İndeksi (Normalized Difference Vegetation Index, NDVI) birlikte kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma alanının jeomorfolojik özelliklerini değerlendirmek amacıyla 30 m mekânsal çözünürlüğe sahip Copernicus sayısal yükselti modeli kullanılmıştır. Bu veri üzerinden göl çanağının morfolojisi, eğim koşulları ve drenaj bağlantıları incelenmiştir. Ayrıca TerraClimate veri setinden elde edilen yağış, potansiyel evapotranspirasyon (Potential Evapotranspiration, PET), Palmer Kuraklık Şiddeti İndeksi (Palmer Drought Severity Index, PDSI) ve önceki kış dönemine ait kar su eşdeğeri (Snow Water Equivalent, SWE) verileri kullanılarak klimatik koşullar değerlendirilmiştir. Ön bulgular, Lavaş Gölü Sulak Alanı’nda açık su yüzey alanının uzun dönemde belirgin biçimde daraldığını göstermektedir. MNDWI tabanlı analizlere göre tarihsel maksimum açık su adayı alanı 53,25 ha olarak belirlenirken, 2025 yılında açık su yüzey alanı 5,23 ha’ya gerilemiştir. Bu değer yaklaşık %90,18’lik bir daralmaya karşılık gelmektedir. Buna karşılık, 2025 yılında NDMI tabanlı yüzey nemliliği alanı 200,48 ha, sulak alan vejetasyonu göstergesi ise 194,09 ha olarak hesaplanmıştır. Bu durum, gölde açık su yüzeyinin büyük ölçüde daraldığını; ancak alanın nemli yüzey ve vejetasyonlu sulak alan karakterinin tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir. Klimatik verilere dayalı ön değerlendirmeler, açık su yüzey alanındaki uzun dönemli azalmanın Nisan–Temmuz yağış toplamı ve yağıştan potansiyel evapotranspirasyonun çıkarılmasıyla elde edilen su dengesi göstergesi (P–PET) değerleriyle doğrudan ve güçlü bir ilişki göstermediğini ortaya koymaktadır. Buna karşılık, yüzey nemliliği ve sulak alan vejetasyonu göstergelerinin Nisan–Temmuz yağış ve P–PET değerleriyle daha belirgin ilişkiler göstermesi, alandaki nemlilik koşullarının dönemsel klimatik koşullara duyarlı olduğunu düşündürmektedir. Bu bulgular, Lavaş Gölü’nde gözlenen açık su kaybının yalnızca dönemsel kuraklıkla açıklanamayacağını; göl çanağının morfolojisi, drenaj bağlantıları ve olası antropojenik hidromorfolojik müdahalelerin bu değişimde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Lavaş Gölü, sulak alan, hidromorfolojik değişim, antropojenik müdahale, insan–çevre etkileşimi, uzaktan algılama
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Duran, S. (2026). Antropojenik Kaynaklı Hidromorfolojik Değişimlerin Lavaş Gölü Sulak Alanı Üzerindeki Etkileri. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 5: Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri (s. 17). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 5 • Bildiri #25
KONU 5: Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #25

Menemen Basin Under Anthropogenic Pressures: Groundwater Utilization, Salinization Risk, and Future Scenarios

Mehmet Furkan Şener1*

1 İzmir Bakırçay University

* Sorumlu Yazar: furkan.sener@bakircay.edu.tr

Özet (Türkçe)
The Menemen Basin, located western part of the Gediz River basin in western Turkey, is a critically important agricultural and urban groundwater system under increasing anthropogenic pressure. This study assesses the combined effects of groundwater abstraction, agricultural intensification and industrial activities on water quality, focusing on the risk of salinisation and future trends.
Data covering the period 1980–2026 reveal significant spatial heterogeneity and temporal degradation. At several points (Hatundere Çeşme, Hatundere, Yaylaköy, Yeniköy, Güzelhisar 2, Bucak and Ilıpınar), TDS, HCO₃⁻ and hardness values have increased between these two years. Historical data (1980–2018) show that TDS, Cl⁻ and Na⁺ values are already high at industrial and agricultural sites, confirming the long-term anthropogenic impact. High NO₃⁻, NH₄⁺ and PO₄³⁻ values indicate agricultural runoff, whilst local enrichment in As, B and Fe raises further concerns regarding bioavailability.
In the most affected areas, the hydrochemical facies is shifting from a Ca-HCO₃ composition towards Na-Cl/Na-SO₄ compositions, consistent with concentration via evaporation and the input of dissolved substances. The increase in EC and Cl⁻ values in 2025–2026 indicates that salinisation is accelerating.
Furthermore, the measured oxygen-18 (δ¹⁸O) and deuterium (δ²H) values are very close to the region’s Local Meteoric Water Line. This indicates that the primary source of the water is precipitation.
An enrichment in δ²H and δ¹⁸O values is observed from 1980 to 2026. This suggests that, following intensive groundwater abstraction, irrigation return flows and/or contributions from ponds and surface water have entered the system. Intensive agricultural use leads to partial evaporation of the water at the surface, followed by re-infiltration into the aquifer. Furthermore, the Menmen Basin’s proximity to the Aegean Sea means that increased groundwater abstraction poses a risk of seawater infiltrating the groundwater via fracture systems.
Consequently, if the current situation persists, it is projected that the median TDS and Cl⁻ values in sensitive areas will exceed 2,000 mg L⁻¹ and 400 mg L⁻¹, respectively, within 10–15 years. However, with moderate intervention, the TDS value must be maintained at a level of 800–1,200 mg L⁻¹.
The Menemen Basin is currently experiencing salinisation at measurable levels. Without coordinated management, the decline in water quality will threaten agricultural productivity and the long-term sustainability of water resources.
Anahtar Kelimeler: Menemen Basin, Groundwater salinisation, Anthropogenic pressures, Hydrogeochemistry, Future water-quality scenarios,
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Şener, M. (2026). Menemen Basin Under Anthropogenic Pressures: Groundwater Utilization, Salinization Risk, and Future Scenarios. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 5: Hidromorfolojik Müdahaleler ve Su Rejimi Değişimleri (s. 18). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #6
06

Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri

Water Quality, Pollution Loads and Eutrophication Processes
Konu Kodu: Topic 6
Bildiri Sayısı: 5 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 6 • Bildiri #30
KONU 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #30

Investigation of Water Quality and Pollution Levels in the Water Resources of Küre Mountains National Park: The Büyükdere Case Study

Elif Seda ÖZBEK*, Ekrem MUTLU

Çalıştay Katılımcısı

* Sorumlu Yazar: elifsedaozbek@gmail.com

Özet (Türkçe)
In this study, 25 physicochemical and heavy metal parameters were monitored in a total of 120 water samples collected monthly from 10 different sampling stations in the Büyükdere Basin, located in the Pınarbaşı district of Kastamonu Province, Turkey, between November 2022 and October 2023. The spatial and temporal variability of water quality and potential pollution sources were investigated, and the resulting data were compared with national (YSKY, 2016) and international (WHO, 2022) standards. Factor Analysis/Principal Component Analysis (FA/PCA) identified five main factors accounting for 85.51% of the total variance, revealing that the dominant pollution load in the river originated from agricultural activities and geogenic processes. Seasonal Water Quality Index (WQI) values ranged from 35.42 to 46.03, generally indicating an "excellent" water quality status. However, a gradual increase in WQI values was observed along the downstream flow direction, with Station 10 declining to the "good" quality category with a WQI value of 50.55. Regarding irrigation water suitability, Büyükdere surface waters were classified as "excellent" for Sodium Adsorption Ratio (SAR), "permissible" for Sodium Percentage (%Na), and "suitable" for Kelley's Ratio (KR), whereas they were categorized as "unsuitable" in terms of Magnesium Hazard (MH). Heavy Metal Pollution Index (HPI: 0.01) and Heavy Metal Evaluation Index (HEI: 0.36) values demonstrated that heavy metal toxicity remains extremely low. Although no severe pollution problem currently exists, statistically significant increases in parameter values toward the downstream direction indicate an ascending anthropogenic pressure on the basin. Therefore, implementing long-term monitoring programs and effective water resource management strategies across the river basin is of vital importance
Anahtar Kelimeler: Water Quality Pollution Assessment, Water Quality Index (WQI), Heavy Metal Pollution , Irrigation Water Quality , Büyükdere
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
ÖZBEK, E. (2026). Investigation of Water Quality and Pollution Levels in the Water Resources of Küre Mountains National Park: The Büyükdere Case Study. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 20). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 6 • Bildiri #31
KONU 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #31

Bir Estuarin Sisteminde (Aliağa Körfezi, Ege Denizi) Birincil Üretim ve Metal Birikim Süreçlerinin Dikey Profili: Doğal Rejimden Antroposene Geçişin Sedimanter Kaydı

Serkan KÜKRER1*, Ebru Yeşim ÖZKAN2, Dilek AYKIR3, Serdar VARDAR3, Şakir FURAL4, Nurettin YAKUPOĞLU5, Emre KARA3, Dilan DEMİREL3

1 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi ve Deniz Teknolojisi Bölümü,İzmir

2 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, İzmir

3 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Coğrafya Bölümü, İzmir

4 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü, Kırşehir

5 İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, İstanbul

* Sorumlu Yazar: kukrerserkan@gmail.com

Özet (Türkçe)
Aliağa Körfezi’nde, Güzelhisar Nehri estuarin etki sahasından alınan sediman karotunda birincil üretim göstergeleri ve metal birikim süreçleri incelenerek, sistemin doğal durumdan Antroposene geçiş dinamikleri dikey derinlik profili üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmada tane boyu, su içeriği, TOC, N, P, CDP ve Bsi gibi biyo-jeokimyasal parametreler ile Al, As, Cd, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb, Zn ve Hg element konsantrasyonları analiz edilmiş; ekolojik ve ekotoksikolojik kirlilik/risk indeksleri hesaplanmıştır. Sediman istifi, estuarin ortama özgü karasal ve denizel süreçlerin etkileşimiyle şekillenen kademeli bir çevresel evrimi yansıtmaktadır. Karotun alt katmanları, yüksek C/N oranları ve karasal organik karbon girdileriyle temsil edilen doğal hidrolojik ve sedimanter rejimi sergilerken; üst seviyelere doğru artan CDP, Bsi ve besin tuzu yükleri ile düşen C/N oranları, su kolonunda denizel birincil üretkenliğin ve ötrofikasyonun öne çıktığı Antroposen’e geçiş evresini işaret etmektedir. Jeokimyasal veriler, havzanın volkanik yapısından kaynaklanan doğal zenginleşme ile insan faaliyetlerinin tetiklediği birikim süreçlerini net biçimde ayırmaktadır. Arsenik ve yerel iz metaller profil boyunca yüksek doğal taban değerlerini korurken; Pb, Zn ve Cu gibi elementlerin Zenginleşme Faktörleri (EF) ve Jeobirikim İndeksleri alt katmanlardan yüzeye doğru kademeli ve belirgin bir tırmanış göstererek Antroposen etkisini netleştirmektedir. Ekolojik ve Toksik Risk İndeksleri, doğal arka plan koşullarından Antroposen’i temsil eden güncel yüzey katmanlarına doğru ekolojik kirlilik baskısının artış eğiliminde olduğunu ortaya koymaktadır. Belirli seviyelerdeki Cıva sıçramaları yerel ekotoksikolojik risk artışlarına işaret etmekle birlikte, genel dikey profil akut toksisitenin altındadır. Sonuçlar, karotun estuarin sistemdeki doğal ekolojik dengeden Antroposen rejimine geçişin kesintisiz ve hassas bir sedimanter arşivini sunduğunu göstermektedir. [Bu çalışma 123Y291 numaralı TÜBİTAK projesinden üretilmiştir.]
Anahtar Kelimeler: Ekolojik risk, Güzelhisar Nehri, Sediman Jeokimyası, Antropojenik etki.
Abstract (English)
By investigating primary production proxies and metal accumulation processes in a sediment core retrieved from the estuarine influence zone of the Güzelhisar River in Aliağa Bay, the transition dynamics of the system from its natural state to the Anthropocene were evaluated through a vertical depth profile. The study analyzed biogeochemical parameters—such as grain size, water content, TOC, N, P, CDP, and BSi—along with elemental concentrations of Al, As, Cd, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb, Zn, and Hg, and calculated ecological and ecotoxicological pollution/risk indices. The sediment sequence reflects a gradual environmental evolution shaped by the interaction of terrestrial and marine processes specific to the estuarine environment. While the lower layers of the core exhibit the natural hydrological and sedimentary regime represented by high C/N ratios and terrestrial organic carbon inputs, the upper levels—characterized by increasing CDP, BSi, and nutrient loads alongside decreasing C/N ratios—indicate the transition phase to the Anthropocene, where marine primary productivity and eutrophication dominate the water column. Geochemical data clearly distinguish between natural enrichment originating from the basin's volcanic structure and accumulation processes triggered by human activities. While arsenic and local trace metals maintain high natural background values throughout the profile, the Enrichment Factors (EF) and Geoaccumulation Indices ($I_{geo}$) of elements such as Pb, Zn, and Cu show a gradual and pronounced upward trend from the lower layers to the surface, clarifying the Anthropocene impact. Ecological and Toxic Risk Indices reveal an increasing trend in ecological pollution pressure from natural background conditions toward the contemporary surface layers representing the Anthropocene. Although mercury spikes at specific levels point to localized increases in ecotoxicological risk, the overall vertical profile remains below acute toxicity thresholds. The results demonstrate that the core provides an uninterrupted and sensitive sedimentary archive of the transition from the natural ecological equilibrium to the Anthropocene regime in the estuarine system. [This study was derived from TÜBİTAK project numbered 123Y291.]
Keywords: Ecological risk, Güzelhisar River, Sediment Geochemistry, Anthropogenic impact.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
KÜKRER, S. (2026). Bir Estuarin Sisteminde (Aliağa Körfezi, Ege Denizi) Birincil Üretim ve Metal Birikim Süreçlerinin Dikey Profili: Doğal Rejimden Antroposene Geçişin Sedimanter Kaydı. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 21). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 6 • Bildiri #32
KONU 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #32

BİR SULAK ALANIN DEĞİŞEN EKOLOJİSİ GALA GÖLÜ’NDE İNSAN FAALİYETLERİ VE SEDİMENTTEKİ ANTROPOJENİK İZLER

Erdal Öztura1*

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: erdaloztura@hotmail.com

Özet (Türkçe)
Sulak alanlar, yalnızca yüksek biyolojik çeşitlilik barındıran doğal ekosistemler değil, aynı zamanda su, besin ve hammadde kaynaklarının kullanımı üzerinden insan topluluklarıyla sürekli etkileşim içerisinde biçimlenen sosyo-ekolojik alanlardır. Meriç taşkın ovası içerisinde gelişen Gala Gölü, doğal hidrografik özellikleri, sazlık ve bataklık alanları, zengin sucul yaşamı ve çevresindeki tarımsal üretim alanlarıyla bu ilişkinin belirgin biçimde izlenebildiği örneklerden biridir. Göl ve yakın çevresinde özellikle çeltik tarımı ve buna bağlı yoğun sulama faaliyetleri başta olmak üzere balıkçılık, hayvancılık ve doğal kaynak kullanımı, insanın sulak alanla kurduğu ilişkinin temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Buna karşılık tarımsal drenaj, gübre ve pestisit kullanımı ile havza ölçeğinde taşınan evsel ve endüstriyel kirleticiler, bu ilişkinin ekolojik sistem üzerindeki baskısını giderek artırmaktadır.
Bu çalışma, Gala Gölü’ndeki insan–sulak alan etkileşimini göl sedimentlerinin jeokimyasal özellikleri ve ekolojik risk göstergeleri üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Göl tabanından alınan sediment örneklerinde gerçekleştirilen çoklu element analizleri; zenginleşme faktörü (EF), kontaminasyon faktörü (CF), jeoakümülasyon indeksi (Igeo), potansiyel ekolojik risk (PER) ve kirlilik yük indeksi (PLI) gibi göstergelerle birlikte ele alınmıştır. Sonuçlar özellikle cıva (Hg) ve mangan (Mn) konsantrasyonlarının dikkat çekici düzeylere ulaştığını, cıvanın ekolojik risk açısından öne çıktığını ve göl sedimentlerinde önemli bir antropojenik etkinin kaydedildiğini göstermektedir. Gala Gölü için hesaplanan kirlilik yükü ve potansiyel ekolojik risk değerleri, sulak alan üzerindeki insan kaynaklı baskının ekosistemin taşıma ve kendini yenileme kapasitesi açısından değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Bu çerçevede Gala Gölü sedimentleri yalnızca güncel kirliliğin biriktiği fiziksel bir ortam olarak değil, çevresindeki tarımsal üretim, su kullanımı ve diğer insan faaliyetlerinin sulak alan üzerinde bıraktığı antropojenik hafızayı kaydeden çevresel bir arşiv olarak değerlendirilmektedir. Koruma statüsüne sahip olmasına rağmen devam eden tarımsal ve diğer antropojenik baskılar, sulak alanların korunmasının yalnızca mekânsal sınırlandırmalarla değil, havza ölçeğinde insan faaliyetleri, yerel geçim stratejileri ve ekosistem süreçlerinin birlikte ele alındığı bütüncül bir yönetim yaklaşımıyla mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Gala Gölü, sulak alan, insan–çevre etkileşimi, antropojenik etki, sediment, ekolojik risk, çeltik tarımı
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Öztura, E. (2026). BİR SULAK ALANIN DEĞİŞEN EKOLOJİSİ GALA GÖLÜ’NDE İNSAN FAALİYETLERİ VE SEDİMENTTEKİ ANTROPOJENİK İZLER. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 22). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 6 • Bildiri #36
KONU 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #36

ACISU ÇAYI (BELEK-ANTALYA) SEDİMENTLERİNDE TOKSİK ELEMENT KAYNAKLI EKOLOJİK RİSK ANALİZİ

ŞAKİR FURAL1*, Murat Poyraz2

1 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi

2 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

* Sorumlu Yazar: furalsakir@gmail.com

Özet (Türkçe)
Acısu Çayı, Türkiye’nin güneyinde Toros Dağlarından 950 metre yükseklikten kaynağını alarak Serik Ovası’nı drene edip Akdeniz’e deşarj olmaktadır. 240 km2 havza alanına sahip olan akarsuyun anakol uzunluğu 45 km, toplam akarsu yatağı uzunluğu ise 272 km’dir. Havza sınırları içerisinde yoğun tarımsal faaliyetler artarak devam etmekte olup, yerleşmeler, turizm tesisleri ve ulaşım hatlarının alanı giderek genişlemektedir. Son yıllarda hızla artan nüfus da dikkate alındığında özellikle yaz aylarında Acısu Çayı üzerindeki antropojenik baskılar hafife alınmayacak düzeye ulaşmıştır. Bu durum Acısu Çayı’nın ekolojik risk seviyesinin analitik metotlarla analiz edilmesi gerekliliği ortaya çıkarmıştır.
Çalışma kapsamında Acısu Çayı ana ve yan kollarından 8 adet yüzey sedimenti ve havzanın farklı litolojik formasyonlarından 8 adet kayaç örneği alınmıştır. Yaş sediment örnekleri etüvde kurutularak analizlere hazır hale getirilmiştir. Potansiyel Toksik Element (PTE) analizleri Kanada merkezli Bureau Veritas Mineral Laboratuvarı’nda ICP-MS yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmektedir. PTE’lerin antropojenik kaynaklardan ne derece etkilendiğinin tespiti için Zenginleşme Faktörü (EF) ve Jeoakümülasyon İndeksi (Igeo) analizleri gerçekleştirilecektir. Toksik risk seviyesinin tespiti için Toksik Risk İndeksi (TRI), ekolojik risk seviyesinin tespiti için ise Modifiye Ekolojik Risk İndeksi (mER) ve modifiye Potansiyel Ekolojik Risk İndeksi (mPER) kullanılacaktır. Araştırma bulguları çok değişkenli istatistiksel analizler ve arazi çalışması bulguları ile değerlendirilecektir.
Anahtar Kelimeler: Akarsu Ekolojisi, Potansiyel Toksik Element Kirliliği, Acısu Çayı
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
FURAL, Ş. (2026). ACISU ÇAYI (BELEK-ANTALYA) SEDİMENTLERİNDE TOKSİK ELEMENT KAYNAKLI EKOLOJİK RİSK ANALİZİ. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 23). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 6 • Bildiri #38
KONU 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #38

Kastamonu Sulak Alanlarının Genel Özellikleri ve Karşı Karşıya Olduğu Çevresel Değişimler

Ekrem MUTLU1*, Elif Seda ÖZBEK2

1 Kastamonu University

2 Taşköprü Local Action Group Association

* Sorumlu Yazar: ekrem-mutlu@hotmail.com

Özet (Türkçe)
Wetlands are of great importance for the conservation of biological diversity, regulation of the water cycle, sustainable use of water resources, and maintenance of essential ecosystem services. Kastamonu Province has significant wetland potential due to its rich stream network, extensive forest cover, diverse topographic characteristics, and numerous ponds and river systems. However, these areas may be subject to various environmental changes resulting not only from natural processes but also from agricultural activities, land-use changes, forestry practices, and anthropogenic pressures. This study aims to evaluate the general characteristics of wetlands in Kastamonu Province and the environmental changes they face based on previous research. In this context, studies focusing on water quality, heavy metals, ecological status, and the utilization potential of wetlands were evaluated using an integrated approach. In particular, the current environmental conditions, pollution pressures, and utilization characteristics of wetlands were assessed based on long-term and multi-parameter studies conducted in different aquatic systems. The study also emphasizes the necessity of evaluating wetlands not only in terms of water quality but also within the integrity of the broader ecosystem. The evaluations obtained are expected to contribute to determining the current status of wetlands in Kastamonu and to the development of sustainable monitoring and management practices.
Anahtar Kelimeler: Wetlands, Kastamonu, water quality, environmental changes, ecosystem, sustainable management
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
MUTLU, E. (2026). Kastamonu Sulak Alanlarının Genel Özellikleri ve Karşı Karşıya Olduğu Çevresel Değişimler. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 6: Su Kalitesi, Kirlilik Yükleri ve Ötrofikasyon Süreçleri (s. 24). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #7
07

Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri

Sediment Transport and System Balances of Wetlands
Konu Kodu: Topic 7
Bildiri Sayısı: 2 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 7 • Bildiri #13
KONU 7: Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #13

Ulaşım Ağlarının Antropojenik Jeomorfoloji Perspektifinden Sediman Taşınımına Etkisi: Rize Çayeli Örneği

Rümeysa Kumral*

Çalıştay Katılımcısı

* Sorumlu Yazar: rumeysakumral@hotmail.com

Özet (Türkçe)
İnsan eliyle açılan yollar, yamaç ve havza ölçeğindeki doğal süreçlerle çok yönlü bir etkileşim içindedir. Yollar, jeomorfolojik süreçler üzerinde etkili olarak topografyanın evrimsel gelişimini değiştirmektedir. Yol yüzeyleri, doğal akış yollarını değiştirerek zemine sızmayı azaltmakta ve yüzey akışını artırmaktadır. Böylece yamaç dayanıklılığını, yer altı suyu rejimini ve havzadaki sediman hareketini doğrudan etkiler. Dik eğimli, yüksek yağış alan dağlık havzalarda bu etki daha da belirginleşmekte, doğal erozyon döngülerini etkilemekte veya değiştirebilmektedir. Ancak bu etkinin yol yüzey tipine (asfalt/toprak) göre nasıl farklılaştığı, yüksek irtifalı topografyalarda yeterince araştırılmamıştır.

Bu çalışma, Çayeli ilçesinde asfalt ve toprak dağ yollarının havzanın doğal sediman bağlantısallığını (Index of Connectivity, IC) ne ölçüde değiştirdiğini incelemektedir. Sediman bağlantısallığı, sayısal yükseklik modeli (DEM) tabanlı, literatürde yaygın olarak kullanılan bir indeksin dağlık havzalara uyarlanmış versiyonu ile hesaplanmıştır. Yol kazılarının hidrolojik etkisini temsil etmek için doğal senaryoya ek olarak üç farklı müdahale derinliği (2 m, 5 m, 10 m) modellenmiştir. IC değerleri asfalt (n=8755) ve toprak (n=15174) yol güzergâhları boyunca karşılaştırılmıştır.

Verilerin normal dağılım göstermemesi nedeniyle (Shapiro-Wilk testi, p<0.001) parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Sonuçlar, yol geçen alanlardaki IC değerlerinin, altı karşılaştırmanın beşinde yolsuz alanlardan istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı (çoğunlukla yüksek) olduğunu göstermiştir (Wilcoxon testi, p<0.001). Böylece yollar, havzanın doğal sediman taşınım düzenini gerçekten ölçülebilir biçimde değiştirmektedir. Tek istisna, asfalt yollarda en derin müdahale senaryosunda (10 m) bu farkın istatistiksel olarak anlamlılığını kaybetmesidir (p=0.358). Bu durum, arazi modelleme sürecindeki teknik adımların çok derin müdahalelerde etkiyi kısmen azaltacağına işaret etmektedir.

Asfalt yollarda sediman bağlantısallığı, tüm derinlik senaryolarında toprak yollara kıyasla anlamlı ve tutarlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (Mann-Whitney U testi, p<0.001). Bu farkın büyüklüğü senaryolar arasında benzer kalmıştır. Bu durum rastlantısal olmayıp, muhtemelen asfalt yüzeyin geçirimsiz doğasıyla ilişkili sistematik bir örüntüdür.

Antropojenik olarak yapılan yolların doğal prosesleri etkilemesinin yanı sıra ekolojik çıktıları da bulunmaktadır. Doğal, insan müdahalesi olmayan havzalarda heyelan ve çığ gibi kütlesel hareketler belirli periyotlarla gerçekleşmektedir. Bölgede yaşayan canlılar bu düzene evrimsel olarak uyum sağlamıştır. Yol yapımıyla beraber sediman girişi periyodik değil, kronik bir hal almaktadır. Bu durum, örneğin, dereye sürekli karışan ince malzemenin balık yumurtlama alanlarını doldurması, suyu bulanıklaştırması ve hassas su canlılarının yerini daha dayanıklı türlere bırakması gibi sonuçlar doğurabilmektedir. Yolların mikroklimatik denge açısından önemli ekolojik geçiş bölgeleri olduğu ve yol kenarlarındaki toprakların karbon tutumunun da dikkate alınması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Sonuç olarak, bu çalışma, antropojenik jeomorfoloji perspektifinden yolların havza ölçeğinde sediman rejimini nasıl etkileyebileceğine dair kantitatif bir temel sunmaktadır. Bu bilgiler ışığında, dağlık havzalarda yol tipi ve güzergah kararlarının jeomorfolojik ve ekolojik etkiler göz önünde bulundurularak alınması gerektiğine işaret etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Antropojenik Jeomorfoloji, Sediman Bağlantısallığı, Dağ Yolları
Abstract (English)
Roads constructed by human intervention interact in multiple ways with natural processes at the hillslope and watershed scale. By influencing geomorphological processes, roads alter the evolutionary development of topography. Road surfaces modify natural flow paths, reducing infiltration into the ground and increasing surface runoff. This directly affects slope stability, the groundwater regime, and sediment movement within the watershed. This effect becomes more pronounced in steep, high-rainfall mountainous watersheds, where it can influence or alter natural erosion cycles. However, how this effect differs according to road surface type (asphalt/unpaved) remains insufficiently studied in high-elevation topographies.
This study examines the extent to which asphalt and unpaved mountain roads in Çayeli district alter the natural sediment connectivity (Index of Connectivity, IC) of the watershed. Sediment connectivity was calculated using a digital elevation model (DEM) based index, widely used in the literature, adapted for mountainous watersheds. To represent the hydrological effect of road incisions, three different intervention depths (2 m, 5 m, 10 m) were modeled in addition to the natural scenario. IC values were compared along asphalt (n=8,755) and unpaved (n=15,174) road routes.
Since the data did not show a normal distribution (Shapiro-Wilk test, p<0.001), non-parametric tests were used. Results showed that IC values along road segments were statistically significantly different (predominantly higher) from roadless areas in five of six comparisons (Wilcoxon test, p<0.001). Thus, roads genuinely and measurably alter the natural sediment transport regime of the watershed. The sole exception was that this difference lost statistical significance for asphalt roads at the deepest intervention scenario (10 m) (p=0.358). This indicates that technical steps in the terrain-modeling process may partially reduce the effect at very deep interventions.
Sediment connectivity on asphalt roads was found to be significantly and consistently higher than on unpaved roads across all depth scenarios (Mann-Whitney U test, p<0.001). The magnitude of this difference remained similar across scenarios. This is not coincidental, but likely reflects a systematic pattern related to the impervious nature of asphalt surfaces.
In addition to affecting natural processes, anthropogenically constructed roads also have ecological consequences. In natural watersheds without human intervention, mass movements such as landslides and avalanches occur at certain periodic intervals. Organisms living in the region have evolutionarily adapted to this regime. With road construction, sediment input shifts from periodic to chronic. This can result, for example, in fine sediment continuously entering streams, filling fish spawning gravels, increasing water turbidity, and causing sensitive aquatic species to be replaced by more tolerant ones. It should also be considered that roads are important ecological transition zones in terms of microclimatic balance, and that carbon sequestration in roadside soils must likewise be taken into account.
In conclusion, this study provides a quantitative basis, from an anthropogenic geomorphology perspective, for understanding how roads may affect the watershed-scale sediment regime. These findings indicate that decisions regarding road type and routing in mountainous watersheds should be made with consideration of both geomorphological and ecological impacts.
Keywords: Anthropogenic Geomorphology, Sediment Connectivity, Mountain Roads
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Kumral, R. (2026). Ulaşım Ağlarının Antropojenik Jeomorfoloji Perspektifinden Sediman Taşınımına Etkisi: Rize Çayeli Örneği. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 7: Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri (s. 26). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 7 • Bildiri #19
KONU 7: Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #19

Antroposen Peyzajını Okumak: Antik Bir Limandan Kıyı Lagünlüğüne Dönüşümün İHA Tabanlı Yeniden Yapılandırılması

Ramazan Cüneyt ERENOĞLU1*, Fatih BURSALI1

1 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

* Sorumlu Yazar: ceren@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Antroposen dönemi, insan faaliyetlerinin jeomorfolojik ve ekolojik süreçler üzerindeki baskı ve değişim hızını, geçmiş jeolojik dönemlere kıyasla katbekat artırmıştır. Kıyı kesimlerinde yer alan antik limanlar, hem doğal sedimentasyon dinamikleri hem de antropojenik müdahalelerle zamanla kapanarak kıyı lagünlerine veya iç sulara dönüşebilmektedir.
Bu çalışmanın amacı, Çanakkale ili Ezine ilçesi sınırlarında yer alan Dalyan köyü yakınındaki Pembe Göl (Pink Lake) ve çevresindeki eski antik liman kalıntılarının, tarihsel süreç içerisindeki morfolojik değişimini ve Antroposen peyzaj dönüşümünü yüksek çözünürlüklü İHA (İnsansız Hava Aracı) fotogrametrisi kullanarak ortaya koymaktır.
Araştırma kapsamında veri toplamak amacıyla DJI Matrice 30 T İHA sistemi ile yüksek bindirmeli havadan Nadir ve oblik fotoğraflar elde edilmiştir. Sahadan toplanan bu fotogrametrik veriler, Agisoft Professional (Metashape) yazılımında Yapıdan Harekete (SfM - Structure from Motion) algoritması işleme adımlarından geçirilmiştir. Elde edilen yoğun nokta bulutu (dense point cloud), sayısal arazi modelleri (DTM/DSM) ve yüksek çözünürlüklü ortofotolar sayesinde çalışma alanının mikro-topografyası yüksek hassasiyetle (>cm düzeyinde) yeniden yapılandırılmıştır.

Analiz sonuçları, antik dönemde aktif bir deniz/liman işlevine sahip olan alanın, sediment taşınımı ve kıyı çizgisi değişimleriyle bugünkü kapalı lagün ekosistemine evrildiğini; insan etkileri ile doğal süreçlerin bu coğrafi hafızayı nasıl şekillendirdiğini net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Çalışma, İHA fotogrametrisi ve SfM yaklaşımının kıyı jeomorfolojisi ve jeoarkeolojik peyzaj analizlerinde ne derece güçlü ve maliyet-etkin bir yöntem olduğunu kanıtlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Antroposen Peyzajı, İHA Fotogrametrisi, SfM Algoritması, Agisoft Professional, Dalyan - Pembe Göl, Kıyı Lagünü.
Abstract (English)
The Anthropocene has significantly accelerated the magnitude and rate of human-induced pressures and transformations on geomorphological and ecological processes compared with previous geological periods. Ancient harbors located in coastal environments may gradually become infilled as a result of both natural sedimentation processes and anthropogenic interventions, eventually evolving into coastal lagoons or inland water bodies.

The aim of this study is to investigate the historical morphological evolution and Anthropocene landscape transformation of Pink Lake (Pembe Göl), located near Dalyan Village in the Ezine district of Çanakkale Province, Türkiye, together with the remains of the surrounding ancient harbor, using high-resolution Unmanned Aerial Vehicle (UAV) photogrammetry.

For data acquisition, high-overlap nadir and oblique aerial images were collected using a DJI Matrice 30T UAV system. The acquired photogrammetric dataset was processed in Agisoft Metashape Professional using a Structure-from-Motion (SfM) workflow. Through the generation of a dense point cloud, Digital Terrain and Surface Models (DTM/DSM), and high-resolution orthophotos, the micro-topography of the study area was reconstructed at high spatial accuracy (centimeter level).

The results reveal that the area, which functioned as an active marine harbor in antiquity, gradually evolved into its present-day enclosed lagoon ecosystem as a consequence of sediment transport and shoreline changes. The findings further demonstrate how natural processes and human activities have jointly shaped and preserved the geographical memory of this coastal landscape. This study highlights UAV photogrammetry combined with the SfM approach as a powerful and cost-effective method for investigating coastal geomorphology and geoarchaeological landscape evolution.
Keywords: Anthropocene Landscape, UAV Photogrammetry, SfM Algorithm, Agisoft Professional, Dalyan - Pink Lake, Coastal Lagoon.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
ERENOĞLU, R. (2026). Antroposen Peyzajını Okumak: Antik Bir Limandan Kıyı Lagünlüğüne Dönüşümün İHA Tabanlı Yeniden Yapılandırılması. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 7: Sediment Taşınımı ve Sulak Alan Sistem Dengeleri (s. 27). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #8
08

Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları

Biodiversity Loss, Habitat Fragmentation and Ecosystem Degradation
Konu Kodu: Topic 8
Bildiri Sayısı: 2 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 8 • Bildiri #18
KONU 8: Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #18

MANYAS (KUŞ) GÖLÜ SEDİMANLARINDA KARASAL VEJETASYON VE GÖL İÇİ ÜRETKENLİK DEĞİŞİMLERİ: POLEN VE KLOROFİL BOZUNMA ÜRÜNLERİNE DAYALI PALEOEKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME - CHANGES IN TERRESTRIAL VEGETATION AND INTRA-LADEN PRODUCTIVITY IN THE SEDIMENTS OF MANYAS

Şeyda Kartum1*, Ahmet Evren Erginal2

1 Manisa Celal Bayar Üniversitesi

2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: seyda.kartum@cbu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Göl sedimanları, havza ölçeğindeki karasal vejetasyon değişimleri ile sucul sistemdeki biyolojik üretkenlik sinyallerini birlikte saklayan doğal arşivlerdir. Bu çalışmada Manyas (Kuş) Gölü’nde karasal vejetasyonun stratigrafik değişimi ile göl içi üretkenlik/pigment birikimi arasındaki ilişki, polen ve klorofil bozunma ürünleri (CDP) temelinde değerlendirilmiştir. Çalışma, Kartum (2021) doktora tezinde üretilen fakat önceki bildiri eksenlerinden farklı bir araştırma sorusu altında yeniden sentezlenen verilere dayanmaktadır. Veri seti; göl tabanındaki 46 yüzey sedimanı, gölün orta kesiminden alınan 76 cm uzunluğundaki sığ karot ve aynı noktadan alınan 55 cm uzunluğundaki polen karotundan oluşmaktadır. CDP değerleri Lorenzen yöntemine göre spektrofotometrik olarak belirlenmiş; polen örnekleri klasik palinolojik yöntemle hazırlanmış, en az 250 polen ve 50 Lycopodium sporu sayılmış ve diyagram üç yerel polen birikme zonuna ayrılmıştır. Yüzey sedimanlarında CDP 15-249 µg/g arasında değişmiş ve en yüksek değer Sığırcı Deresi ağzındaki 15 numaralı istasyonda belirlenmiştir. Karotta CDP değerleri 3-179 µg/g arasında olup üst 16 cm’de belirgin biçimde yükselmiş, en yüksek değerler üst 8 cm’de görülmüştür. Polen diyagramında odunsu bitkiler tüm kesit boyunca baskın kalmış; Pinus ve Quercus yüzdeleri ters yönlü değişmiş, üst zonlarda Ambrosia, Poaceae ve bazı açıklık/bozulma göstergesi taksonlar belirginleşmiştir. CDP’nin ağır metal, ekolojik risk ve CaCO3 değişkenleriyle anlamlı korelasyon göstermemesi ve faktör analizinde tek başına üçüncü faktörü oluşturması, üretkenlik sinyalinin metal kontaminasyonunun basit bir uzantısı olmadığını göstermektedir. Bulgular, Manyas Gölü’nde karasal vejetasyon ile sucul üretkenliğin günümüze yakın üst sedimanlara doğru birlikte yeniden yapılandığını; ancak bu eşzamanlılığın doğrudan nedensellik olarak değil, arazi kullanımı, akarsu girdileri, göl içi süreçler ve hidroklimatik koşulların bileşik etkisi olarak yorumlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Manyas Gölü, polen, klorofil bozunma ürünleri, paleoekoloji, vejetasyon değişimi, göl içi üretkenlik
Abstract (English)
Lake sediments are natural archives that preserve terrestrial vegetation changes in the catchment together with biological productivity signals within the aquatic system. This study evaluates the stratigraphic relationship between terrestrial vegetation and in-lake productivity/pigment accumulation in Lake Manyas (Kuş), based primarily on pollen and chlorophyll degradation products (CDP). The study re-synthesizes data produced in the doctoral dissertation of Kartum (2021) under a research question distinct from the previously developed pollution and paleoclimate outputs. The dataset comprises 46 surface-sediment samples, a 76-cm shallow core from the central lake, and a 55-cm pollen core recovered from the same location. CDP was determined spectrophotometrically following the Lorenzen method. Pollen samples were prepared using conventional palynological procedures; at least 250 pollen grains and 50 Lycopodium spores were counted per level, and the diagram was divided into three local pollen assemblage zones. Surface-sediment CDP ranged from 15 to 249 µg/g, with the maximum at station 15 near the mouth of Sığırcı Stream. Core CDP ranged from 3 to 179 µg/g and increased markedly in the upper 16 cm, reaching the highest values in the uppermost 8 cm. Arboreal pollen remained dominant throughout the sequence; Pinus and Quercus changed inversely, while Ambrosia, Poaceae and several openness/disturbance-related taxa became more evident in the upper zones. CDP showed no significant correlation with heavy metals, ecological-risk variables or CaCO3 and formed an independent third factor in factor analysis. Therefore, the productivity signal cannot be interpreted as a simple extension of metal contamination. The results indicate a coupled reorganization of catchment vegetation and aquatic productivity toward the upper, near-present sediments, but this correspondence should be interpreted as the combined outcome of land use, fluvial inputs, internal lake processes and hydroclimatic variability rather than as direct causation.
Keywords: Lake Manyas, pollen, chlorophyll degradation products, paleoecology, vegetation change, in-lake productivity
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Kartum, Ş. (2026). MANYAS (KUŞ) GÖLÜ SEDİMANLARINDA KARASAL VEJETASYON VE GÖL İÇİ ÜRETKENLİK DEĞİŞİMLERİ: POLEN VE KLOROFİL BOZUNMA ÜRÜNLERİNE DAYALI PALEOEKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME - CHANGES IN TERRESTRIAL VEGETATION AND INTRA-LADEN PRODUCTIVITY IN THE SEDIMENTS OF MANYAS. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 8: Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları (s. 29). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 8 • Bildiri #33
KONU 8: Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #33

Assessment of Çanakkale Wetlands for Migratory Bird Species

İbrahim Uysal1*, Didem Kurtul1, Ege Can Debreli1, Murat Tosunoğlu1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Universtiy

* Sorumlu Yazar: uysalibrahim@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Birds are considered important bioindicators of ecosystem health because of their ecological functions and their ability to respond rapidly to environmental changes occurring within the ecosystems they inhabit. Wetlands are sensitive ecosystems for migratory birds, providing critical stopover habitats due to their high biological and habitat diversity. Increasing anthropogenic pressures and climate change are cumulatively accelerating the degradation of wetland hydrological regimes, the loss of ecological functions, and ultimately, wetland disappearance. Migratory birds depend on networks of strategically located sites throughout their annual migration cycles, with wetlands representing some of the most species-rich components of these networks. The loss of wetlands limits the access of wetland-dependent bird species to food resources, breeding grounds, and essential stopover sites required during migration. Çanakkale is one of the most important bottlenecks for bird migration in the Western Palearctic region. In this study, coastal wetlands in Çanakkale Province were comparatively evaluated in terms of the movements of migratory bird species during migration periods. The dataset consisted of scientific studies conducted in the region and validated observational records. Using the compiled inventory, diversity indices of migratory bird populations were calculated, and comparative analyses were conducted to examine the relationships between habitat diversity, wetland size, and migratory bird diversity. According to the A4iv criterion, sites through which more than 1% of the global population of a species passes are considered migration bottlenecks. In terms of soaring migratory birds, the Çanakkale Strait functions as a bottleneck for Pelecanus crispus, Clanga pomarina, and Ciconia nigra. For waterbirds, the location of wetlands around the Çanakkale Strait along an important migration route contributes to increased species diversity and richness during migration periods. More pronounced differences in diversity indices were observed in deltas dominated by shallow surface waters, likely due to seasonal fluctuations in water levels. A strong positive correlation was found between wetland size, habitat diversity, and migratory bird species diversity index. Wetland loss around the Çanakkale Strait, a critical migration corridor, may result in substantial declines in both migratory bird populations dependent on this corridor and the important ecological functions associated with these ecosystems. Furthermore, the need for further research evaluating how the cumulative effects of climate change and anthropogenic pressures on wetland dynamics, together with the increasing frequency of extreme weather events, may affect migratory bird species has become increasingly evident.
Anahtar Kelimeler: Çanakkale Strait, Wetlands, Migratory Bird Species, Diversity Index
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Uysal, İ. (2026). Assessment of Çanakkale Wetlands for Migratory Bird Species. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 8: Biyoçeşitlilik Kaybı, Habitat Parçalanması ve Ekosistem Bozulmaları (s. 30). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #9
09

İstilacı Türler ve Ekolojik Dayanıklılık Sorunları

Invasive Species and Ecological Resilience Challenges
Konu Kodu: Topic 9
Bildiri Sayısı: 1 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 9 • Bildiri #34
KONU 9: İstilacı Türler ve Ekolojik Dayanıklılık Sorunları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #34

Distribution and Coexistence Dynamics of Native and Invasive Aquatic Turtles in Çanakkale Wetlands

Murat Tosunoğlu1*, Bengi Baycan1, Didem Kurtul1, İbrahim Uysal1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: mtosun@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
The introduction of invasive species into ecosystems outside their native ranges can exert potential pressures on native communities, particularly when invasive and native species share the same habitats. Freshwater turtles are a particularly noteworthy group in this context. This study aimed to determine the distribution of the invasive red-eared slider, Trachemys scripta, in the wetlands of Çanakkale Province, Türkiye, and to assess its co-occurrence with the freshwater turtle species distributed in Çanakkale. Records obtained from previous field studies conducted in Çanakkale, together with recent field observations, were evaluated. In previous studies, T. scripta was recorded from Sarıçay Stream (16 individuals), the Kepez branch of Sarıçay (3 individuals), Biga Kocabaş Stream (1 individual), and Kavak Delta (1 individual), yielding a total of 21 individuals. During recent field surveys, 15 T. scripta individuals were recorded at Lake Nilüfer. Thus, a total of 36 T. scriptaindividuals were documented across the localities considered in Çanakkale. At all localities where T. scripta was detected, the native freshwater turtle species occurring in Çanakkale, Mauremys rivulata and Emys orbicularis, were also present. These findings indicate that the known distribution of T. scripta in Çanakkale has expanded to include a new locality and that the invasive species shares wetland habitats with native turtle species. Such co-occurrence is important for assessing potential habitat and resource sharing among these species. Monitoring the distribution of T. scripta populations and their co-occurrence with native freshwater turtles in Çanakkale is important for evaluating the potential spread of this invasive species and its possible impacts on native communities.
Anahtar Kelimeler: Trachemys scripta, Mauremys rivulata, Emys orbicularis, invasive species, wetlands, Çanakkale, Türkiye
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Tosunoğlu, M. (2026). Distribution and Coexistence Dynamics of Native and Invasive Aquatic Turtles in Çanakkale Wetlands. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 9: İstilacı Türler ve Ekolojik Dayanıklılık Sorunları (s. 32). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #10
10

İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri

Climate Change, Drought and Extreme Weather Impacts
Konu Kodu: Topic 10
Bildiri Sayısı: 6 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 10 • Bildiri #4
KONU 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #4

Batı Ege Havzalarında İklim Ekstrem Olaylarının Zamansal ve Mekânsal Değişimi: Sıcak Hava Dalgaları, Kuraklık ve Birleşik Olaylar

Muhammed Mustafa Özdel1*, Dilek Aykır2, İsa Cürebal3

1 Bağımsız Araştırmacı

2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Coğrafya Bölümü

3 Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

* Sorumlu Yazar: m.mustafaozdel@gmail.com

Özet (Türkçe)
Akdeniz ikliminin etkili olduğu Batı Ege Havzaları, artan sıcaklık eğilimleri ve hidroklimatik değişimler nedeniyle iklim değişikliğine karşı duyarlı bölgeler arasında yer almaktadır. Sıcak hava dalgaları ve kuraklık olaylarının sıklık, süre ve şiddetindeki değişimler, özellikle hidrolojik rejimi iklim koşullarına bağlı olan sulak alan ekosistemleri üzerinde önemli baskılar oluşturabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Batı Ege Havzalarında sıcak hava dalgaları, kuraklık ve bu iki ekstrem olayın eş zamanlı gerçekleştiği birleşik kuraklık ve sıcak hava dalgası (Compound Drought and Heatwave, CDHW) olaylarının zamansal ve mekânsal değişimlerini belirlemek, ekstrem iklim göstergelerini hidrolojik değişimlerle ilişkilendirmek ve söz konusu değişimlerin sulak alanlar açısından oluşturabileceği iklim kaynaklı baskıları değerlendirmektir. Çalışma alanı Kuzey Ege, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes havzalarını kapsamaktadır. Analizler, havzalarda yer alan 23 meteoroloji istasyonunun 1975–2025 dönemine ait günlük sıcaklık ve yağış verileri ile Altıncı İklim Modelleri Karşılaştırma Projesi (CMIP6) kapsamında sunulan MIROC6 modelinin SSP2-4.5 ve SSP5-8.5 senaryolarına dayalı gelecek dönem iklim projeksiyonları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sıcak hava dalgalarının özelliklerinin belirlenmesinde sıcak hava dalgası sıklığı (Heat Wave Frequency, HWF), en uzun sıcak hava dalgası süresi (Heat Wave Duration, HWD), toplam sıcak hava dalgası gün sayısı (Heat Wave Total Days, HWTD), kümülatif sıcak hava dalgası şiddeti (Cumulative Heat Wave Intensity, HWI_cum) ve sıcak dönem süre indeksi (Warm Spell Duration Index, WSDI) kullanılmıştır. Kuraklık koşulları, Thornthwaite yöntemiyle hesaplanan potansiyel evapotranspirasyona dayalı Standartlaştırılmış Yağış Evapotranspirasyon İndeksi (Standardized Precipitation Evapotranspiration Index, SPEI) ile SPEI-3 ve SPEI-12 zaman ölçeklerinde değerlendirilmiştir. Sıcak hava dalgası ve kuraklık koşullarının eş zamanlı etkileri ise CDHW göstergeleri kullanılarak analiz edilmiştir. Zamansal eğilimlerin belirlenmesinde Mann–Kendall ve Trend-Free Prewhitening Mann–Kendall testleri, trend büyüklüğünün belirlenmesinde ise Sen’in eğim tahmincisi kullanılmıştır. Bulgular, Batı Ege Havzalarında sıcaklık kaynaklı ekstrem olayların 1975–2025 döneminde genel olarak artış eğilimi gösterdiğini ortaya koymuştur. Özellikle sıcak hava dalgalarının süresi, toplam gün sayısı ve kümülatif şiddetini temsil eden göstergelerde belirgin artışlar tespit edilmiştir. Kuraklık analizlerinde, uzun dönemli hidroklimatik koşulları temsil eden SPEI-12 göstergelerinde kuraklaşma eğilimi öne çıkarken, SPEI-3 göstergelerinde daha yüksek zamansal değişkenlik belirlenmiştir. CDHW analizleri ise sıcak ve kurak koşulların eş zamanlı görülme eğilimlerinin arttığını ve bölgesel ölçekte hidroklimatik stresin güçlendiğini göstermiştir. Gelecek dönem projeksiyonlarında MIROC6 küresel iklim modeli verileri, gözlemsel verilerle uyumlu hâle getirilerek bias düzeltmesi ve istasyon ölçeğine uyarlama işlemlerinin ardından SSP2-4.5 ve SSP5-8.5 senaryoları altında 2026–2099 dönemi için değerlendirilmiştir. Projeksiyon sonuçları, özellikle SSP5-8.5 senaryosunda sıcaklık kaynaklı ekstrem göstergelerin ve sıcak–kurak birleşik olayların referans döneme (1975–2025) kıyasla belirgin biçimde artabileceğine işaret etmektedir. Bulgular, Batı Ege Havzalarında iklim değişikliğinin sulak alan sistemleri üzerindeki hidroklimatik baskılarının belirlenmesi, havza ölçekli su kaynakları yönetiminin geliştirilmesi ve iklim değişikliğine uyum stratejilerinin oluşturulması açısından önemli bir bilimsel temel sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Batı Ege Havzaları, Sıcak Hava Dalgaları, Kuraklık, Birleşik Ekstrem Olaylar, İklim Değişikliği, Sulak Alanlar
Abstract (English)
The Western Aegean Basins, where the Mediterranean climate is prevalent, are among the regions sensitive to climate change due to increasing temperature trends and hydroclimatic changes. Changes in the frequency, duration, and intensity of heatwaves and drought events may exert significant pressures on wetland ecosystems, particularly those whose hydrological regimes are dependent on climatic conditions. The aim of this study is to determine the temporal and spatial changes in heatwaves, drought, and compound drought and heatwave (CDHW) events, in which these two extreme events occur simultaneously, in the Western Aegean Basins; to relate extreme climate indicators to hydrological changes; and to assess the potential climate-induced pressures of these changes on wetlands. The study area encompasses the North Aegean, Gediz, Küçük Menderes, and Büyük Menderes basins. The analyses were conducted using daily temperature and precipitation data for the period 1975–2025 from 23 meteorological stations located within the basins, together with future climate projections based on the MIROC6 model under the SSP2-4.5 and SSP5-8.5 scenarios provided within the framework of the Coupled Model Intercomparison Project Phase 6 (CMIP6). Heatwaves were characterized using Heat Wave Frequency (HWF), Heat Wave Duration (HWD), Heat Wave Total Days (HWTD), Cumulative Heat Wave Intensity (HWI_cum), and the Warm Spell Duration Index (WSDI). Drought conditions were assessed using the Standardized Precipitation Evapotranspiration Index (SPEI), based on potential evapotranspiration calculated using the Thornthwaite method, at 3- and 12-month timescales (SPEI-3 and SPEI-12). The concurrent effects of heatwave and drought conditions were analyzed using CDHW indicators. Temporal trends were determined using the Mann–Kendall and Trend-Free Prewhitening Mann–Kendall tests, while Sen’s slope estimator was used to determine the magnitude of trends. The findings revealed that temperature-related extreme events in the Western Aegean Basins generally exhibited increasing trends during the 1975–2025 period. Pronounced increases were detected particularly in indicators representing the duration, total number of days, and cumulative intensity of heatwaves. In the drought analyses, drying trends were prominent in SPEI-12 indicators representing long-term hydroclimatic conditions, whereas greater temporal variability was identified in SPEI-3 indicators. CDHW analyses indicated an increasing tendency for the simultaneous occurrence of hot and dry conditions and a strengthening of hydroclimatic stress at the regional scale. For future projections, MIROC6 global climate model data were evaluated for the 2026–2099 period under the SSP2-4.5 and SSP5-8.5 scenarios after bias correction and downscaling to the station scale to ensure consistency with observational data. The projection results indicate that, particularly under the SSP5-8.5 scenario, temperature-related extreme indicators and compound hot–dry events may increase substantially compared with the reference period (1975–2025). The findings provide an important scientific basis for identifying the hydroclimatic pressures of climate change on wetland systems in the Western Aegean Basins, improving basin-scale water resources management, and developing climate change adaptation strategies.
Keywords: Western Aegean Basins, Heatwaves, Drought, Compound Extreme Events, Climate Change, Wetlands
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Özdel, M. (2026). Batı Ege Havzalarında İklim Ekstrem Olaylarının Zamansal ve Mekânsal Değişimi: Sıcak Hava Dalgaları, Kuraklık ve Birleşik Olaylar. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 34). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 10 • Bildiri #5
KONU 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #5

Bir Batı Anadolu Delta Sisteminin Küçük Buzul Çağı İklim Anomalilerine Sedimantolojik ve Jeokimyasal Yanıtları⃰

Dilek AYKIR1*, Serkan Kukrer2, Ebru Yeşim ÖZKAN3, Serdar Vardar1, Şakir Fural4, Nurettin Yakupoğlu5, Dilan Demirel1, Emre Kara1

1 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Coğrafya Bölümü, İzmir

2 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi ve Deniz Teknolojisi Bölümü,İzmir

3 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, İzmir

4 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü, Kırşehir

5 5İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, İstanbul

* Sorumlu Yazar: dlkaykr@gmail.com

Özet (Türkçe)
Bu çalışma, Batı Anadolu’da yer alan Güzelhisar Deltası’ndan (Aliağa Körfezi) alınan ve radyokarbon yaşlandırmasına göre MS 1383–1683 yıllarını kapsayan denizel çökellerin, sedimantolojik ve jeokimyasal proksiler yardımıyla Küçük Buzul Çağı (KBÇ) iklimsel anomalilerine gösterdiği yanıtları incelemektedir. Karot boyunca analiz edilen elemental oranlar (Zr/Al, Rb/Sr, Ca/Al, Sr/Al, Fe/Al, Mn/Al, Th/U), tane boyu dağılımı ile birincil üretim parametreleri (TOC, BSi, CDP, TOC/N); dönemin hidrodinamik rejimini, erozyon mekanizmalarını ve redoks koşullarını bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye olanak tanımaktadır.
Jeokimyasal veriler, MS 16. yüzyılın ilk yarısında (MS 1502–1540) düşüş gösteren Zr/Al ile yükselen pH ve karbonat değerleri üzerinden akarsu taşıma enerjisinin azaldığı görece kurak bir döneme işaret etmektedir. Buna karşın, MS 1577–1649 yılları arasında Zr/Al oranı ve kaba tane miktarındaki belirgin yükselim, KBÇ’nin nemli evresiyle ilişkili yüksek enerjili taşkın rejimini yansıtmaktadır. Bu yağışlı evrede gözlenen düşük Rb/Sr oranları ile eş zamanlı Ca/Al ve Sr/Al artışları, şiddetli fiziksel erozyonun kimyasal ayrışmaya baskın geldiğini ve havzadan henüz ayrışmaya vakit bulamamış taze minerallerin taşındığı geokimyasal bir toyluk durumunu ifade etmektedir.
Sistemdeki redoks dinamikleri değerlendirildiğinde, MS 1424 ve MS 1559 seviyelerindeki Fe/Al ve Mn/Al yükselimlerinin, sediment-su ara yüzeyinde gelişen geçici oksidasyon cephelerine ve değişen dip havalanma koşullarına bağlı dijenetik mühürlenmelere işaret ettiği görülmektedir. Biyojenik silika ve klorofil bozunma ürünlerindeki artışlar, nehir taşınımıyla körfeze ulaşan besin tuzlarının birincil üretimi desteklediğini, yüksek TOC/N oranları ise karasal organik madde girdisinin baskınlığını yansıtmaktadır. Elde edilen bulgular, iklimsel salınımların ve doğal yüzey süreçlerinin kıyısal delta sistemlerindeki jeokimyasal kayıtlar üzerindeki doğrudan kontrolünü ifade etmektedir. [Bu çalışma 123Y291 numaralı TÜBİTAK projesinden üretilmiştir]
Anahtar Kelimeler: Küçük Buzul Çağı, Güzelhisar Deltası, Sediment jeokimyası, İklimsel anomali, Paleoredoks.
Abstract (English)
This study investigates the responses of marine sediments retrieved from the Güzelhisar Delta (Aliağa Bay) in western Anatolia to climatic anomalies during the Little Ice Age (LIA), using sedimentological and geochemical proxies. The sedimentary record spans AD 1383–1683, as determined by radiocarbon dating. Elemental ratios (Zr/Al, Rb/Sr, Ca/Al, Sr/Al, Fe/Al, Mn/Al, and Th/U), grain-size distributions, and primary production parameters (TOC, BSi, CDP, and TOC/N) analysed along the core enable an integrated assessment of the hydrodynamic regime, erosion mechanisms, and redox conditions during this period.

The geochemical data indicate a relatively dry interval during the first half of the sixteenth century (AD 1502–1540), characterised by declining Zr/Al ratios and increasing pH and carbonate content, suggesting reduced fluvial transport energy. In contrast, pronounced increases in Zr/Al ratios and the coarse-grained sediment fraction between AD 1577 and 1649 reflect a high-energy flood regime associated with the humid phase of the LIA. Low Rb/Sr ratios during this wet phase, accompanied by simultaneous increases in Ca/Al and Sr/Al, indicate that intense physical erosion prevailed over chemical weathering. These patterns suggest geochemical immaturity, reflecting the transport of fresh mineral material from the catchment before substantial chemical weathering could occur.

Regarding redox dynamics, elevated Fe/Al and Mn/Al ratios at the horizons dated to AD 1424 and AD 1559 indicate diagenetic sealing associated with transient oxidation fronts at the sediment–water interface and changes in bottom-water ventilation. Increases in biogenic silica and chlorophyll degradation products suggest that riverine nutrient delivery to the bay supported primary production, whereas high TOC/N ratios reflect the predominance of terrestrial organic matter inputs. These findings demonstrate the direct control exerted by climatic fluctuations and natural surface processes on geochemical records in coastal delta systems. [This study was derived from TÜBİTAK Project No. 123Y291.]
Keywords: Little Ice Age, Güzelhisar Delta, Sediment geochemistry, Climatic anomaly, Paleoredox.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
AYKIR, D. (2026). Bir Batı Anadolu Delta Sisteminin Küçük Buzul Çağı İklim Anomalilerine Sedimantolojik ve Jeokimyasal Yanıtları⃰. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 35). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 10 • Bildiri #16
KONU 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #16

Yeşil Farkındalığı Artırmada Artırılmış Gerçekliğin Gücü: Uluslararası Bir Perspektif

Kadir Tunçer1*, Hasan Arslan1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: kadirtuncer@gmail.com

Özet (Türkçe)
Bu araştırmanın genel amacı öğretmen adaylarının, öğretmenlerin ve akademisyenlerin yeşil farkındalık, çevre bilinci ve çevre eğitiminde artırılmış gerçeklik uygulamalarının kullanımına ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum analizi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi içerik analizi tekniği kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye, Almanya, Bulgaristan, Letonya ve Romanya’dan 58 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma, farklı ülkelerden elde edilen verilerin de kıyaslanması ile bir perspektif sunulması açısından önemli görülmektedir. Araştırma sonuçlarına göre çevre bilinci ve yeşil farkındalık açısından katılımcıların, çevreye duyarlı olma, ekolojik okuryazarlık, çevreyi zararlı durumlardan koruma ve doğal kaynakları verimli kullanma gibi kavramları vurguladıkları görülmüştür. Katılımcılar, çevre koruma ve yeşil farkındalıkla ilgili sorunların bireylerde farkındalık eksikliği, bireylerin eylemsizliği, bireylerin yetersiz eğitimi ve bireylerin çevre korumaya karşı duyarsızlığı olduğunu belirtmişlerdir. Bu durum, bireylerin çevre koruma ve yeşil farkındalık konusunda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, katılımcıların genel olarak AR uygulamalarıyla öğrenme çıktılarının daha iyi öğretilebileceğini düşündükleri sonucuna varılmıştır. Katılımcılar, geri dönüşüm, canlıların haklarına saygı, sosyal sorunlar, iklim değişikliği, doğada atıkların çözünme süresi ve küresel iklim krizi gibi konuları, çevre bilincini artırmak için AR kullanımına ilişkin öncelikli konular olarak belirtmişlerdir. Sonuç olarak, AR uygulamalarının avantajları ve yaratacağı fırsatlar göz önüne alındığında, çevre eğitiminde AR kullanımının çevre bilincini ve yeşil bilinci artırmak için önemli faydalar sağlayacağı düşünülmektedir.
Bu çalışma, Avrupa Birliği tarafından Erasmus+ Programı kapsamında ortak finanse edilen “Green Deal Awareness Through Augmented Reality in Primary School Education (GreenWithAR)” projesinin bir çıktısı olarak geliştirilmiştir (Proje Numarası: 2022-1-BG01-KA220-HED-000087414). Bu çalışmada sunulan bulgular ve yorumlar, proje konsorsiyumu tarafından yürütülen araştırmalardan elde edilmiştir ve proje araştırmacılarının işbirliğinin sonuçlarını yansıtmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Yeşil farkındalık, yeşil mutabakat, arttırılmış gerçeklik, çevre eğitimi.
Abstract (English)
The general aim of this study is to reveal the views of pre-service teachers, teachers, and academics regarding green awareness, environmental consciousness, and the use of augmented reality (AR) applications in environmental education. A case study design—a qualitative research method—was employed in the study. A semi-structured interview form served as the data collection tool, and the collected data were analyzed using the content analysis technique. The study group consisted of 58 participants from Turkey, Germany, Bulgaria, Latvia, and Romania. The research is considered significant for offering a perspective based on a comparison of data obtained from different countries. The results indicate that, regarding environmental consciousness and green awareness, participants emphasized concepts such as environmental sensitivity, ecological literacy, protecting the environment from harmful conditions, and the efficient use of natural resources. Participants identified the root causes of issues related to environmental protection and green awareness as a lack of individual awareness, individual inaction, inadequate education, and indifference toward environmental protection. This highlights the need to educate and raise awareness among individuals regarding environmental protection and green awareness. Furthermore, it was concluded that participants generally believe learning outcomes can be more effectively taught through AR applications. Participants identified topics such as recycling, respect for the rights of living beings, social issues, climate change, the decomposition time of waste in nature, and the global climate crisis as priority areas for utilizing AR to enhance environmental consciousness. In conclusion, considering the advantages and potential opportunities of AR applications, it is believed that the use of AR in environmental education will yield significant benefits for enhancing environmental and green awareness.
This study was developed as an output of the project titled “Green Deal Awareness Through Augmented Reality in Primary School Education (GreenWithAR),” which is co-funded by the European Union under the Erasmus+ Programme (Project Number: 2022-1-BG01-KA220-HED-000087414). The findings and interpretations presented in this study are derived from research conducted by the project consortium and reflect the outcomes of the collaboration among the project researchers.
Keywords: Green awareness, Green Deal, augmented reality, environmental education.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Tunçer, K. (2026). Yeşil Farkındalığı Artırmada Artırılmış Gerçekliğin Gücü: Uluslararası Bir Perspektif. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 36). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 10 • Bildiri #22
KONU 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #22

Antroposen Çağda Su Okuryazarlığı ve Medya: Çevre İletişimi Araştırmalarının Bibliyometrik Haritalandırılması

Aslı Soysal Eşitti1*, Şakir Eşitti1

1 Çanakalle Onsekiz Mart University

* Sorumlu Yazar: asli.soysalesitti@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Su hem bireysel yaşamın devamlılığı hem de ekolojik dengelerin korunması açısından son derece önemli bir kaynaktır. Günümüz Antroposen çağında insan faaliyetleri ve iklim değişikliği nedeniyle ivme kazanan kuraklık, sulak alan kaybı ve ekolojik yıkımlar ile iklim değişikliği, nüfus artışı ve çevre kirliliği gibi yaşamı tehdit eden gelişmeler, birey ve toplumların suya dair farkındalığını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte suya ilişkin bilgilerin topluma doğru, anlaşılır ve etkin biçimde iletilmesi, geleneksel bilgi aktarım kanallarının ötesinde bireylerde “su okuryazarlığının” geliştirilmesini gerektirmektedir. Su okuryazarlığı, ekolojik krizlerin sürdürülebilir yönetimi, bireylerin ve toplumların su kaynaklarının ekolojik, sosyo-politik ve etik boyutlarını kavrama yetisi olarak tanımlanmaktadır. Toplumlarda su okuryazarlığı yoluyla günümüzde su kaynaklarının korunması, sürdürülebilir yönetimi ve toplumların suya dair bilinç düzeyinin artırılması hedeflenmektedir. Bu bağlamda medya araçları, bu okuryazarlık sürecinde hem bilgi üreticisi hem de aktarım kanalına dönüşerek bir köprü işlevi görmektedir.
Medyanın haber veya içeriklerde kullandığı dil, görseller ve temalar, izleyicinin suya ilişkin algısını şekillendirmektedir. Yapılan literatür araştırmasına göre, su ile ilgili sorunlar veya su kıtlığı durumları medyada “kriz” veya “felaket” söylemleriyle sunulduğunda toplumsal algı panik temelli bir tepkiye yönelirken; bilimsel temelli haberler su yönetimi stratejilerine dair uzun vadeli bakış geliştirmeyi teşvik etmektedir. Bu bağlamda medya su okuryazarlığının toplumlarda artırılmasında önemli bir çevre iletişimi kanalı konumundadır. Ancak su okuryazarlığı ve medya ilişkisini bütüncül bir bakış açısıyla ele alan literatürün oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Çalışma bu durumu bir araştırma sorunsalı olarak değerlendirmekte, su okuryazarlığı kavramının medya temsil süreçleri ve çevre iletişimi bağlamında nasıl ele alındığını, nicel ve sistemsel bir yaklaşımla haritalandırmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, çevre iletişimi ve medya çalışmaları literatüründe su okuryazarlığı odağında üretilen akademik birikimi sistematik bibliyometrik yöntemlerle incelemek, mevcut literatürdeki temel eğilimleri, çalışma alanlarını ve kavramları saptamak ve bu yolla öne çıkan teorik yaklaşımlar ile mevcut literatürdeki araştırma boşluklarını ortaya koymaktır.
Bu çalışmada nicel bir araştırma tekniği olan Sistematik Bibliyometrik Haritalandırma yöntemi benimsenecek, Web of Science (WoS) veri tabanı üzerinden elde edilen veriler araştırma kapsamında ele alınacaktır. Çalışmada sulak alanların korunmasına ilişkin ilk ve en önemli uluslararası sözleşme olan Ramsar Sözleşmesi'nin yürürlüğe girdiği tarih olan 1975 yılı temel alınacak, bu tarihten 2026 yılı Temmuz ayına kadar gerçekleştirilmiş olan bilimsel çalışmalar sistematik olarak haritalandırılacaktır. Bu çalışma aracılığıyla coğrafya ve hidroloji gibi doğa bilimleri ile medya çalışmaları ve gazetecilik gibi sosyal bilimler arasında disiplinler arası güçlü bir köprü kurulması ve çalışmadan elde edilen bulgularla, gelecekteki çevre iletişimi stratejilerine ve sulak alan koruma politikalarına yön verecek kanıta dayalı nicel bir veri haritası sunulması amaçlanmaktadır. Elde edilen bibliyometrik veri seti VOSviewer programı kullanılarak analize tabi tutulacak; temel araştırma alanları, araştırma temaları, anahtar kelime oluşumları (co-occurrence), atıf ağları ve iş birliği haritaları çıkarılarak kavramın tematik kümelenmesi haritalandırılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Su Okuryazarlığı, Medya Temsilleri, Çevre İletişimi, Antroposen, Sulak Alan Riskleri, Bibliyometrik Haritalandırma, Çevre Gazeteciliği
Abstract (English)
Water Literacy and Media in the Anthropocene: A Bibliometric Mapping of Environmental Communication Research

Water is a vital resource for both the continuity of individual life and the preservation of ecological balances. In the current Anthropocene era, life-threatening developments, such as drought, wetland loss, and ecological destruction accelerated by human activity, alongside population growth and environmental pollution, make it imperative for individuals and societies to become aware of water-related issues. Consequently, conveying information about water to the public accurately, clearly, and effectively requires fostering “water literacy” among individuals, going beyond traditional channels of information dissemination. Water literacy is defined as the capacity of individuals and societies to comprehend the ecological, socio-political, and ethical dimensions of water resources, as well as the sustainable management of ecological crises. Through water literacy, the aim is to protect water resources, ensure their sustainable management, and raise public awareness regarding water. In this context, media serve as a bridge in the water literacy process, acting as both producers and disseminators of information.
The language, visuals, and themes employed by the media in news reports and content shape the audience's perception of water. Literature reviews indicate that when water-related issues or scarcity are framed in terms of “crisis” or “disaster,” public perception tends toward panic-driven reactions; conversely, science-based reporting fosters a long-term perspective on water management strategies. In this context, the media serve as a vital channel for environmental communication, helping to enhance water literacy within societies. However, the existing literature addressing the relationship between water literacy and the media from a holistic perspective remains quite limited. This study identifies this gap as a research problem and aims to map, using a quantitative and systemic approach, how the concept of water literacy is addressed within the contexts of media representation and environmental communication. In this context, the primary objective of the study is to examine, using systematic bibliometric methods, the body of academic work produced within the literature on environmental communication and media studies that focuses on water literacy; to identify key trends, research areas, and concepts in the existing literature; and thereby to highlight prominent theoretical approaches and research gaps.
This study adopts the Systematic Bibliometric Mapping method, a quantitative research technique, and analyses data obtained from the Web of Science (WoS) database. The study takes 1975, the year the Ramsar Convention (the first and most significant international treaty on wetland conservation) entered into force, as its starting point and systematically maps scientific studies conducted from that date through July 2026. The aim is to establish a strong interdisciplinary bridge between natural sciences (such as geography and hydrology) and social sciences (such as media studies and journalism), and to present an evidence-based quantitative data map that will guide future environmental communication strategies and wetland conservation policies based on the study’s findings. The resulting bibliometric dataset will be analyzed using the VOSviewer software; by generating maps of core research areas, research themes, keyword co-occurrences, citation networks, and collaboration patterns, the thematic clustering of the concept will be visualized.
Keywords: Water Literacy, Media Representations, Environmental Communication, Anthropocene, Wetland Risks, Bibliometric Mapping, Environmental Journalism.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Soysal Eşitti, A. (2026). Antroposen Çağda Su Okuryazarlığı ve Medya: Çevre İletişimi Araştırmalarının Bibliyometrik Haritalandırılması. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 37). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 10 • Bildiri #26
KONU 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #26

Çevre İletişimi ve Antroposen Sinema: Susuz Yaz’dan Kurak Günler’e Türk Sinemasında Eko-Eleştirel Bir Okuma

Aslı Soysal Eşitti1*, Şakir Eşitti1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: asli.soysalesitti@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Antroposen kavramı insanların gerçekleştirdikleri çeşitli eylemlerin ekolojik sistemler üzerindeki etkisini ifade eder. Antroposen, çevresel krizlerin çözümlenmesinde bilimsel ve politik araçların yanı sıra kültürel ve sanatsal temsillerin önemine dikkat çeker. Türk sinemasında su sadece estetik bir temsil unsuru olarak yer almaz. Antroposen çağında sinema, çevresel krizlerin görünür olduğu, ekolojik sorunları gündemine alan, su kaynaklarına dair farkındalık yaratarak su okuryazarlığının gelişimine katkı sağlayabilecek bir anlatı ögesidir. Bu bağlamda sinema su kaynaklarının kullanımı, tüketimi, paylaşımı, yönetilmesi ve yok oluşuna dair toplumsal farkındalık yaratılmasında önemli bir role sahiptir. Bu çalışma çevre iletişimi, antroposen ve su okuryazarlığı kavramları çerçevesinde Türk Sinemasında su temsillerini odağına almaktadır. Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri bağlamında tasarlanan çalışmanın örneklemi Metin Erksan’ın Susuz Yaz (1963), Erden Kıral’ın Kanal (1978) ve Emin Alper’in Kurak Günler (2022) adlı filmlerinden oluşmaktadır.
Ekoeleştirel film çözümlemesi ve nitel içerik analizi yöntemlerinden faydalanılan çalışmada suyun temsil edilme biçimleri ve su-insan arasındaki ilişkinin kurgulanışı, izleyicide su okur yazarlığına dair farkındalık oluşturma imkânları bakımından değerlendirilmiştir. Susuz Yaz adlı filmde su hakkı ve suya erişim için ortaya konulan mücadele merkeze alnırken; Kanal’da suyun yönetimi ve suya yapılan müdahalelerin ekolojik sonuçları önem arz eder. Kurak Günler’de ise su krizi, kuraklık ve çevresel çöküş filmin odak noktasını teşkil eder. Çalışmada üç filmin birlikte incelenmesi yaklaşık altmış yıllık bir süreçte Türkiye’de suyla kurulan ilişkiyi somut bir düzleme taşımaya olanak sağlar. 1960’lı yıllarda suya sahip olma, 1970’lerde suyu yönetme, 2020’li yıllarda ise suyu kaybetme endişesi görünür olur.
Bu çalışmada Türk sinemasında suyun sadece estetik bir temsil unsuru olarak yer almadığı; Antroposen çağının su ile ilgili çeşitli sorunlarını perdeye aktardığını ve bu sayede seyircilerin suya dair tutum ve farkındalıklarına etki edebilecek bir araç işlevine sahip olduğu görülmektedir. Çalışma bu yönüyle antroposen ve su okuryazarlığı kavramları ve film çalışmalarını bir araya getirerek disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Antroposen, su okuryazarlığı, Türk sineması, ekosinema, ekoeleştiri, çevresel farkındalık.
Abstract (English)
From Dry Summer (Susuz Yaz) to Burning Days (Kurak Günler): Anthropocene and Water Literacy in Turkish Cinema

The concept of the Anthropocene refers to the profound impact of various human activities on ecological systems. The Anthropocene highlights the importance of cultural and artistic representations -alongside scientific and political tools- in addressing environmental crises. In Turkish cinema, water is not merely an element of aesthetic representation. In the Anthropocene era, cinema serves as a narrative medium that renders environmental crises visible, addresses ecological issues, and contributes to the development of water literacy by raising awareness about water resources. In this context, cinema plays a significant role in raising public awareness regarding the use, consumption, sharing, management, and depletion of water resources. This study focuses on representations of water in Turkish cinema within the framework of Anthropocene theory and the concept of water literacy. The study’s sample consists of the films Susuz Yaz (Dry Summer, 1963) by Metin Erksan, Kanal (The Canal, 1978) by Erden Kıral, and Kurak Günler (Burning Days, 2022) by Emin Alper.

Utilizing ecocritical film analysis and qualitative content analysis, this study evaluates how water is represented and how the relationship between water and humans is constructed, specifically regarding the potential to foster audience awareness of water literacy. While the film Susuz Yaz (Dry Summer) centers on the struggle for water rights and access, Kanal (The Canal) highlights water management and the ecological consequences of interventions in water systems; meanwhile, Kurak Günler (Burning Days) focuses on the water crisis, drought, and environmental collapse. Examining these three films together allows the relationship between Turkey and water -spanning approximately six decades- to be viewed in concrete terms: the concern shifts from possessing water in the 1960s to managing it in the 1970s, and finally to the fear of losing it in the 2020s.

This study demonstrates that water in Turkish cinema serves not merely as an element of aesthetic representation but also as a medium capable of influencing audience attitudes and awareness regarding water by bringing various water-related issues of the Anthropocene era to the screen. In this regard, the study aims to contribute to the literature through an interdisciplinary approach that integrates the concepts of the Anthropocene and water literacy with film studies.
Keywords: Anthropocene, water literacy, Turkish cinema, ecocinema, ecocriticism, environmental awareness.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Soysal Eşitti, A. (2026). Çevre İletişimi ve Antroposen Sinema: Susuz Yaz’dan Kurak Günler’e Türk Sinemasında Eko-Eleştirel Bir Okuma. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 38). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 10 • Bildiri #29
KONU 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #29

İkiyaka (Sat) Buzul Gölleri'nde İklim Değişikliği ve Rekreasyonel Faaliyetlerin Tetiklediği Çevresel Jeomorfolojik Değişimler

Mahsum BOZDOĞAN1*, Ergin CANPOLAT2, Cihan BAYRAKDAR1

1 İstanbul Üniversitesi

2 Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: mahsumbozdogan@gmail.com

Özet (Türkçe)
Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde, İkiyaka (Sat) Dağları üzerinde yaklaşık 3400 m yükseltide yer alan Sat Buzul Gölleri, Kuvaterner buzullaşmaları sonucunda şekillenmiş Türkiye’nin önemli yüksek dağ sulak alan sistemlerinden biridir. Çok sayıdaki buzul gölü, sirkler, tekne vadiler ve morenlerle karakterize edilen saha, geçmiş buzullaşmaların belirgin jeomorfolojik izlerini korumaktadır. Bununla birlikte son yıllarda bölgedeki güncel buzulların hızlı biçimde gerilemesi, kar örtüsünün süre ve kalınlığındaki değişimler ile yüksek dağ ortamında etkili olan güncel periglasyal ve paraglasyal süreçler, sahanın çevresel jeomorfolojik özelliklerinde belirgin değişimlere yol açmaktadır. Sat Dağları’ndaki Geverok Buzulu başta olmak üzere güncel buzullarda farklı dönemlerde belirlenen önemli alan ve uzunluk kayıpları, bölgenin iklim değişikliğine karşı yüksek duyarlılığını ortaya koymaktadır.
Buna ek olarak son yıllarda Sat Buzul Gölleri ve çevresinin turizm ve rekreasyon amaçlı kullanımının artması, doğal alanlar üzerindeki antropojenik baskıyı belirgin biçimde artırmaktadır. Özellikle Sat Buzul Gölleri’nde düzenlenen Cilo Fest kapsamında çok kısa bir zaman aralığında on binlerce ziyaretçinin alanda yoğunlaşması, yüksek dağ ortamı üzerinde önemli bir rekreasyon baskısı oluşturmaktadır. Nitekim 2024 yılında iki gün süren festivale yaklaşık 30.000 kişinin katılması; kamp, doğa yürüyüşü, rafting, kano ve çeşitli doğa sporlarının göller ve yakın çevresinde yoğunlaşmasına neden olmuştur.
Bu çalışmada Sat Buzul Gölleri ve yakın çevresinde iklim değişikliği ile rekreasyonel faaliyetlerin birlikte tetiklediği çevresel jeomorfolojik değişimlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada arazi gözlemleri, insansız hava aracı görüntüleri, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ve Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı jeomorfolojik analizlerden yararlanılmıştır. Bulgular, buzul ve kar örtüsündeki azalmayla birlikte yüksek dağ ortamında yüzeylerin yeniden düzenlendiğini; göl kıyıları ve yakın çevresinde ise yoğun insan kullanımına bağlı olarak yüzey bozulması, bitki örtüsü kaybı, patika gelişimi ve sediment hareketliliğinin belirginleştiğini göstermektedir. Özellikle kısa süreli ancak çok yoğun ziyaretçi akışı, hassas göl kıyıları ve yakın çevresindeki antropojenik etkinin dönemsel olarak belirgin ölçüde artmasına neden olmaktadır. Doğal ve antropojenik süreçlerin birlikte etkili olduğu Sat Buzul Gölleri, iklim değişikliği ve artan rekreasyon baskısına karşı hassas bir jeomorfolojik ve ekolojik sistem niteliğindedir. Bu nedenle sahanın jeomorfolojik miras, sulak alan ekosistemi ve sürdürülebilir kullanım ilkeleri doğrultusunda düzenli olarak izlenmesi ve korunması gerekmektedir.
Bu çalışma, TÜBİTAK 122Y360 numaralı proje kapsamında desteklenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Sat Buzul Gölleri, çevresel jeomorfoloji, iklim değişikliği, rekreasyon, yüksek dağ sulak alanları
Abstract (English)
The Sat Glacial Lakes, located at an elevation of approximately 3,400 m in the İkiyaka (Sat) Mountains within the Yüksekova district of Hakkâri, constitute one of Türkiye’s important high-mountain wetland systems shaped by Quaternary glaciations. Characterized by numerous glacial lakes, cirques, U-shaped valleys, and moraines, the area preserves prominent geomorphological evidence of past glaciations. In recent years, however, the rapid retreat of present-day glaciers, changes in the duration and thickness of snow cover, and ongoing periglacial and paraglacial processes in the high-mountain environment have led to marked changes in the environmental geomorphological characteristics of the area. Significant losses in glacier area and length documented over different periods, particularly for the Geverok Glacier in the Sat Mountains, highlight the high sensitivity of the region to climate change.
In addition, the increasing use of the Sat Glacial Lakes and their surroundings for tourism and recreation in recent years has substantially intensified anthropogenic pressure on the natural environment. In particular, the concentration of tens of thousands of visitors within a very short period during Cilo Fest, held at the Sat Glacial Lakes, creates considerable recreational pressure on this sensitive high-mountain environment. In 2024, approximately 30,000 people attended the two-day festival, resulting in an intense concentration of camping, hiking, rafting, canoeing, and various outdoor sports in and around the lakes.
This study aims to identify the environmental geomorphological changes jointly triggered by climate change and recreational activities in and around the Sat Glacial Lakes. The research employs field observations, unmanned aerial vehicle (UAV) imagery, high-resolution satellite imagery, and Geographic Information Systems (GIS)-based geomorphological analyses. The findings indicate that reductions in glacier and snow cover are accompanied by the readjustment of surfaces within the high-mountain environment, while intensive human use along the lakeshores and their immediate surroundings has resulted in increasingly evident surface disturbance, vegetation loss, trail development, and sediment mobilization. In particular, short-term but highly concentrated visitor influxes periodically intensify anthropogenic impacts on sensitive lakeshore environments and adjacent areas. The Sat Glacial Lakes, where natural and anthropogenic processes interact, therefore represent a geomorphologically and ecologically sensitive system that is particularly vulnerable to climate change and increasing recreational pressure. Accordingly, regular monitoring and protection of the area are required within an integrated framework based on the conservation of geomorphological heritage and wetland ecosystems and the principles of sustainable use.
This study was supported by TÜBİTAK under Project No. 122Y360.
Keywords: Sat Glacial Lakes, environmental geomorphology, climate change, recreation, high-mountain wetlands
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
BOZDOĞAN, M. (2026). İkiyaka (Sat) Buzul Gölleri'nde İklim Değişikliği ve Rekreasyonel Faaliyetlerin Tetiklediği Çevresel Jeomorfolojik Değişimler. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 10: İklim Değişikliği, Kuraklık ve Ekstrem Olayların Etkileri (s. 39). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #12
12

Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri

Ecological Risk Assessment and Vulnerability Analyses
Konu Kodu: Topic 12
Bildiri Sayısı: 4 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 12 • Bildiri #6
KONU 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #6

Karışmış kıyısal sediment karotlarında tarama ve gemi söküm imzalarının takibinde çevresel adli proksilerin uygulanması⃰

Ebru Yeşim Özkan1*, Serkan Kükrer2, Dilek Aykır3, Şakir Fural4

1 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, İzmir

2 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Gemi ve Deniz Teknolojisi Bölümü, İzmir

3 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Coğrafya Bölümü, İzmir

4 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: yesim.koksal@gmail.com

Özet (Türkçe)
Aliağa Körfezi (Ege Denizi), kıyı şeridinde yer alan gemi söküm tesisleri ve ağır sanayi faaliyetlerinden kaynaklanan yoğun bir antropojenik baskıya maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, gemi söküm sahasının önünden alınan ve antropojenik süreçlerle yoğun biçimde müdahaleye uğramış bir sediment karotunda, geçmiş tarama ve karaya oturtma operasyonlarının jeokimyasal izleri, çevresel adli proksiler (Zr/Al, Ca/Al, Sr/Ca, Mn/Al, S/TOC) ve kirlilik indeksleri aracılığıyla kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Karotun 15. cm seviyesinden elde edilen 13.000 yıllık 14C yaş verisi, yüzeydeki güncel Holosen istifinin taranarak ortamdan uzaklaştırıldığına ve aşırı konsolide Pleistosen killerinin güncel deniz tabanını oluşturduğuna işaret etmektedir. Fiziksel ve organik parametreler incelendiğinde; üst katmanlardaki yüksek kum oranı (%32-41), 8. cm'deki belirgin yoğunluk artışı (1.69 g/ml) ve alkalen pH (9.04) koşulları ile derin seviyelerdeki yüksek TOC (%7.28) ve petrojenik karakterli C/N (30-38) oranları, ortamın doğal çökelme dengesindeki belirgin bozulmayı yansıtmaktadır. Ele alınan ortam proksilerinde Zr/Al oranının artışı, tarama operasyonları sonrası dipte biriken kaba kalıntıları ve raspa atıklarını; Ca/Al ile Sr/Ca oranlarındaki eğilimler, yapısal beton parçaları ile çelik cürufu girdilerini; Mn/Al oranında gözlenen radikal sıçrama ise metalik hurda ve alaşımların derin katmanlara mekanik enjeksiyonunu ifade etmektedir. Pleistosen yaşlı bu matris içerisinde 1000 ppm seviyesine ulaşan Pb, 3216 ppm Zn ve 897 ppm Cu konsantrasyonları, 4000’i aşan toplam potansiyel ekolojik risk, 150’nin üzerindeki Toksik Risk İndeksi değerleri ile birlikte değerlendirildiğinde belirgin bir ağır metal kontaminasyonu sergilemektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular, fiziksel ve kimyasal bütünlüğü bozulmuş kıyısal sediment alanlarında çevresel adli proksilerin, antropojenik müdahalenin niteliğini, mekanizmasını ve etki derinliğini ayrıştırmadaki elverişliliğini ortaya koymaktadır. [Bu çalışma 123Y291 numaralı TÜBİTAK projesinden üretilmiştir]
Anahtar Kelimeler: Çevresel adli jeokimya, Gemi söküm, sediment tarama, Ekolojik risk.
Abstract (English)
Aliağa Bay (Aegean Sea) is subject to intense anthropogenic pressure arising from ship-recycling facilities and heavy industrial activities along its coastline. In this study, the geochemical signatures of past dredging and beaching operations were comprehensively assessed in a sediment core collected in front of the ship-recycling area, where sediments have been heavily disturbed by anthropogenic processes. The assessment employed environmental forensic proxies (Zr/Al, Ca/Al, Sr/Ca, Mn/Al, and S/TOC) and pollution indices.
A ^14C age of 13,000 years obtained at 15 cm depth indicates that the modern Holocene succession at the surface has been removed through dredging, leaving highly consolidated Pleistocene clays as the present-day seabed. Evaluation of physical and organic parameters revealed substantial disruption of the natural depositional regime, as reflected by the high sand content in the upper layers (32–41%), a pronounced increase in bulk density at 8 cm (1.69 g mL⁻¹), alkaline pH conditions (9.04), and elevated TOC concentrations at deeper levels (up to 7.28%), together with petrogenic C/N ratios (30–38).
Among the investigated environmental proxies, increasing Zr/Al ratios indicate the accumulation of coarse residues and scraping wastes on the seabed following dredging operations. Trends in Ca/Al and Sr/Ca ratios suggest inputs of structural concrete fragments and steel slag, whereas the marked increase in the Mn/Al ratio indicates the mechanical injection of metallic scrap and alloys into deeper sediment layers. Within this Pleistocene matrix, Pb, Zn, and Cu concentrations reached 1,000, 3,216, and 897 ppm, respectively, demonstrating pronounced heavy-metal contamination. This interpretation is further supported by a total potential ecological risk value exceeding 4,000 and Toxic Risk Index values above 150.
The findings demonstrate the usefulness of environmental forensic proxies for distinguishing the nature, mechanisms, and depth of impact of anthropogenic disturbance in coastal sedimentary environments whose physical and chemical integrity has been severely altered. [This study was produced within the scope of TÜBİTAK Project No. 123Y291]
Keywords: Environmental forensic geochemistry, ship recycling, sediment dredging, ecological risk.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Özkan, E. (2026). Karışmış kıyısal sediment karotlarında tarama ve gemi söküm imzalarının takibinde çevresel adli proksilerin uygulanması⃰. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 41). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 12 • Bildiri #9
KONU 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #9

Urban flood analysis case study in Küçükkuyu within the framework of resilient cities in the context of climate change.

Aylin Çelik Turan1*, Hilal Güneş1, Alie Chatzi Oglou1

1 Çanakkale Onsekiz Mart University

* Sorumlu Yazar: aylin.celiktran@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Climate change has significantly increased the frequency and intensity of urban flooding, making resilient urban planning a critical necessity. This study aims to evaluate urban flood risk in Küçükkuyu (Çanakkale, Türkiye) within the framework of ecosystem services and climate adaptation strategies. The InVEST Urban Flood Risk Mitigation model was used to analyze surface runoff, runoff retention, and flood volume based on land use/land cover, soil groups, and topographic characteristics. Spatial analyses were conducted using ArcGIS and QGIS, incorporating parameters such as Curve Number (CN), rainfall depth, and infiltration capacity. The results indicate that impermeable urban areas, particularly coastal zones, exhibit low runoff retention capacity and higher flood risk. The runoff retention index was calculated as 0.20, while retained runoff volume and flood volume were determined as 83 m³ and 90 m³, respectively. These findings reveal that approximately 20% of precipitation converts into surface runoff, increasing flood vulnerability. The study highlights the importance of integrating nature-based solutions such as green infrastructure and sponge city approaches into urban planning. Increasing permeable surfaces and establishing ecological buffer zones can significantly reduce flood risks and enhance urban resilience.
Anahtar Kelimeler: InVEST Model; Climate Change Adaptation; Flood Risk Mitigation; Nature-Based Solutions; Sponge City
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Çelik Turan, A. (2026). Urban flood analysis case study in Küçükkuyu within the framework of resilient cities in the context of climate change.. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 42). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 12 • Bildiri #14
KONU 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #14

Erzurum Ovası Sulak Alanının Sediment Jeokimyası, İz Metal Zenginleşmesi ve Ekolojik Risk Değerlendirmesi

Çağlar ÇAKIR1*, Serkan KÜKRER2, Nurettin YAKUPOĞLU3, Gülsen ERGİNAL4

1 Akdeniz University

2 İzmir Katip Çelebi University

3 Istanbul Technical University

4 Çanakkale Onsekiz Mart University

* Sorumlu Yazar: caglarcakir55@gmail.com

Özet (Türkçe)
Sulak alanlar, kara ve su ekosistemleri arasındaki madde ve enerji akışını düzenlemeleri nedeniyle biyosferin son derece önemli ama bir o kadar da hassas ekosistemleri arasında yer almaktadır. Sulak alan sedimentleri, havza ölçeğinde gerçekleşen doğal süreçler ile antropojenik baskıların jeokimyasal kayıtlarını saklayan önemli çevresel arşivlerdir. Bu çalışma, Erzurum Ovası sulak alanında alınan 84 cm uzunluğundaki sediment karotu üzerinden sediment jeokimyası, iz metal zenginleşmesi ve potansiyel ekolojik risk düzeylerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Karot boyunca 2 cm aralıklarla alınan toplam 42 örnekte ICP-MS yöntemiyle element analizleri gerçekleştirilmiş; seçilmiş seviyelerden elde edilen AMS radyokarbon yaşları ise sediment birikiminin zamansal seyrini değerlendirmek için kullanılmıştır. Bununla birlikte, yüzey seviyesinde antropojenik etkilerden kaynaklı yaşlı karbon karışımı olasılığı dikkate alınmış ve kronolojik yorumlar bu sınırlılık gözetilerek yapılmıştır.
Çalışmada Zn, Cu, Pb, Cr, As, Cd, Hg ve Ni potansiyel toksik elementler olarak değerlendirilmiştir. Al ve Ti, tane boyu, kil fraksiyonu ve litolojik değişkenliğin etkisini denetlemek amacıyla referans element olarak kullanılmıştır. İz metal zenginleşmesi hem Al hem de Ti’ye göre normalize edilmiş zenginleşme faktörleriyle incelenmiştir. Yerel arka plan değerleri, karotun alt bölümündeki 60–84 cm seviyelerinin medyan değerleri esas alınarak belirlenmiştir. Kirlilik ve ekolojik risk değerlendirmesinde kontaminasyon faktörü, jeoakümülasyon indeksi, zenginleşme faktörü, kirlilik yük indeksi, modifiye kontaminasyon derecesi, potansiyel ekolojik risk indeksi ve sediment kalite kılavuzlarına dayalı TEC–PEC karşılaştırmaları kullanılmıştır.
İlk bulgular, Zn, Cu, Cr, Cd ve Ni gibi elementlerin genel olarak sınırlı zenginleşme gösterdiğini; Pb’nin ise özellikle yüzey seviyesinde belirgin bir artış sergilediğini göstermektedir. As değerleri tüm karot boyunca yüksek olup sediment kalitesi açısından dikkat çekmektedir. Ancak Al/Ti normalizasyonu, As zenginleşmesinin güçlü bir antropojenik artıştan çok yerel jeokimyasal arka plan, havzanın litolojik özellikleri veya sulak alandaki redoks koşullarla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Hg dahil edildiğinde bazı seviyelerde potansiyel ekolojik risk orta düzeye çıkmakta; Hg hariç hesaplamalarda ise risk düzeyi genel olarak düşük kalmaktadır. Bu durum, Hg verilerinin birim ve analitik güvenilirlik açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, Erzurum Ovası sulak alanı sedimentleri iz metal birikimi ve ekolojik riskin derinlik boyunca değişimini ortaya koyan önemli bir jeokimyasal kayıt sunmaktadır. Çalışma, sulak alan sedimentlerinde ekolojik risk değerlendirmesinin yalnızca toplam metal konsantrasyonlarıyla değil, yerel arka plan, Al/Ti normalizasyonu, sediment kalite eşikleri ve kronolojik belirsizlikler birlikte dikkate alınarak yapılması gerektiğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Erzurum Ovası sulak alanı, sediment jeokimyası, iz metal zenginleşmesi, ekolojik risk değerlendirmesi, ICP-MS
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
ÇAKIR, Ç. (2026). Erzurum Ovası Sulak Alanının Sediment Jeokimyası, İz Metal Zenginleşmesi ve Ekolojik Risk Değerlendirmesi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 43). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 12 • Bildiri #28
KONU 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #28

Sulak Alanlara Yönelik Sosyo-Ekolojik Risk Okuryazarlığı Ölçeğinin Geliştirilmesi: Antroposen Perspektifinde Bir Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması

Derya Girgin1*, İsmail Satmaz1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: deryagirgin@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Sulak alanlar; biyolojik çeşitlilik, su döngüsünün düzenlenmesi, karbon depolama, taşkın kontrolü, kıyı koruma ve ekosistem dengesi açısından kritik öneme sahip sosyo-ekolojik sistemlerdir. Ancak Antroposen çağında hızlanan insan faaliyetleri, iklim değişikliği, arazi kullanım dönüşümleri, kentsel yayılma, tarımsal yoğunlaşma, turizm baskısı, sanayi faaliyetleri, hidromorfolojik müdahaleler, su kalitesindeki bozulma, habitat parçalanması ve biyoçeşitlilik kaybı sulak alanları çok boyutlu ekolojik risklerle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi yalnızca ekolojik göstergelerle değil, bireylerin bu riskleri anlama, yorumlama ve eğitimsel eyleme dönüştürme kapasiteleriyle birlikte ele alınmalıdır.
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının sulak alanlara ilişkin sosyo-ekolojik risk okuryazarlığını değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek ve doğrulamaktır. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı kapsamında metodolojik ölçek geliştirme ve psikometrik doğrulama çalışması olarak tasarlanmıştır. Ölçme aracının madde havuzu; sulak alan ekosistem hizmetleri, Antroposen kaynaklı insan baskıları, iklim değişikliği ve hidro-ekolojik kırılganlık, koruma-kullanma dengesi, yönetişim algısı ve eğitimsel eylem yeterliği boyutları temel alınarak oluşturulacaktır. Madde havuzu, çevre eğitimi, coğrafya eğitimi, eğitim programları ve öğretim ile ölçme-değerlendirme alanlarından uzman görüşlerine sunularak kapsam geçerliği açısından değerlendirilecektir.
Uzman görüşleri doğrultusunda düzenlenen ölçek formu öğretmen adaylarına uygulanacak; elde edilen veriler üzerinde açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi gerçekleştirilecektir. Ölçeğin güvenirliği Cronbach alfa, McDonald omega, bileşik güvenirlik ve madde-toplam korelasyonları aracılığıyla incelenecektir. Ayrıca yakınsak ve ayırt edici geçerlik kanıtları değerlendirilecek; model uyum indeksleri üzerinden ölçeğin faktör yapısı test edilecektir. Ölçeğin psikometrik özellikleri ortaya konulduktan sonra öğretmen adaylarının sulak alan sosyo-ekolojik risk okuryazarlığı düzeyleri cinsiyet, bölüm, sınıf düzeyi, çevre eğitimi alma durumu ve sulak alan deneyimi gibi değişkenler açısından betimsel ve karşılaştırmalı analizlerle incelenecektir.
Çalışmanın, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda öğretmen adaylarının bilgi, farkındalık, risk algısı ve eğitimsel eylem yeterliklerini görünür kılması beklenmektedir. Bu yönüyle araştırmanın, Antroposen çağında sulak alanların korunmasına yönelik toplumsal farkındalık, sürdürülebilirlik eğitimi ve eğitimsel kapasite geliştirme süreçlerine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sulak alanlar; Antroposen; sosyo-ekolojik risk okuryazarlığı; ölçek geliştirme; psikometrik doğrulama; öğretmen adayları; sürdürülebilirlik eğitimi.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Girgin, D. (2026). Sulak Alanlara Yönelik Sosyo-Ekolojik Risk Okuryazarlığı Ölçeğinin Geliştirilmesi: Antroposen Perspektifinde Bir Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 12: Ekolojik Risk Analizi ve Kırılganlık Değerlendirmeleri (s. 44). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #15
15

Doğa Temelli Çözümler (NBS) ve Sulak Alan Restorasyonu

Nature-Based Solutions (NBS) and Wetland Restoration
Konu Kodu: Topic 15
Bildiri Sayısı: 1 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 15 • Bildiri #11
KONU 15: Doğa Temelli Çözümler (NBS) ve Sulak Alan Restorasyonu Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #11

Sulak Alanların Ekolojik Dirençliliğini Güçlendirmede Doğa Temelli Çözümler: Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Perspektifi

Gülkız EKRİ EKRİ1*, Ayşe ÖZTÜRK PULATOĞLU ÖZTÜRK PULATOĞLU2, Nagihan SEKİ SEKİ3

1 Kastamonu Üniversitesi – Peyzaj Mimarlığı Bölümü

2 Kastamonu Üniversitesi – Orman Mühendisliği Bölümü

3 Karabük Üniversitesi – Orman Mühendisliği Bölümü

* Sorumlu Yazar: 234412035@ogr.kastamonu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Sulak alan ekosistemleri, yüksek biyolojik çeşitlilikleri ve sundukları çoklu ekosistem hizmetleri ile ekolojik işlevlerin ve ekosistem dirençliliğinin sürdürülmesinde kritik öneme sahiptir. Bununla birlikte, arazi kullanım değişiklikleri, hidrolojik rejimin bozulması, kirlilik, habitat kaybı ve iklim değişikliği kaynaklı kuraklık ve ekstrem hidrolojik olaylar, sulak alanların ekolojik bütünlüğü ve dirençlilik kapasitesi üzerinde giderek artan baskılar oluşturmaktadır. Bu bağlamda Doğa Temelli Çözümler (Nature-based Solutions–NbS), doğal süreçlerin ve ekosistem işlevlerinin korunması, iyileştirilmesi ve yeniden tesis edilmesini esas alan bütüncül bir yaklaşım olarak sulak alan restorasyonunda önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, sulak alanların ekolojik dirençliliğinin güçlendirilmesinde doğa temelli çözümlerin biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetleri üzerindeki etkilerinin, güncel ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda sulak alan restorasyonu, doğa temelli çözümler, biyoçeşitlilik, ekosistem hizmetleri, ekolojik dirençlilik ve iklim değişikliği arasındaki ilişkileri ele alan bilimsel çalışmalar incelenmiştir. Literatür bulguları, restorasyon uygulamalarının habitat ve tür çeşitliliğinin desteklenmesinin yanı sıra hidrolojik düzenleme, su kalitesinin iyileştirilmesi, taşkın riskinin azaltılması ve diğer ekosistem hizmetlerinin sürdürülmesine katkı sağlayabildiğini göstermektedir. Bununla birlikte, restorasyon etkinliğinin ekosistem tipi, bozulma düzeyi, hidrolojik koşullar, restorasyon yöntemi ve uygulama sonrası izleme süreçlerine bağlı olarak farklılaştığı görülmektedir. Güncel çalışmalar, NbS uygulamalarının biyoçeşitlilik ile iklim uyumu arasında önemli sinerjiler oluşturabildiğini; ancak yanlış tür seçimi, tekdüze bitkilendirme ve ekolojik bağlamın göz ardı edilmesi gibi uygulamaların beklenen faydaları sınırlayabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca farklı ekosistem hizmetleri arasında ortaya çıkabilecek olumlu etkileşimlerin ve olası çatışmaların değerlendirilmesi, restorasyon başarısının yalnızca tek bir ekolojik gösterge üzerinden değil, çoklu ekosistem hizmetleri ve ekolojik dirençlilik göstergeleri üzerinden izlenmesini gerekli kılmaktadır. Sonuç olarak sulak alan restorasyonunda doğa temelli çözümlerin, yerel ekolojik koşullara ve doğal süreçlere dayalı, biyoçeşitliliği merkeze alan ve uzun dönemli izleme mekanizmalarıyla desteklenen bütüncül bir restorasyon ve yönetim yaklaşımı içerisinde ele alınması gerektiği değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sulak alan restorasyonu; Doğa temelli çözümler; Ekolojik dirençlilik; Biyoçeşitlilik; Ekosistem hizmetleri; İklim değişikliği
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
EKRİ, G. (2026). Sulak Alanların Ekolojik Dirençliliğini Güçlendirmede Doğa Temelli Çözümler: Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Perspektifi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 15: Doğa Temelli Çözümler (NBS) ve Sulak Alan Restorasyonu (s. 46). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #16
16

Ramsar Alanları ve Koruma-Kullanma Dengesi

Ramsar Sites and Conservation-Use Balance
Konu Kodu: Topic 16
Bildiri Sayısı: 1 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 16 • Bildiri #27
KONU 16: Ramsar Alanları ve Koruma-Kullanma Dengesi Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #27

Predicting Pre-service Teachers’ Conservation Decisions for Ramsar Sites: The Roles of Environmental Identity, Ecological Citizenship, and Ecological Footprint Reduction Awareness

İsmail Satmaz1*, Derya Girgin1

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: ismailsatmaz@comu.edu.tr

Özet (Türkçe)
Sulak alanlar; biyolojik çeşitliliğin korunması, su döngüsünün düzenlenmesi, karbon depolanması, taşkın kontrolü, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve ekosistem sürekliliğinin sağlanması bakımından kritik öneme sahip sosyo-ekolojik sistemlerdir. Uluslararası öneme sahip sulak alanları ifade eden Ramsar alanları ise sahip oldukları ekolojik değerlerin yanı sıra tarımsal faaliyetler, kentleşme, turizm baskısı, su rejimi değişiklikleri, kirlilik, habitat parçalanması, kuraklık ve iklim değişikliği gibi çok boyutlu tehditlerle karşı karşıyadır. Bu alanların korunması yalnızca yasal düzenlemelere ve teknik yönetim planlarına değil, bireylerin doğayla kurdukları ilişkiye, çevresel sorumluluk anlayışlarına, günlük yaşam tercihlerine ve ekolojik riskler karşısında verebildikleri kanıta dayalı kararlara da bağlıdır. Bu bağlamda gelecekte çevre ve sürdürülebilirlik eğitimini farklı öğrenim kademelerinde yürütecek öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik koruma kararlarının incelenmesi önem taşımaktadır.
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik koruma kararları ile çevresel kimlikleri, ekolojik vatandaşlık düzeyleri ve ekolojik ayak izini azaltmaya yönelik farkındalıkları arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmada ayrıca öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik koruma kararlarının çevresel kimlik, ekolojik vatandaşlık, ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı ve Ramsar alanlarına ilişkin bilgi düzeyi tarafından ne ölçüde yordandığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bunun yanında çevresel kimlik ile Ramsar alanlarına yönelik koruma kararları arasındaki ilişkide ekolojik vatandaşlık ve ekolojik ayak izini azaltma farkındalığının aracı rollerinin test edilmesi planlanmaktadır.
Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı kapsamında kesitsel ilişkisel tarama ve yordayıcı korelasyonel araştırma desenlerine göre tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunun fen bilgisi, sosyal bilgiler, coğrafya, sınıf ve okul öncesi öğretmenliği programlarında öğrenim gören öğretmen adaylarından oluşturulması planlanmaktadır. Çalışma grubunun farklı öğretmenlik programlarını ve sınıf düzeylerini temsil edecek şekilde belirlenmesi; ayrıca mümkün olması hâlinde birden fazla üniversiteden veri toplanması öngörülmektedir.
Araştırmanın verileri Revize Edilmiş Çevresel Kimlik Ölçeği, Ekolojik Vatandaşlık Ölçeği, Ekolojik Ayak İzini Azaltmaya Yönelik Farkındalık Ölçeği, Ramsar Alanları Bilgi Testi, Ramsar Alanlarına Yönelik Koruma Kararı Görevi ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanacaktır. Revize Edilmiş Çevresel Kimlik Ölçeği, öğretmen adaylarının doğayı ve doğal çevreyi benliklerinin bir parçası olarak görme düzeylerini; Ekolojik Vatandaşlık Ölçeği, katılım, sürdürülebilirlik, sorumluluk, hak ve adalet boyutlarındaki vatandaşlık yönelimlerini; Ekolojik Ayak İzini Azaltmaya Yönelik Farkındalık Ölçeği ise enerji, su tüketimi, ulaşım, gıda, geri dönüşüm ve çevrenin korunmasına ilişkin günlük yaşam farkındalıklarını değerlendirmek amacıyla kullanılacaktır.
Araştırmacılar tarafından hazırlanacak Ramsar Alanları Bilgi Testi’nde Ramsar Sözleşmesi, sulak alanların ekosistem hizmetleri, Türkiye’deki Ramsar alanları, biyoçeşitlilik, su rejimi değişiklikleri, kirlilik, kuraklık, habitat kaybı ve insan kaynaklı baskılarla ilgili sorulara yer verilecektir. Ramsar Alanlarına Yönelik Koruma Kararı Görevi’nde ise öğretmen adaylarına farklı Ramsar alanlarının ekolojik özellikleri ve karşı karşıya oldukları riskleri içeren standartlaştırılmış bilgi kartları sunulacaktır. Katılımcılardan bu alanları koruma önceliğine göre sıralamaları, sınırlı bir koruma bütçesini alanlar arasında dağıtmaları, en acil korunması gereken alanı belirlemeleri ve koruma-kullanma dengesine ilişkin politika seçeneklerini değerlendirmeleri istenecektir. Böylece öğretmen adaylarının yalnızca öz bildirime dayalı tutumları değil, ekolojik kanıtlar karşısında sergiledikleri koruma kararları da nicel olarak değerlendirilecektir.
Verilerin analizinden önce hazır ölçeklerin araştırma grubundaki faktör yapıları doğrulayıcı faktör analiziyle incelenecek; ölçeklerin güvenirliği Cronbach alfa, McDonald omega ve bileşik güvenirlik katsayıları aracılığıyla değerlendirilecektir. Öğretmen adaylarının çevresel kimlik, ekolojik vatandaşlık, ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı, Ramsar bilgi düzeyi ve koruma kararlarına ilişkin puanları betimsel istatistiklerle ortaya konulacaktır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Pearson veya Spearman korelasyon analizi; Ramsar alanlarına yönelik koruma kararlarının yordayıcılarının belirlenmesinde ise hiyerarşik çoklu regresyon analizi kullanılacaktır.
Çevresel kimlik ile Ramsar alanlarına yönelik koruma kararları arasındaki ilişkide ekolojik vatandaşlık ve ekolojik ayak izini azaltma farkındalığının paralel aracı rolleri bootstrap yöntemine dayalı aracılık analizi veya yapısal eşitlik modellemesi yoluyla test edilecektir. Ayrıca öğretmen adaylarının puanlarının öğrenim gördükleri program, sınıf düzeyi, çevre eğitimi dersi alma durumu, Ramsar kavramını daha önce duyma durumu, sulak alan ziyaret deneyimi ve doğa koruma etkinliklerine katılım gibi değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı karşılaştırmalı analizlerle incelenecektir.
Araştırma sonucunda çevresel kimliği, ekolojik vatandaşlık düzeyi ve ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı yüksek olan öğretmen adaylarının Ramsar alanlarına yönelik daha güçlü ve ekolojik kanıtlarla daha uyumlu koruma kararları vermeleri beklenmektedir. Ramsar alanlarına ilişkin bilgi düzeyinin de koruma önceliklerinin belirlenmesinde önemli bir yordayıcı olacağı düşünülmektedir. Araştırmanın, öğretmen yetiştirme programlarında sulak alanlar, çevresel vatandaşlık, sürdürülebilir yaşam ve kanıta dayalı ekolojik karar verme konularına daha fazla yer verilmesine yönelik eğitimsel çıkarımlar sunması beklenmektedir. Bu yönüyle çalışmanın Ramsar alanlarının korunması, sürdürülebilirlik eğitimi ve öğretmen adaylarının çevresel eylem kapasitelerinin geliştirilmesi süreçlerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Ramsar alanları; çevresel kimlik; ekolojik vatandaşlık; ekolojik ayak izini azaltma farkındalığı; koruma kararları; öğretmen adayları; sürdürülebilirlik eğitimi.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Satmaz, İ. (2026). Predicting Pre-service Teachers’ Conservation Decisions for Ramsar Sites: The Roles of Environmental Identity, Ecological Citizenship, and Ecological Footprint Reduction Awareness. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 16: Ramsar Alanları ve Koruma-Kullanma Dengesi (s. 48). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #17
17

CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları

GIS, Remote Sensing and Spatial Analysis Applications
Konu Kodu: Topic 17
Bildiri Sayısı: 7 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #3
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #3

Assessing the Effects of Anthropogenic Hydromorphological Changes on the Lavaş Lake Wetland

Sultan Duran1*, Ferhat Keserci1, Dilek Aykır2

1 Ardahan Üniversitesi

2 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: sultanbolat@ardahan.edu.tr

Özet (Türkçe)
Lavaş Lake is a shallow wetland system located southwest of Lake Çıldır in the Arpaçay district of Kars Province. Its shores are surrounded by reed beds, and the lake provides a natural habitat for birds. In 2019, Lavaş Lake was declared a “Strictly Protected Sensitive Area”. However, the risk of drying, which has been associated with the diversion of its water to Lake Çıldır, makes it necessary to examine changes in the lake’s water regime and the possible role of anthropogenic hydromorphological interventions. The aim of this study is to evaluate the water regime changes observed in Lavaş Lake Wetland in relation to hydromorphological interventions and climatic conditions, based on long-term changes in open-water surface area, surface moisture, and wetland vegetation. For this purpose, Landsat 5, 7, 8, and 9 Collection 2 Level-2 satellite images with 30 m spatial resolution for the 1984–2025 period were processed in Google Earth Engine (GEE). Images from the April–July period were combined annually, and cloud/shadow effects were reduced to generate representative images for each year. Using these data, open-water surface area was assessed with the Modified Normalized Difference Water Index (MNDWI), surface moisture with the Normalized Difference Moisture Index (NDMI), and wetland vegetation indicators through the combined use of NDMI and the Normalized Difference Vegetation Index (NDVI). To evaluate the geomorphological characteristics of the study area, the Copernicus digital elevation model with 30 m spatial resolution was used. Based on this dataset, the morphology of the lake basin, slope conditions, and drainage connections were examined. In addition, climatic conditions were evaluated using precipitation, potential evapotranspiration (PET), the Palmer Drought Severity Index (PDSI), and snow water equivalent (SWE) data for the preceding winter period obtained from the TerraClimate dataset. Preliminary findings indicate that the open-water surface area of Lavaş Lake Wetland has decreased markedly over the long term. According to the MNDWI-based analysis, the historical maximum open-water candidate area was determined as 53.25 ha, whereas the open-water surface area declined to 5.23 ha in 2025. This corresponds to a decrease of approximately 90.18%. In contrast, the NDMI-based surface moisture area was calculated as 200.48 ha in 2025, while the wetland vegetation indicator covered 194.09 ha. These results suggest that although the open-water surface of the lake has contracted substantially, the moist surface and vegetated wetland character of the area has not completely disappeared. Preliminary assessments based on climatic data show that the long-term decrease in open-water surface area does not have a direct and strong relationship with April–July precipitation totals or with the water balance indicator derived by subtracting potential evapotranspiration from precipitation (P–PET). In contrast, the clearer relationships between surface moisture and wetland vegetation indicators and April–July precipitation and P–PET values suggest that moisture conditions in the area are more responsive to seasonal climatic conditions. Overall, these findings indicate that the observed open-water loss in Lavaş Lake cannot be explained solely by seasonal drought; rather, the morphology of the lake basin, drainage connections, and possible anthropogenic hydromorphological interventions may have played an important role in this change.
Anahtar Kelimeler: Lavaş Lake, wetland, hydromorphological change, anthropogenic intervention, human–environment interaction, remote sensing
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Duran, S. (2026). Assessing the Effects of Anthropogenic Hydromorphological Changes on the Lavaş Lake Wetland. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 50). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #7
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #7

İklim Değişikliği ve Antropojenik Baskılar Altında Türkiye Deltalarındaki Lagün ve Kumul Alanlarının Değişimi

Berkay Yılmaz1*, Muhammed Zeynel Öztürk2

1 Ege Üniversitesi

2 Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: berkayyilmazgeo@gmail.com

Özet (Türkçe)
Küresel iklim değişikliği ve antropojenik etkiler dünya genelindeki sulak alan ekosistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskı, özellikle yarı kurak iklim kuşağındaki sığ göllerde daha yoğun biçimde hissedilmekte, bu nedenle söz konusu göller literatürde yoğun şekilde çalışılmaktadır. Buna karşın, sistematik değişimlerde son derece hassas olan delta alanlarındaki lagün ve kumul sistemleri, bugüne kadar ayrıntılı ve sistematik biçimde incelenmemiştir. Bu sebeple Türkiye’de bulunan delta alanlarında lagün ve kumul ortamları ele alınmış, yıllar içerisindeki değişimleri incelenmiştir. Lagün ve kumul alanlarındaki değişimler Google Earth Engine üzerinden Landsat uydu görüntüleri kullanılarak analiz edilmiştir. Lagünler için The Modified Normalized Difference Water Index (MNDWI), kumul alanları ise Normalized Difference Sand-Greenhouse (NDSG) indeksi ile tespit edilmiş ve bu alanların alansal değişimleri ortaya konulmuştur. Ortaya çıkan sonuçlar, lagünlerin büyük bir kısmında istatistiksel olarak anlamlı alansal küçülme eğilimleri tespit edilmiştir. Bazı lagünlerde ise tarımsal drenaj ve sulama uygulamalarına bağlı olduğu düşünülen sınırlı bir genişleme gözlenmiştir. Zaman serilerinde uygulanan kırılma noktası analizleri, değişimlerin çoğunlukla 1998-2010 yılları arasına denk gelen belirli dönemlerde yoğunlaştığını, bunun da bölgesel iklimsel dalgalanmalarla birlikte artan antropojenik su kullanımının bir yansıması olabileceğini ortaya koymuştur. Kumul alanlarındaki değişim de benzer bir daralma eğilimi göstermiş. Bu durum, lagün-kumul sisteminin bütünsel bir jeomorfolojik denge içinde birlikte gerilediğine işaret etmektedir. Bulgular, Türkiye kıyı deltalarındaki sulak alan sistemlerinin iklim değişikliği ve artan antropojenik baskılar altında kırılgan bir dönüşüm sürecinde olduğunu ortaya koymakta, bu alanların ulusal ölçekte daha etkin izlenmesi ve koruma politikalarına dahil edilmesi gerektiğini göstermekte ve ekosistem olarak korunmasını önemli kılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Türkiye Kıyıları, Delta, Lagün, Kıyı Kumulu, Uzaktan Algılama
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Yılmaz, B. (2026). İklim Değişikliği ve Antropojenik Baskılar Altında Türkiye Deltalarındaki Lagün ve Kumul Alanlarının Değişimi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 51). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #8
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #8

Trakya Yarımadası’ndaki Bazı Sulak Alanların Toprak Organik Karbon (TOK) Özelliklerinin Mekânsal Analizi

Emre ÖZŞAHİN1*, Mikayil ÖZTÜRK2, Hüseyin SARI3, Berk YAVAŞER2, Tuğrul Turan SARI2, Şeyma KAYALI2, Ezgi TUNCEL2, Kerem GİRGİN2

1 Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

2 Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Anabilim Dalı

3 Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü

* Sorumlu Yazar: eozsahin@nku.edu.tr

Özet (Türkçe)
Birim alan başına en yüksek karbon depolama kapasitesine sahip karasal ekosistemler arasında yer alan sulak alanlar, küresel karbon döngüsünde kritik mavi ve yeşil karbon havuzlarını oluşturmaktadır. Bu alanlardaki toprak organik karbonu (TOK) ise stok tahminini ve haritalamayı zorlaştıran yüksek düzeyde bir mekânsal heterojenlik göstermektedir. Bu çalışmada, Trakya Yarımadası’ndaki farklı hidrolojik ve ekolojik özelliklere sahip başlıca sulak alanların TOK özelliklerinin belirlenmesi ve mekânsal dağılımlarının Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknikleriyle analiz edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma Trakya Yarımadası’nın üç popüler sulak alanları olan İğneada Longoz Ormanları, Kavak Deltası ve Meriç Deltası örneklemleri kapsamında yürütülmüştür. Çalışma sahaları 2.5 × 2.5 km boyutlarında gridlere ayrılmış ve 0-30 cm derinlikten toplam 45 noktadan (Meriç Deltası: 29, İğneada Longoz Ormanları: 9, Kavak Deltası: 7) bozulmuş toprak örneği alınmıştır. TOK değerleri, toprak organik maddesi (TOM) verileri üzerinden Van Bemmelen faktörü kullanılarak hesaplanmıştır. Ayrıca TOK stoku (ton C ha⁻¹) betimleyici düzeyde hesaplanmıştır. Çalışma sonucunda en yüksek ortalama TOK miktarı Kavak Deltası’nda (%2.57) tespit edilirken, bunu sırasıyla İğneada Longoz Ormanları (%1.75) ve Meriç Deltası (%1.38) izlemiştir. Tüm çalışma alanları genelinde örneklem ağırlıklı ortalama TOK ve TOM miktarları sırasıyla %1.64 ve %2.83 olarak hesaplanmıştır. TOK stoku ise çalışma alanları genelinde ortalama 23.46 ton C ha⁻¹ (3.69-60.46 ton C ha⁻¹) olarak bulunmuş ve en yüksek TOK stokun da Kavak Deltası’nda (37.15 ton C ha⁻¹) olduğu belirlenmiştir. Çalışma alanları arasındaki TOK farklılıkları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu farkın esas olarak Kavak Deltası ile Meriç Deltası arasında ortaya çıktığı belirlenmiştir. Bulgular, Trakya Yarımadası’ndaki sulak alanların TOK birikimi açısından belirgin bir mekânsal değişkenlik sergilediğini ve Kavak Deltası’nın en yüksek karbon birikim potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymuştur. Alanlar arasındaki bu farklılıkların hidrolojik rejim, bitki örtüsü, sediment birikimi ve organik madde girdisi gibi faktörlerle ilişkili olduğu değerlendirilmektedir. Elde edilen mekânsal veriler, Trakya Yarımadası’ndaki sulak alanların korunması, iklim değişikliği ile mücadele ve sürdürülebilir alan yönetimi politikaları için önemli bir bilimsel altlık sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: TOK, TOM, sulak alan, mekânsal analiz, CBS, Trakya Yarımadası.
Abstract (English)
Wetlands, which rank among the terrestrial ecosystems with the highest carbon storage capacity per unit area, constitute critical “blue” and “green” carbon reservoirs in the global carbon cycle. However, soil organic carbon (SOC) in these areas exhibits a high degree of spatial heterogeneity, which complicates stock estimation and mapping. This study aimed to determine the SOC characteristics of major wetlands with distinct hydrological and ecological features on the Thrace Peninsula and to analyze their spatial distributions using Geographic Information System (GIS) techniques. The research was conducted using samples from three well-known wetlands on the Thracian Peninsula: the İğneada Longoz Forests, the Kavak Delta, and the Maritsa Delta. The study areas were divided into 2.5 × 2.5 km grids, and a total of 45 soil samples were collected from a depth of 0–30 cm (Maritsa Delta: 29, İğneada Longoz Forests: 9, Kavak Delta: 7). TOK values were calculated using the Van Bemmelen factor based on soil organic matter (SOM) data. In addition, the SOC stock (tons of C per hectare) was calculated at the descriptive level. The results of the study showed that the highest average SOC amount was found in the Kavak Delta (2.57%), followed by the İğneada Longoz Forests (1.75%) and the Maritsa Delta (1.38%). Across all study areas, the sample-weighted average SOC and SOM values were calculated as 1.64% and 2.83%, respectively. The SOC stock was found to average 23.46 metric tons of carbon per hectare (3.69-60.46 metric tons of carbon per hectare) across all study areas, with the highest SOC stock also determined to be in the Kavak Delta (37.15 metric tons of carbon per hectare). Differences in SOC between study areas were found to be statistically significant. It was determined that this difference primarily occurred between the Kavak Delta and the Maritsa Delta. The findings reveal that wetlands on the Thracian Peninsula exhibit distinct spatial variability in terms of SOC accumulation and that the Kavak Delta has the highest carbon accumulation potential. These differences between sites are believed to be related to factors such as hydrological regime, vegetation cover, sediment accumulation, and organic matter input. The spatial data obtained provide an important scientific foundation for policies regarding the conservation of wetlands on the Thracian Peninsula, combating climate change, and sustainable land management.
Keywords: SOC, SOM, wetland, spatial analysis, GIS, Thracian Peninsula.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
ÖZŞAHİN, E. (2026). Trakya Yarımadası’ndaki Bazı Sulak Alanların Toprak Organik Karbon (TOK) Özelliklerinin Mekânsal Analizi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 52). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #10
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #10

Türkiye Kıyılarındaki Sulak Alanların Antropojenik Baskı Yoğunluğu Kapsamında Hasar ve Risk Durumunun Modellenmesi - Modeling the Damage and Risk Status of Wetlands Along the Turkiye Coast in Terms of Anthropogenic Pressure Intensity

S. Murat UZUN1*

1 Marmara Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: murat.uzun@marmara.edu.tr

Özet (Türkçe)
Kıyı süreçleri ile doğal oluşumu şekillenmiş denizel/kıyısal sulak alanlar, kara ve deniz sistemleri arasındaki dinamik geçiş zonlarını oluşturan, yüksek biyolojik üretkenliğe sahip ve küresel ölçekte en fazla ekosistem hizmeti sağlayan doğal sistemlerden biridir. Deltalar, lagünler, haliçler, kıyı bataklıkları, longozlar ve kıyı kumullarını kapsayan bu ekosistemler; karbon depolama, su kalitesinin düzenlenmesi, taşkın kontrolü, sediment tutulumu, kıyı erozyonunun azaltılması, besin döngüsünün sürdürülmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi çok sayıda ekolojik işlevi aynı anda yerine getirebilmektedir. Ancak kıyıların farklı etkenlerle yoğun şekilde antropojenik baskıya maruz kalması, dolaylı olarak kıyı ya da havza kökenli etkilerinde bu baskıyı arttırması kıyısal sulak alanlarda değişimlere, sorunlara ve hasarlara yol açabilmektedir. Ülkemizde envanter çalışmalarına devam edilen sulak alanların 100’e yakını kıyısal sulak alan özelliğindedir. Bu çalışmada Türkiye’de tescillenmiş 27 denizel/kıyısal sulak alanın antropojenik baskı yoğunluğu kapsamında hasar durumunun Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Uzaktan Algılama (UA) teknikleri ile modellenmesi ve kendi aralarında karşılaştırılması amaçlanmıştır. Model literatürde bulunan sulak alan ekoloji risk indisleri ve özellikle sulak alan hasar indisinin (WDI) temel alınması, modifiye edilmesi ve değiştirilerek inceleme kapsamına uyarlanması ile tasarlanmıştır. Modelin veri kaynaklarını resmi kurumlardan alınan sulak alan envanter bilgileri, topografya paftaları, Landsat, Sentinel multispektral uydu görüntüleri, OpenstreetMap (OSM) verileri oluşturmaktadır. Model için sulak alanların koruma sınırı temel alınmış ve analizler 5 km’lik tampon saha belirlenerek bu alan kapsamında uygulanmıştır. Bu çalışmada geliştirilmiş (modifiye edilmiş) Kıyı Sulak Alan Hasar İndisi-modeli (MCWDI) 4 ana etki kriteri ve 18 alt parametreden oluşmaktadır. Ana kriterler, antropojenik baskı etkisi, değişim etkisi, ekoloji etkisi ve çeşitlilik etkisinden oluşmaktadır. Antropojenik baskı değişkeni; kıyı mühendislik yapısı, direkt ana ulaşıma maruziyet mesafesi, direkt yerleşime maruziyet mesafesi, tampon alandaki arazi kullanımı, gece ışığı yoğunluğu, havzadaki baraj etkisi, maden ve sanayi etkisi alt parametrelerinden oluşmaktadır. Değişim etkisi 1985-2025 Landsat verilerine dayalı olarak üretilen sulak alan değişim katsayısı ve kıyı değişim oranı verilerinden oluşur. Ekolojik etki kriteri sulak alan tampon sahasının Normalize Bitki Fark İndis (NDVI), Geliştirilmiş Bitki Örtüsü İndisi (EVI), Normalize Fark Nem İndisi (NDMI) ve Arazi Yüzey Sıcaklığı (LST) verilerinin formüle edilmesi ile hesaplanmıştır. Çeşitlilik etkisi ise sulak alan tampon sahasındaki biyoçeşitlilik, jeomorfoçeşitlilik ve hidroçeşitlik verilerinden üretilmiştir. Elde edilen bütün alt parametre verileri 0-1 arasında standart hale getirilmiştir. Bu işlemde parametrenin hasar durumuna etkisi göz önüne alınmış ve pozitif-negatif durumuna göre hesaplama yapılmıştır. İncelenen sulak alanların 5’i Ramsar alanı, 7’si ulusal ve 15’i mahalli öneme haiz sulak alanlardır. Sulak alanların 4’ü Karadeniz, 4’ü Marmara Denizi, 2’si Çanakkale Boğazı, 10’u Ege Denizi ve 7’si Akdeniz kıyılarındadır. En çok kıyısal sulak alana 5 tane ile Çanakkale ili sahiptir. Bulgulara göre 1985-2025 döneminde incelenen toplam sulak alanlardaki su yüzeyinin arttığı ancak alan bazında medyan değişimin %-3,78 olduğu ve hafif azalma trendinin gerçekleştiği saptanmıştır. Delta özelliği gösteren ve alansal açıdan daha geniş olan sulak alanlarda yoğun kıyı erozyonunun olduğu (Kızılırmak, Yeşilırmak, Yumurtalık, Gediz sulak alanlarında ortalama net kıyı değişim hareketi 300-400 m) tespit edilmiştir. Çalışmaya özgü MCWDI model sonuçlarına göre antropojenik baskı etkisi en fazla İzmit Körfezi sulak alanında (0,92), değişim etkisi Yumurtalık lagününde (0,52), ters orantı etkisine sahip çeşitlik kriterinde Mileyha (Hatay) ve ekoloji etki kriterinde Gökçeada sulak alanı ilk sırada yer almaktadır. Antropojenik baskı yoğunluğu kapsamındaki modifiye edilmiş kıyı sulak alanı hasar indisi (MCWDI) genel sonuçlarına göre en yüksek değerlere İzmit Körfezi (0,79) Mileyha (0,67), Hersek lagünü (0,66), Akçay sazlıkları (0,65) ve Gediz deltası (0,60) sulak alanları sahiptir. En düşük değerin Kocaçay deltası sulak alanında (0,21) olduğu saptanmıştır. Çalışmadaki model önerisi ve analiz sonuçları (27 sulak alanın MCWDI ortalaması 0,49) antropojenik faktörlerin doğrudan ve dolaylı olarak etkilediği denizel/kıyısal sulak alanların birçoğunda risklerin olduğu ve önlemler alınmasının gerekliliğini ortaya koymuştur. Türkiye’deki tescil ve koruma kapsamları belirlenmemiş kıyısal sulak alanlara MCWDI modelinin uygulanması, kıyı ve sulak alan yönetiminde sürdürülebilir, koruma-kullanma dengesindeki planlamalara katkı sağlayabilme potansiyeline sahiptir.
Anahtar Kelimeler: Sulak alanlar, Antropojenik baskı, Hasar ve Risk Analizi, CBS, Türkiye.
Abstract (English)
Marine and coastal wetlands, shaped by coastal processes, are one of the natural systems that form the dynamic transition zones between terrestrial and marine systems; they possess high biological productivity and provide the greatest number of ecosystem services on a global scale. These ecosystems, which include deltas, lagoons, estuaries, coastal marshes, longoz forests and coastal dunes, are capable of performing numerous ecological functions simultaneously, such as carbon sequestration, water quality regulation, flood control, sediment retention, the mitigation of coastal erosion, the maintenance of the nutrient cycle and the conservation of biodiversity. However, the fact that coastlines are subjected to intense anthropogenic pressure from various factors, which in turn indirectly exacerbates this pressure through coastal or catchment-related effects, can lead to changes, problems and damage in coastal wetlands. Of the wetlands for which inventory studies are ongoing in our country, nearly 100 are classified as coastal wetlands. The aim of this study was to model and compare the damage status of 27 registered marine/coastal wetlands in Turkey in terms of the intensity of anthropogenic pressure, using Geographic Information Systems (GIS) and Remote Sensing (RS) techniques. The model was designed by drawing on wetland ecological risk indices found in the literature, and in particular by adapting, modifying and adjusting the Wetland Damage Index (WDI) to suit the scope of the study. The model’s data sources comprise wetland inventory information obtained from official institutions, topographical maps, Landsat and Sentinel multispectral satellite imagery, and OpenStreetMap (OSM) data. The model is based on the protected boundaries of wetlands, and the analyses were carried out within a 5 km buffer zone defined for this purpose. The modified Coastal Wetland Damage Index (MCWDI) model developed in this study comprises four main impact criteria and 18 sub-parameters. The main criteria consist of the impact of anthropogenic pressure, the impact of change, the ecological impact and the impact on biodiversity. The anthropogenic pressure variable comprises the following sub-parameters: coastal engineering structures, distance of exposure to direct main transport routes, distance of exposure to direct settlement, land use in the buffer zone, night-time light intensity, the impact of dams in the catchment area, and the impact of mining and industry. The change effect comprises wetland change coefficients and coastal change rates generated on the basis of Landsat data from 1985 to 2025. The ecological impact criterion was calculated by formulating data on the wetland buffer zone’s Normalised Difference Vegetation Index (NDVI), Enhanced Vegetation Index (EVI), Normalised Difference Moisture Index (NDMI) and Land Surface Temperature (LST). The diversity effect, meanwhile, was derived from data on biodiversity, geomorphological diversity and hydrological diversity within the wetland buffer zone. All the sub-parameter data obtained were standardised on a scale of 0–1. In this process, the impact of the parameter on the damage status was taken into account, and calculations were performed according to whether the status was positive or negative. Of the wetlands studied, 5 are Ramsar sites, 7 are of national importance and 15 are of local importance. Four of the wetlands are located on the Black Sea coast, four on the Sea of Marmara, two in the Dardanelles, ten on the Aegean Sea coast and seven on the Mediterranean coast. The province of Çanakkale has the highest number of coastal wetlands, with five. According to the findings, whilst the water surface area across all wetland areas studied increased between 1985 and 2025, the median change on a per-area basis was –3.78 per cent, indicating a slight downward trend. It was found that there was intense coastal erosion in wetlands exhibiting delta characteristics and covering a larger area (the average net coastal change in the Kızılırmak, Yeşilırmak, Yumurtalık and Gediz wetlands was 300–400 m). According to the study’s MCWDI model results, the anthropogenic pressure effect was highest in the Izmit Bay wetland (0.92), the change effect was highest in the Yumurtalık lagoon (0.52), whilst the diversity criterion—which exhibits an inverse relationship—was highest in Mileyha (Hatay) and the ecological impact criterion was highest in the Gökçeada wetland. According to the overall results of the Modified Coastal Wetland Damage Index (MCWDI) based on the intensity of anthropogenic pressure, the highest values were recorded in the Gulf of Izmit (0.79) Mileyha (0.67), Hersek Lagoon (0.66), Akçay Marshes (0.65) and the Gediz Delta (0.60). The lowest value was found in the Kocaçay Delta wetland (0.21). The model proposal and analysis results presented in this study (the average MCWDI for 27 wetlands was 0.49) have demonstrated that risks exist in many marine and coastal wetlands affected directly and indirectly by anthropogenic factors, and that measures need to be taken. The application of the MCWDI model to coastal wetlands in Turkey, where the scope of registration and protection has not yet been defined, has the potential to contribute to sustainable planning that strikes a balance between conservation and use in coastal and wetland management.
Keywords: Wetlands, Anthropogenic Pressure, Damage and Risk Analysis, GIS, Türkiye
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
UZUN, S. (2026). Türkiye Kıyılarındaki Sulak Alanların Antropojenik Baskı Yoğunluğu Kapsamında Hasar ve Risk Durumunun Modellenmesi - Modeling the Damage and Risk Status of Wetlands Along the Turkiye Coast in Terms of Anthropogenic Pressure Intensity. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 53). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #15
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #15

Sultansazlığı Havzası'nda Sulak Alanlardaki Değişimin ve Yer Subsidansının Alansal ve Zamansal Dağılımı

Murat Poyraz1*, Hüseyin Duman2, Muhammed Zeynel Öztürk33

1 Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi

2 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

3 Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: mpoyraz@ahievran.edu.tr

Özet (Türkçe)
Uluslararası öneme sahip bir Ramsar alanı olan Sultansazlığı Sulak Alanı ve içinde yer aldığı kapalı havza (Kayseri), yoğun yer altı suyu kullanımı ve arazi kullanımındaki değişimler nedeniyle yer çökmesi (subsidans) riski taşımaktadır. Bu çalışmada havzadaki yer çökmesinin alansal ve zamansal dağılımı ile yer altı suyu, iklim, litoloji ve arazi kullanımıyla ilişkisi incelenmiştir. Sentinel-1 yükselen ve alçalan yörünge verilerinden LiCSBAS ile üretilen ve GACOS atmosfer düzeltmesi uygulanan zaman serileri, düşey ve doğu–batı bileşenlerine ayrıştırılmıştır (~100 m çözünürlük). Şubat 2023'te serilerde görülen, ağırlıkla yatay bir basamak nedeniyle hızlar Ocak 2016-Ağustos 2022 dönemi için hesaplanmıştır. Jeolojik olarak duraylı birimlerden belirlenen gürültü eşiği (3,1 mm/yıl) esas alındığında yaklaşık 420 km²'lik alanda (analiz alanının %15'i) anlamlı çökme saptanmıştır. Çökme batıdaki 335 km²'lik bir çanakta yoğunlaşmaktadır (ortalama 10,6 mm/yıl, en yüksek 33,6 mm/yıl). DSİ'ye ait 190 gözlem kuyusunun ham kayıtlarından hesaplanan seviye düşüş hızları ile çökme hızı arasında bölgesel ölçekte güçlü bir ilişki bulunmuştur (Spearman ρ = -0,69; yer altı suyu seviyesindeki 1 m/yıl düşüşe yaklaşık 6 mm/yıl çökme karşılık gelmektedir); birbirine yakın kuyu çiftlerinde ilişki aynı yönde ancak zayıftır. Mevsimsel seviye değişimine eşlik eden zemin hareketi (1,3-1,6 mm/m), uzun dönem oranın (6-8 mm/m) yaklaşık beşte biridir; bu durum çökmenin büyük bölümünün geri dönmeyen sıkışma olmasıyla tutarlıdır. ERA5-Land verileriyle yapılan analizde, altı aylık dönemlerde yağış arttıkça kuyu seviyelerindeki düşüşün azaldığı (100 mm yağışa karşılık yaklaşık 0,7 m) görülmüş; bu ilişki yağış için zayıf, yağış ile potansiyel evapotranspirasyon farkı için daha belirgindir. 2016-2024 döneminde yağışta trend bulunmazken kuyuların %88'inde seviye düşmektedir; dolayısıyla uzun dönem düşüş bu dönemin yağışıyla açıklanamamaktadır. Çökme alanının %86'sı alüvyon üzerindedir ve faylardan uzaklaştıkça artarak havza merkezinde yoğunlaşmaktadır; kurumuş göl tabanlarında da çökme görülmektedir. Alüvyon içinde yoğun tarım alanlarında medyan çökme hızı (3,9 mm/yıl), tarım dışı alüvyondakinin (1,8 mm/yıl) iki katından fazladır. Esri 10 m arazi örtüsü verilerine göre havzadaki sulak alan (su ve su basan bitki örtüsü) 2017-2019 ortalamasında 41,8 km² iken 2023–2025 ortalamasında 19,8 km²'ye inmiştir; azalma ağırlıkla 2024-2025 yıllarında gerçekleşmiştir. Aynı dönemde tarım alanı yaklaşık 136 km² (%14) artmıştır. Bulgular ilişki ve tutarlılık düzeyindedir; pompaj verisinin ve bağımsız jeodezik doğrulamanın (GNSS) bulunmaması çalışmanın temel sınırlılıklarıdır.
Anahtar Kelimeler: Sultansazlığı, yer çökmesi (Subsidans), yer altı suyu, litoloji, arazi örtüsü değişimi.
Abstract (English)
Spatial and Temporal Distribution of Wetland Changes and Land Subsidence in the Sultansazlığı Basin

The Sultansazlığı Wetland, a Ramsar site of international importance, and its closed basin (Kayseri, Türkiye) are exposed to land subsidence driven by intensive groundwater use and land use change. This study examines the spatial and temporal distribution of land subsidence in the basin and its relationship with groundwater, climate, lithology and land use. Sentinel-1 ascending (014A) and descending (094D) time series, produced with LiCSBAS and corrected for atmospheric delay with GACOS, were decomposed into vertical and east–west components (~100 m resolution). Because of a predominantly horizontal step observed in the series in February 2023, velocities were computed for January 2016–August 2022. Using a noise threshold of 3.1 mm/yr derived from geologically stable units, significant subsidence was detected over about 420 km² (15% of the analysed area). Subsidence is concentrated in a 335 km² bowl in the west (mean 10.6 mm/yr, maximum 33.6 mm/yr), and this result is insensitive to the choice of reference area. Groundwater decline rates derived from the raw records of 190 DSİ observation wells show a strong regional-scale relationship with subsidence rates (Spearman ρ = −0.69; about 6 mm/yr of subsidence per 1 m/yr of groundwater decline); between nearby well pairs the relationship has the same sign but is weak. Ground motion accompanying seasonal water-level changes (1.3–1.6 mm/m) is about one fifth of the long-term ratio (6–8 mm/m), which is consistent with most of the subsidence being irreversible compaction. Analysis with ERA5-Land data shows that, over six-month intervals, higher precipitation coincides with smaller water-level declines (about 0.7 m per 100 mm); this evidence is weak for precipitation and clearer for precipitation minus potential evapotranspiration. No lagged effect longer than six months was detected. While precipitation shows no trend over 2016–2024, water levels decline in 88% of the wells; the long-term decline therefore cannot be explained by precipitation in this period. Of the subsiding area, 86% lies on alluvium; subsidence increases with distance from faults and is concentrated in the basin centre, and dried lake beds also subside. Within the alluvium, the median subsidence rate in intensively cultivated areas (3.9 mm/yr) is more than twice that of non-cultivated alluvium (1.8 mm/yr); however, alluvium and cropland overlap over 57% of the subsiding area, so the two factors cannot be separated. According to Esri 10 m land cover data, the wetland area of the basin (water and flooded vegetation) decreased from 41.8 km² (2017–2019 mean) to 19.8 km² (2023–2025 mean), with most of the decrease occurring in 2024–2025. Over the same period, cropland increased by about 136 km² (14%). The findings describe associations and consistency; the absence of pumping data and of independent geodetic validation (GNSS) are the main limitations of the study.
Keywords: Sultansazlığı, land subsidence, groundwater, lithology, land cover change.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Poyraz, M. (2026). Sultansazlığı Havzası'nda Sulak Alanlardaki Değişimin ve Yer Subsidansının Alansal ve Zamansal Dağılımı. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 54). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #23
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #23

Amik Gölü Havzası'nda Antroposenik Müdahaleler: Jeomorfolojik Dönüşüm, Taşkın Riski ve Çevresel Sonuçların Değerlendirilmesi

Ergin Canpolat1*, Mahsum BOZDOĞAN2

1 Hatay Mustafa Kemal University

2 Istanbul University

* Sorumlu Yazar: ergincanpolat@gmail.com

Özet (Türkçe)
Hatay ili sınırları içerisindeki Amik Gölü, Afrika, Arabistan ve Anadolu plakalarının kontak noktasında tektonik hareketler sonucu oluşmuş ve doğal olarak taşkına yatkın bir ova olan Amik Ovası'nda yer almaktadır. Amik Gölü'nün su varlığı, yakın çevredeki klimatik özelliklere ve üzerinde yer aldığı ovanın jeomorfolojik özelliklerine bağlı olarak yıldan yıla değişiklikler göstermesine karşın en büyük değişiklikler 1950'li yıllar ile birlikte başlayan Antropojenik müdahalelerle olmuştur. Amik Gölü, doğal süreçler ile antropojenik müdahaleler arasındaki karmaşık etkileşimin en somut örneklerinden birini sunmaktadır. 1950’de başlatılan ve 1972’de tamamlanan kurutma projesi ile çok sayıda kanal açılmış, mevcut akarsu kanalları genişletilmiş ve derinleştirilmiş böylece Amik Gölü büyük oranda ortadan kaldırılmıştır. Göle yapılan müdahale ova tabanında kalıcı topografik ve hidrolojik değişimlere yol açmıştır. Ancak göl tabanının düşük kotlu yapısı (82 m ve altı) ile bu çukurluğun sularını tahliye eden Küçük Asi Nehri kanalının yetersiz eğimi, Amik Gölü çukurluğuna yönlendirilmiş olan drenaj kanalları, yoğun yağış dönemlerinde suların tahliye edilememesine neden olmaktadır. Bunu sonucunda ise Amik Gölü'nün yaklaşık olarak en derin kısmına inşaa edilmiş Hatay Havalimanı ve bağlantı yolları ile kot seviyesi düşük olan tarım alanları, yerleşim sahaları zaman zaman su altında kalmaktadır. Bu durum özellikle 2001, 2012, 2018-2019 ve son olarak 2025-2026 kış aylarında geniş tarım sahaları ile yerleşim bölgeleri sular altında kalmasıyla afet boyutuna dönüşmüştür. Saha, 2023 depremleri sonrasında özellikle Hatay Havaalanı çevresinde yapılan koruma çalışmalarına karşın, halen önemli bir taşkın tehdidi altındadır.

Bu çalışmada, 1/25.000 ölçekli topoğrafya haritaları, AlosPalsar DEM, Landsat-Sentinel uydu görüntüleri, DSİ akarsu akım ve meteoroloji verileri ile sel ve taşkına yönelik arşiv belgeleri ve drone fotoğrafları kullanılmıştır. Bulgular, sıklıkla yaşanan taşkın olaylarının yerleşim yeri ve tarım alanlarını tehdit ettiğini, ovanın sel sularını tutma kapasitesinin, Antakya’yı Küçük Asi Nehri ve Büyük Asi Nehri’nin kontrolsüz taşkınlarına karşı doğal bir koruma sigortası işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Geçmiş kayıt ve bulgulardan Amik Gölü'nün önemli bir göl ekosistemi oluşturarak çok sayıda canlıya yaşam alanı oluşturduğu, gölden yapılan balıkçılık faaliyetlerinin bölge ekonomisine önemli katkılar sağladığına işaret etmektedir. Bu nedenle, 82 m kotu altındaki alanlarda beşeri faaliyetlerin sınırlandırılması ve bu sahaların kontrollü su tutma bölgelerine dönüştürülmesi önerilmektedir. Ayrıca, Suriye kaynaklı Asi Nehri ve Afrin Çayı gibi sınır aşan akarsulardan gelen fazla suların yönetimi için veri paylaşımına dayalı erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesi, sürdürülebilir taşkın risk yönetimi açısından gereklidir.
Anahtar Kelimeler: Amik Ovası; Amik Gölü, Hatay Taşkın, Hatay Havaalanı
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Canpolat, E. (2026). Amik Gölü Havzası'nda Antroposenik Müdahaleler: Jeomorfolojik Dönüşüm, Taşkın Riski ve Çevresel Sonuçların Değerlendirilmesi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 55). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 17 • Bildiri #39
KONU 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #39

Mass Loss of Glaciers on Mts. Buzul (Cilo) During the Anthropocene and the Impacts of Tourism Pressure on Environmental Geomorphology

Cihan Bayrakdar1*, Mahsum Bozdoğan1, Ergin Canplat2

1 İstanbul University

2 Hatay Mustafa Kemal University

* Sorumlu Yazar: cihanbyr@istanbul.edu.tr

Özet (Türkçe)
Güneydoğu Toroslar’ın en yüksek kesimini oluşturan Buzul (Cilo) Dağları, Türkiye’de güncel buzulların yoğun olarak bulunduğu yüksek dağlık alanlardan biridir. Kuvaterner boyunca tekrarlanan buzullaşmalarla şekillenen saha; güncel buzullar, sirkler, tekne vadiler ve morenlerle karakterize edilmektedir. Son yüzyılda hızlanan iklim değişikliği, Cilo buzullarında belirgin alan ve uzunluk kayıplarına yol açmış, tarihsel kayıtlar ve uzaktan algılama verileri buzullardaki gerilemenin sürekliliğini ortaya koymuştur. Buzulların gerilemesiyle açığa çıkan yüzeylerde moren stabilitesizliği, yüzeysel erozyon, kütle hareketleri ve flüvyoglasyal süreçlerin etkinleşmesi, yüksek dağ ortamında paraglasyal yeniden düzenlenmeyi hızlandırmaktadır. Bununla birlikte son yıllarda dağcılık, doğa yürüyüşü, kamp ve diğer rekreasyonel faaliyetlerin yoğunlaşması, bu hassas yüksek dağ ortamı üzerindeki antropojenik baskıyı artırmaktadır.
Bu çalışmada Cilo Dağları’ndaki güncel buzulların Antroposen dönemindeki değişiminin belirlenmesi ve iklim kaynaklı deglasyasyon ile artan turizm baskısının çevresel jeomorfoloji üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada tarihsel kayıtlar, arazi gözlemleri, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, insansız hava aracı görüntüleri ve Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı analizlerden yararlanılmıştır. Orta Uludoruk Buzulu üzerinde gerçekleştirilen karşılaştırmalar, buzul alanının 2009’da yaklaşık 340.000 m²’den 2024’te 240.000 m²’ye gerilediğini ve son 15 yılda yaklaşık %28 oranında alan kaybı ile 100 m uzunluk kaybı meydana geldiğini göstermektedir. Bu bulgular, Cilo Dağları’nda uzun süredir devam eden buzul gerilemesinin günümüzde de sürdüğünü göstermektedir. Deglasyasyonla açığa çıkan yüzeylerin jeomorfolojik olarak yeniden düzenlenmesi ve artan rekreasyonel kullanımın oluşturduğu antropojenik baskı birlikte değerlendirildiğinde, Cilo Dağları’nın iklim değişikliği ve insan faaliyetlerine karşı oldukça hassas bir yüksek dağ sistemi olduğu görülmektedir. Bu nedenle sahanın jeomorfolojik mirasın korunması ve sürdürülebilir turizm ilkeleri doğrultusunda izlenmesi gerekmektedir.
Bu çalışma, TÜBİTAK 122Y360 numaralı proje kapsamında desteklenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Cilo Dağları, Antroposen, buzul gerilemesi, çevresel jeomorfoloji, paraglasyal süreçler, turizm baskısı.
Abstract (English)
The Buzul (Cilo) Mountains, forming the highest part of the Southeastern Taurus Mountains, are among the high-mountain areas of Türkiye with the greatest concentration of present-day glaciers. Shaped by repeated glaciations throughout the Quaternary, the area is characterized by modern glaciers, cirques, U-shaped valleys, and moraines. Accelerating climate change over the last century has resulted in substantial losses in the area and length of the Cilo glaciers, while historical records and remote-sensing data demonstrate the persistence of glacier retreat. On surfaces exposed by glacier recession, increasing moraine instability, surface erosion, mass movements, and glaciofluvial processes are accelerating paraglacial readjustment within the high-mountain environment. In addition, the recent intensification of mountaineering, hiking, camping, and other recreational activities has increased anthropogenic pressure on this sensitive high-mountain environment.
This study aims to determine changes in the present-day glaciers of the Cilo Mountains during the Anthropocene and to assess the effects of climate-driven deglaciation and increasing tourism pressure on environmental geomorphology. The study employs historical records, field observations, high-resolution satellite imagery, unmanned aerial vehicle (UAV) imagery, and Geographic Information Systems (GIS)-based analyses. Comparisons conducted for the Orta Uludoruk Glacier indicate that its area decreased from approximately 340,000 m² in 2009 to 240,000 m² in 2024, corresponding to an area loss of approximately 28% and a reduction in glacier length of 100 m over the last 15 years. These findings demonstrate that the long-term retreat of glaciers in the Cilo Mountains is continuing at present. Considering the geomorphological readjustment of surfaces exposed by deglaciation together with the anthropogenic pressure associated with increasing recreational use, the Cilo Mountains represent a highly sensitive high-mountain system vulnerable to both climate change and human activities. Therefore, systematic monitoring of the area is required within a framework that prioritizes the conservation of geomorphological heritage and the principles of sustainable tourism.
This study was supported by TÜBİTAK under Project No. 122Y360.
Keywords: Buzul (Cilo) Mountains, Anthropocene, glacier retreat, environmental geomorphology, paraglacial processes, tourism pressure.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Bayrakdar, C. (2026). Mass Loss of Glaciers on Mts. Buzul (Cilo) During the Anthropocene and the Impacts of Tourism Pressure on Environmental Geomorphology. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 17: CBS, Uzaktan Algılama ve Mekânsal Analiz Uygulamaları (s. 56). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
BİLİMSEL KONU • TOPIC #18
18

Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri

Artificial Intelligence, Big Data and Digital Twin Technologies
Konu Kodu: Topic 18
Bildiri Sayısı: 2 Bildiri
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 18 • Bildiri #1
KONU 18: Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #1

Antroposen Baskıları Altındaki Sulak Alanların İzlenmesi ve Yönetimi İçin Yapay Zekâ Tabanlı Ekolojik Risk Analizi ve Karar Destek Sistemi

Cumali Yaşar1*

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: cumali.yasar@gmail.com

Özet (Türkçe)
Sulak alanlar; biyolojik çeşitliliğin korunması, su kaynaklarının düzenlenmesi, karbon depolanması ve iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması açısından kritik öneme sahip ekosistemlerdir. Bununla birlikte arazi kullanım değişiklikları, tarımsal faaliyetler, kentsel yayılma, su rejimine müdahaleler, kirlilik ve iklim değişikliği gibi Antroposen kaynaklı baskılar, sulak alanların ekolojik bütünlüğünü giderek daha fazla tehdit etmektedir. Bu çalışma, sulak alanlar üzerindeki çoklu çevresel baskıların mekânsal ve zamansal olarak izlenmesine, analiz edilmesine ve yönetim kararlarına dönüştürülmesine yönelik yapay zekâ ve coğrafi bilgi sistemleri tabanlı bütünleşik bir karar destek sistemi geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Çalışmanın pilot uygulama alanı olarak Manyas Gölü seçilmiştir. Copernicus programı kapsamında sağlanan Sentinel uydu verileri kullanılarak göl ve çevresindeki su yüzeyi değişimleri, arazi kullanım/arazi örtüsü dönüşümleri, vejetasyon dinamikleri, yüzey sıcaklığı, bulanıklık ve su kalitesini temsil edebilecek spektral göstergelerin zamansal değişimleri analiz edilecektir. Bu veriler; CBS tabanlı mekânsal analizler, yapay zekâ ve makine öğrenmesi yöntemleri ile birlikte değerlendirilerek ekolojik baskı, hassasiyet ve risk göstergelerine dönüştürülecektir. Böylece Manyas Gölü için yüksek risk taşıyan alanların belirlenmesi, baskı kaynaklarının mekânsal olarak ortaya konulması ve farklı yönetim senaryolarının karşılaştırılması hedeflenmektedir.
Çalışmanın ikinci bileşeninde ise Türkiye'deki sulak alanlara yönelik genişletilebilir bir dijital karar destek uygulamasının geliştirilmesi öngörülmektedir. Sistem içerisinde sulak alanların temel özellikleri, maruz kaldıkları antropojenik ve iklimsel baskılar, uydu tabanlı değişim göstergeleri ve mekânsal risk düzeyleri bütünleşik olarak değerlendirilebilecektir. Copernicus tabanlı güncel uydu verileriyle desteklenecek sistemin, yöneticilere ve karar vericilere sulak alanların mevcut durumunu izleme, baskıların yoğunlaştığı bölgeleri belirleme, öncelikli koruma ve restorasyon alanlarını saptama ve alternatif yönetim kararlarını karşılaştırma imkânı sunması amaçlanmaktadır.
Bu yönüyle çalışma, Manyas Gölü ölçeğinde geliştirilen pilot uygulamayı Türkiye'deki sulak alanlara ölçeklenebilir bir CBS ve yapay zekâ tabanlı ekolojik karar destek modeline dönüştürmeyi hedeflemekte; sulak alan yönetiminde uzaktan algılama, mekânsal analiz ve veri odaklı karar verme yaklaşımlarının bütünleşmesine katkı sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Manyas Gölü, sulak alanlar, Copernicus, Sentinel, yapay zekâ, coğrafi bilgi sistemleri, ekolojik risk analizi, karar destek sistemi, uzaktan algılama
Abstract (English)
Wetlands are ecosystems of critical importance for the conservation of biodiversity, the regulation of water resources, carbon storage, and the mitigation of climate change impacts. However, Anthropocene-driven pressures such as land-use change, agricultural activities, urban expansion, alterations to hydrological regimes, pollution, and climate change are increasingly threatening the ecological integrity of wetlands. This study aims to develop an integrated decision-support system based on artificial intelligence and geographic information systems (GIS) for the spatial and temporal monitoring, analysis, and translation of multiple environmental pressures on wetlands into actionable management decisions.
Lake Manyas has been selected as the pilot study area. Using Sentinel satellite data provided under the Copernicus Programme, temporal changes in surface water extent, land-use/land-cover transformations, vegetation dynamics, land surface temperature, turbidity, and spectral indicators that may serve as proxies for water quality will be analysed for the lake and its surrounding areas. These datasets will be integrated with GIS-based spatial analyses and artificial intelligence and machine-learning methods to derive indicators of ecological pressure, vulnerability, and risk. In this way, the study aims to identify high-risk areas within Lake Manyas, spatially characterise the major sources of pressure, and compare alternative management scenarios.
The second component of the study envisages the development of a scalable digital decision-support application for wetlands across Türkiye. Within the system, the key characteristics of wetlands, the anthropogenic and climatic pressures to which they are exposed, satellite-based change indicators, and spatial risk levels will be assessed in an integrated manner. Supported by up-to-date Copernicus-based satellite data, the system is intended to enable managers and decision-makers to monitor the current status of wetlands, identify areas where pressures are intensifying, determine priority areas for conservation and restoration, and compare alternative management options.
In this respect, the study seeks to transform the pilot application developed at the Lake Manyas scale into a scalable GIS- and artificial intelligence-based ecological decision-support model for wetlands across Türkiye. By doing so, it aims to contribute to the integration of remote sensing, spatial analysis, and data-driven decision-making approaches in wetland management.
Keywords: Lake Manyas, wetlands, Copernicus, Sentinel, artificial intelligence, geographic information systems (GIS), ecological risk analysis, decision support system, remote sensing.
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Yaşar, C. (2026). Antroposen Baskıları Altındaki Sulak Alanların İzlenmesi ve Yönetimi İçin Yapay Zekâ Tabanlı Ekolojik Risk Analizi ve Karar Destek Sistemi. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 18: Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri (s. 58). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı • Bildiri Özetleri Kitabı Konu 18 • Bildiri #24
KONU 18: Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri Sözlü Bildiri
Sözlü Bildiri BİLDİRİ ID: #24

AI-Enhanced XR Science Exhibitions for Wetland Education: An Integrative Review and Conceptual Framework for Immersive Environmental Learning

Zafer Karadayı1*

1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

* Sorumlu Yazar: zaferkaradayi@gmail.com

Özet (Türkçe)
Wetlands are critical ecosystems for biodiversity, water security, carbon cycling, flood regulation, and climate adaptation; however, their multi-scale and dynamic character makes them difficult to communicate through conventional science education. This article integrates recent scholarship on environmental education, science communication, informal learning, extended reality (XR), and artificial intelligence (AI) to examine how AI-enhanced XR science exhibitions can support wetland education. Virtual, augmented, and mixed reality, digital twins, generative AI, intelligent virtual guides, and adaptive learning are synthesized through the lenses of multimodal learning, cognitive load, social cognitive theory, socio-scientific issues, and place-based ecopedagogy. Evidence suggests that XR is particularly valuable for spatial understanding, presence, engagement, and the visualization of otherwise inaccessible ecological processes, but immersion alone does not guarantee durable learning or pro-environmental attitude change. AI can add adaptive explanation, personalized feedback, multilingual dialogue, and responsive scenario design, while simultaneously amplifying concerns about scientific fidelity, algorithmic bias, privacy, and over-automation. As its main contribution, the article proposes the AI-XR Wetland Exhibition Framework (AIXR-WEF), which links local ecological data, immersive representation, AI adaptation, inquiry and decision-making, action pathways, and ethical governance. The framework offers design principles, evaluation indicators, and a research agenda for science centers, museums, visitor centers, and university exhibitions.
Anahtar Kelimeler: wetland education; extended reality; artificial intelligence; science exhibitions; environmental education; digital twin; informal learning
Bu Bildiriye Atıf Yapmak İçin (Cite as):
Karadayı, Z. (2026). AI-Enhanced XR Science Exhibitions for Wetland Education: An Integrative Review and Conceptual Framework for Immersive Environmental Learning. İçinde: A. E. Erginal (Ed.), Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Bildiri Özetleri Kitabı - Konu 18: Yapay Zekâ, Büyük Veri ve Dijital İkiz Teknolojileri (s. 59). ÇOMÜ Yayınları. Zenodo DOI: 10.5281/zenodo.XXXXXXX (Zenodo İndeksleme Sürecinde)
Türkiye'de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı Yazarlar İndeksi (Author Index)

Yazarlar İndeksi (Author Index)

ARSLAN, Hasan
AYKIR, Dilek
BAYCAN, Bengi
BAYRAKDAR, Cihan
BOZDOĞAN, Mahsum
BOZKURT, Ahmet
BURSALI, Fatih
CANER, Hülya
CANPLAT, Ergin
CANPOLAT, Ergin
CHATZI OGLOU, Alie
CÜREBAL, İsa
DEBRELI, Ege Can
DEMIREL, Dilan
DEMİREL, Dilan
DOĞAN, Mesut
DUMAN, Hüseyin
DURAN, Sultan
DİKER, Oğuz
EKRİ, Gülkız Ekri̇
ERENOĞLU, Ramazan Cüneyt
ERGINAL, Ahmet Evren
ERGİNAL, Gülsen
ERTEK, T. Ahmet
EŞITTI, Şakir
FURAL, Şakir
FURAL, Şaki̇r
GIRGIN, Derya
GÜNEŞ, Hilal
GÜNGÖR, Gülan
GİRGİN, Kerem
KARA, Emre
KARADAYI, Zafer
KARLIOĞLU KILIÇ, Nurgül
KARTUM, Şeyda
KAYALI, Şeyma
KESERCI, Ferhat
KUKRER, Serkan
KUMRAL, Rümeysa
KURTUL, Didem
KÜKRER, Serkan
MUTLU, Ekrem
OLĞAÇ, İrem
POYRAZ, Murat
SARI, Hüseyin
SARI, Tuğrul Turan
SATMAZ, İsmail
SEKİ, Nagihan Seki̇
SOYSAL EŞITTI, Aslı
TIKIR, Sıtkı
TOSUNOĞLU, Murat
TUNCEL, Ezgi
TUNÇER, Kadir
TÜRKMEN, Elif Irmak
ULUDAĞ, Musa
UYSAL, İbrahim
UZUN, S. Murat
VARDAR, Serdar
YAKUPOĞLU, Nurettin
YAVAŞER, Berk
YAŞAR, Cumali
YILMAZ, Berkay
ÇAKIR, Seda
ÇAKIR, Çağlar
ÇELIK TURAN, Aylin
ÇELIK, Kemal
ÖZBEK, Elif Seda
ÖZDEL, Muhammed Mustafa
ÖZKAN, Ebru Yeşim
ÖZTURA, Erdal
ÖZTÜRK PULATOĞLU, Ayşe Öztürk Pulatoğlu
ÖZTÜRK, Mikayil
ÖZTÜRK, Muhammed Zeynel
ÖZTÜRK3, Muhammed Zeynel
ÖZŞAHİN, Emre
ŞENER, Mehmet Furkan